
YDH- Eski CIA kıdemli analisti Ray McGovern, katıldığı son yayında Orta Doğu’da tırmanan gerilimin perde arkasına dair ezber bozan açıklamalarda bulunarak dünyayı sarsacak bir tablo çizdi.
27 yıllık istihbarat tecrübesiyle konuşan McGovern, mevcut durumu bir "iskambil kulesinin yıkılışına" benzetirken, 3. Dünya Savaşı’nın aslında çoktan başladığını ve küresel sistemin daha önce tanık olunmamış büyüklükte bir ekonomik çöküşün eşiğinde olduğunu vurguladı.
İran’ın nükleer silah üzerinde çalışmadığının 2007’den bu yana Amerikan istihbaratı tarafından bilindiğini hatırlatan analist, buna rağmen sürdürülen savaş çığırtkanlığının arkasında Netanyahu’nun taleplerinin yattığını ancak Trump’ın bu kez beklenmedik bir direnç gösterdiğini ifade etti.
McGovern analizinde özellikle Pentagon ve Genelkurmay Başkanlığı koridorlarında konuşulan teknik imkansızlıklara dikkat çekerek, bölgeye gönderilen uçak gemilerinin ve bombardıman uçaklarının aslında içi boş bir gövde gösterisinden ibaret olduğunu iddia ediyor.
Genelkurmay Başkanı Dan Kane’in Başkan Trump’a "hazırız" dediği yönündeki söylentilerin aksine, ordu içindeki üst düzey planlamacıların mühimmatın sadece beş gün içinde tükeneceği gerçeğini bildiklerini ifade ediyor.
McGovern’a göre Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkelerinin üslerini ve hava sahalarını ABD operasyonlarına kapatmış olması, operasyonel kabiliyeti tamamen felç etmiş durumda. Bu lojistik tıkanıklığın üzerine bir de İran’ın Haziran ayında sergilediği hipersonik füze kapasitesi eklendiğinde, ABD’nin bölgede bir tırmandırma üstünlüğünün kalmadığı gerçeği ortaya çıkıyor.
CIA analisti, ABD'nin askeri çaresizliğini sadece mühimmatla değil, lojistik bir skandalla örneklendiriyor. Donanmanın tek yakıt tankerinin aylardır tamirde olduğunu ve çalışmadığını belirten analist, 'Mühimmatınız yok, üssünüz yok, yakıt tankeriniz bile yok; bu şartlarda İran'a meydan okumak tam bir delilik' ifadelerini kullanıyor ve ekliyor:
''Tek bir petrol tankerimiz bile çalışmıyor. Karaya oturmadı ama aylardır tamirde ve kullanılamayacak durumda. İlk birkaç düzine tabut geldiğinde Başkanın Dover Hava Üssü'nde durup saygı duruşunda bulunması gerekir. Ama sonraki düzinelerce, yüzlerce tabut gelmeye başladığında artık ne tabut kalır ne de Başkanın orada duracak yüzü.''
Diplomatik kanallarda yaşanan hareketliliği satır satır aktaran McGovern, 11 Şubat tarihinin bir kırılma noktası olduğunu ve Trump’ın Netanyahu’nun savaş taleplerini "başka kapıya" diyerek geri çevirdiğini ileri sürüyor.
Netanyahu’nun, ABD ile İran arasındaki müzakerelerin iyi gittiğini duyar duymaz apar topar Washington’a geldiğini ancak beklediği desteği bulamadığını söyleyen McGovern, Trump’ın Birliğin Durumu konuşmasındaki ifadelerini bir "kaçış rampası" olarak nitelendiriyor.
Trump’ın özellikle "nükleer silah" ifadesini kullanarak füzelerden veya vekil güçlerden bahsetmemesi, aslında İran’ın yapmadığı bir şeyi engellediğini iddia ederek zafer ilan etme taktiği olarak yorumlanıyor.
Bu sırada Cenevre’de gizli bir hattın işlediğini, Trump’ın temsilcileri Witkoff ve Kushner’ın İran Dışişleri Bakanı Araçi ile doğrudan görüştüğünü ve bu görüşmelerin sonucunda tarafların Pazartesi günü Viyana’da Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde bir araya geleceğini aktarıyor.
McGovern’a göre bu durum, uranyum zenginleştirme üzerinde bir anlaşmaya varılacağının ve savaşın diplomasiyle şimdilik bertaraf edileceğinin en güçlü kanıtı.
Transkriptte McGovern, Netanyahu'nun Trump'ı ikna etmek için sadece siyasi değil, kişisel bir koz kullandığını iddia ediyor.
29 Aralık görüşmesine atıfta bulunarak, Netanyahu'nun elinde "Epstein meselesine dair fotoğrafların olduğu bir dosya" getirdiğini ve Trump'a "işlerin daha da kötüleşebileceğini" hatırlattığını öne sürüyor.
McGovern, sahadaki yenilginin sadece mühimmatla sınırlı olmadığını, teknolojik bir bozgunun da yaşandığını iddia ediyor.
Aralık ayında İran’da kışkırtılmaya çalışılan halk ayaklanması sırasında CIA ve MI6 tarafından sızdırılan binlerce Starlink terminalinin, Rusya ve Çin’in müdahalesiyle bir anda işlevsiz hale getirildiğini savunan analist, bu durumun Amerikan ajanlarını sahada 'açıkta bıraktığını' ve operasyonun bir fiyaskoya dönüştüğünü belirtiyor.
Ayrıca McGovern, geçen yıl Whitkoff’un İranlılarla yürüttüğü müzakerelerin İsrail tarafından kasıtlı olarak sabote edildiğini hatırlatarak, Trump’ın bu kez aynı tuzağa düşmemek için daha temkinli bir hat izlediğini vurguluyor.
İran’ın askeri kapasitesine dair batı medyasında yer almayan detayları paylaşan McGovern, hipersonik füzelerin Demir Kubbe ve Patriot savunma sistemlerini tamamen devre dışı bıraktığını ve İsrail’in bu teknoloji karşısında savunmasız olduğunu savunuyor.
Geçen Haziran ayında yaşanan çatışmalarda İran’ın İsrail’deki kritik havaalanlarını ve güvenlik tesislerini yerle bir ettiğini, bu yüzden İsrail’in ABD üzerinden mola istemek zorunda kaldığını iddia ediyor.
Eğer İsrail köşeye sıkışıp "Samson Seçeneği" olarak bilinen nükleer kartını oynarsa, bunun sadece bölgenin değil İsrail’in de sonunu getireceğini söyleyen McGovern, böyle bir senaryonun sonucunda "nehirden denize özgür bir Filistin" tablosunun ortaya çıkacağını ve bunun Trump’ın asla istemeyeceği bir sonuç olduğunu belirtiyor.
CIA ve MI6’nın Aralık ayında İran’da Starlink terminalleri üzerinden bir halk ayaklanması kışkırtmaya çalıştığını ancak Rusların sabotajı sonucu bu girişimin başarısızlıkla sonuçlandığını da sözlerine ekleyen analist, programın sonunda, bölgedeki askeri hareketliliğe rağmen bir ay içinde İran’a yönelik kapsamlı bir saldırı beklemediği yönündeki iddialı öngörüsü ve Nate ile girdiği bahis dikkat çekti.