Lübnan Amerikan işgali altında: Zilleti meslek edinen parçalanmış bir hükümet

26 Şubat 2026

"Egemenlik dilenilmez, ihsan edilmez ve ödünç alınmaz. Egemenlik icra edilir. Bu icraat, vatanın her karışında, bilhassa düşmanın evleri yerle bir etmek, halkı sindirmek veya zorla oldubittiler yaratmak için sızdığı bölgelerde milli varlığı perçinlemekle başlar."

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Kerim Haddad, Lübnan’ın mevcut siyasi ve askeri krizini "egemenlik" kavramı üzerinden okuyan sert bir meydan okuma sunuyor. Lübnan ordusunun İsrail müdahaleleri karşısındaki dirençli duruşunu selamlayarak, ordunun bir dış gücün aparatı değil, devletin asli koruyucusu olduğunu vurgulayan Haddad, hükümet içerisindeki mütereddit ve teslimiyetçi sesleri "zilleti meslek edinmekle" suçlayarak, diplomasinin bir teslimiyet aracına dönüşmesini eleştiriyor. Özellikle ABD’nin ülkedeki askeri ve siyasi nüfuzunu "maskeli bir işgal" olarak tanımlayan Haddad, gerçek egemenliğin ancak ekonomik bağımsızlık, askeri tahkimat ve milli iradeyle mümkün olacağını ifade ediyor.

Milletlerin tarihindeki o kırılma anlarında tarafsızlık bir erdem, tereddüt bir hikmet, müphem bir dil ise gerçekliğin ifadesi olamaz.

Öyle anlar vardır ki vatanın manası, egemenliğin şanı ve ordunun bir devlet ordusu mu yoksa sınır ötesinden idare edilen alelade bir güvenlik gücü mü olduğu imtihana çekilir.

Bugün Lübnan topraklarında yaşananlar geçici bir ayrıntı değil; karar iradesi, vatan toprağı ve milli onur üzerine yoğunlaşmış bir varlık mücadelesidir.

Lübnan ordusu, Lübnan toprağında bir gözlem noktası kurduğunda ateş hattında kalıp çekilmesi istendiği halde buna reddiye sunuyorsa, bu teknik bir hadise değildir.

Bu, tam manasıyla bir egemenlik şahlanışıdır [1]. Bu, o toprak üzerinde devlet adına duranların emirlerini yabancı bir ordudan almadığının fiili bir ilanıdır. Bu adım, istisnai bir kahramanlık değil; kendisine ve halkına saygı duyan her askeri kurumun asgari görevidir.

Egemenlik dilenilmez, ihsan edilmez ve ödünç alınmaz. Egemenlik icra edilir. Bu icraat, vatanın her karışında, bilhassa düşmanın evleri yerle bir etmek, halkı sindirmek veya zorla oldubittiler yaratmak için sızdığı bölgelerde milli varlığı perçinlemekle başlar.

Düşman, Lübnan’ın iradesini kurşunla sınıyorsa, bunun cevabı geri çekilmek değil; orada var olmayı bir devlet politikası haline getirmektir.

Ordunun, ihlallere maruz kalan her bölgede gözlem noktaları kurması en tabi hakkı, hatta asli vazifesidir. Köylerin yağmalandığı yerde teyakkuz halini yükseltmek onun hakkıdır.

Vatandaşı korumanın bir lütuf değil, devletin temel işlevi olduğunu ameli olarak söylemek onun hakkıdır. Şayet hasım insansız hava araçları (İHA), evlerine dönenlerin üzerine bomba yağdırmak veya yüreklerine korku salmak için kullanılıyorsa, gökyüzünü onlara açık bırakmak bir alın yazısı değildir.

Savunma kapasitesini geliştirmek, önleme sistemleri kurmak ve köyleri tahkim etmek bir saldırı değil; insana ve onura dair meşru bir müdafaadır [2].

Lübnan ordusu sınırlarını korumak için ileri atıldığında bir maceraya atılmıyor, aksine uzun süren bir tereddüt silsilesini ıslah ediyor.

Bunu bir hizbin veya akımın adına değil; egemenliği bölünme kabul etmez bir cumhuriyet adına yapıyor. Bu sebeple, bu adımı takdire şayan gören her Lübnanlı, meseleyi asli mecrasına iade etmektedir: Ordu kendi toprağındadır ve çekilme denklemini zorla dayatmaya çalışanlara karşı durmaktadır.

Öte yandan, iç siyasette en az bu kadar tehlikeli bir manzara beliriyor. Hükümetteki bir bakanın dilinden, saldırıyı haklı çıkaran veya altyapının hedef alınmasını şaibeli kılan bir söylem döküldüğünde, bu şahsi bir kanaat sayılamaz.

Dışişleri Bakanı bir ekran yorumcusu değil, devletin dünyadaki temsilcisidir. Onun kelamı Lübnan’ın tamamına hamledilir.

Diplomasi, düşmanın anlatısının bir yankısına dönüşürse, bu sadece bir ifade kusuru değil, Lübnan’ın siyasi konumundaki bir çürümedir.

Saldırının vehametini hafifleten veya hasmın tezlerine hizmet eden tehditler savuran bir yetkili, sadece öngörü hatası yapmıyor, milli duruşu da zayıflatıyor.

Çatışma anlarında beklenen, devleti koruyan bir üsluptur, ona yönelik saldırıları meşrulaştıran bir dil değil. Beklenen, dışarının rızasını içerinin aleyhine arayan değil, Lübnan’ın egemenliğini savunan bir diplomasidir.

Lübnan’daki Amerikan askeri varlığına, bilhassa Hamat gibi üslerin çevresindeki mevcudiyete gelince; bu meseleden "yumuşatılmış" tabirlerle kaçınılamaz.

Bölgesel çatışmalar bağlamında kullanılan ve Lübnan toprağını sınır ötesi operasyonlar sisteminin bir parçası kılan her türlü yabancı askeri varlık, doğrudan bir egemenlik meselesidir [3]. Bu gerçekler "destek", "işbirliği" veya "ortaklık" başlıklarıyla ambalajlanabilir; ancak öz baki kalır: Karar yetkisi kimdedir ve askeri üslerin işlevini kim tayin etmektedir?

İşgal, her zaman sokaklara yayılan tanklarla olmaz. Bazen stratejik konuşlanmayla, bazen güvenlik kararlarını dizginlemekle ve toprağı başkaları üzerinde bir baskı platformu olarak kullanmakla olur.

Küçük bir devlet, ritmini kendisinin belirlemediği bir operasyon ağının parçası haline geldiğinde, egemenliği ciddi bir soru işaretine dönüşür.

İhtiyacımız olan sloganlar değil, berrak bir milli münazaradır: Bu varlığın tavanı nedir? Sınırları ve Lübnan’a olan fiili faydası nedir? Bu durum, yabancı güçlerle olan ilişkinin safi Lübnan menfaatleri temelinde yeniden tanımlanması ve askeri anlaşmaların şeffaflıkla tartışılması ihtiyacını doğurmaktadır.

Milli manadaki direniş, ne rastgele bir eylem ne de bir kaos davetidir. Direniş, boyun eğmeyi ve saldırıya kılıf uydurmayı reddetmekle başlar.

Siyasi ve toplumsal eylemle, anayasal hesap verebilirlikle, şantaja geçit vermeyen bağımsız bir ekonomi inşa etmekle ve orduyu sadece milli iradeye boyun eğen bir kurum olarak tahkim etmekle icra edilir.

Lübnan bugün net bir denklemle karşı karşıyadır: Ya dışarıdan idare edilen, sınırları ihlal edilen zayıf bir devlet rolünü kabullenecek ya da kendi "kırmızı çizgilerini" kendisi çizen bir devlet olma haysiyetini geri kazanacaktır.

Kimse intiharvari bir çatışma istemiyor; ancak kimse, ateşe verilen tek cevabın geri çekilmek olmasını veya toprağın bir çatışma sahasına dönüştürülmesine sessiz kalınmasını da kabul edemez.

Lübnan, büyük güçler haritasının kenarındaki bir teferruat değildir. O; halkı, hafızası ve dış iradelerin deney sahası olmadan yaşama hakkı olan bir vatandır.

Şayet maskeli bir işgal veya saldırganlık varsa, bunu ifşa etmek bir borçtur. Şayet Lübnan menfaati dışında alınan bir karar varsa, bunu sorgulamak bir haktır.

Gerçek egemenliğe giden yol çetin olabilir, baskılar devasa boyutlara ulaşabilir; fakat milletler dayatılan gerçeklere teslim olarak değil, onları yeniden şekillendirerek inşa edilir.

Lübnanlılar topraklarının mübah, ordularının talimata açık ve kararlarının satılık olmadığını ilan ettiklerinde, işte o zaman egemenlik sözden hakikate dönüşecektir.


[1] Egemenlik Şahlanışı (Luhzatun Siyadiyye): Orijinal: لحظة سيادية بامتياز (Lahzatun siyâdiyyetun bi-imtiyâz): Siyâde (سيادة) kelimesi "s-v-d" (سود) kökünden gelir; sözlükte üstünlük, liderlik ve efendilik demektir. Lahza ise göz açıp kapayıncaya kadar geçen süreyi ifade eder. Metinde bu tabir, sıradan bir zaman dilimini değil, devletin varlık ispatı yaptığı "kritik eşiği" vurgular. Lübnan tarihinde ordunun, İsrail veya diğer bölgesel güçler karşısındaki pasifize edilmiş konumu, 1943 bağımsızlık paktından beri süregelen bir tartışmadır. "Lahzatun siyadiyye" ifadesi, ordunun bu pasif sarmaldan çıkıp aktif bir aktöre dönüştüğü anı kutsar. (ç.n.)

[2] Meşru Müdafaa (Difa'un Meşru'): Orijinal: دفاع مشروع (Difâ‘un meşrû‘): Difâ‘ (دفع) kökü "itmek, savuşturmak" demektir. Meşrû‘ ise şeriatın veya hukukun izin verdiği dairesel sınırı çizer. İslam hukukunda (fıkıh) "Müdafaa-i Nefs", kişinin canını, malını ve ırzını koruması için yaptığı eylemin hukuki sorumluluk doğurmamasıdır. Haddad, askeri tahkimatı bir "saldırı" değil, bu fıkhi/hukuki hakka dayalı bir "savunma" olarak nitelendiriyor. (ç.n)

[3] Lübnan’daki Yabancı Varlık (El-Vucud el-Askerî el-Amerîkî): Orijinal: الوجود العسكري الأميركي (El-vucûdu'l-askeriyyu'l-amerîkî): Vucûd (وجد), bulunmak demektir. Ancak metnin başlığındaki İhtilâl (احتلال) (işgal) kelimesiyle birlikte düşünüldüğünde, bu mevcudiyetin rızaya dayalı olmayan veya suistimale açık bir durumu ifade ettiği sezdirilir. Lübnan'ın kuzeyindeki Hamat Hava Üssü, ABD'nin Lübnan ordusuna yaptığı yardımlar çerçevesinde kullanılan bir merkezdir. Haddad, bu yardımların "yumuşak bir işgale" (ihtilalun mukanna') dönüştüğünü vurguluyor. (ç.n.)

Çeviri: YDH