
YDH - Savaşın üçüncü sabahında gerçekleşen en önemli olaylardan biri, Kuveyt semalarındaki Amerikan F-15 savaş uçaklarının vurulmasıydı.
Tesnim ajansının değerlendirmesine göre bu hadise, İslam Cumhuriyeti hava savunma sistemi adına önemli bir başarı olarak değerlendirilebilir.
1990'ların sonundaki Yugoslavya Savaşı'ndan bu yana ABD'nin hiçbir savaşta uçak kaybetmediği biliniyor.
Aradan geçen yaklaşık 26-27 yılın ardından, bir Amerikan savaş uçağının düşürüldüğüne dair haberler yayımlandı; üstelik bu isabet, uçak İran hava sahasına girmeden gerçekleşti.
Diğer taraftan, Amerikalıların İran'ın hava savunma sistemlerine yönelik değerlendirmelerinde hesap hatası yaptığı görülüyor. Genel kanı, İran savunmasının 12 Gün Savaşı modeline benzer bir yol izleyeceği yönündeydi; ancak mevcut performans, mekanizmaların değiştiğini gösteriyor.
O savaşta edinilen tecrübeler geçtiğimiz aylarda pratiğe döküldü ve düşman hava araçlarıyla mücadele için yeni teçhizatlar ile taktikler geliştirildi; bunların etkinliği ise sahada gözlemleniyor.
Bunun yanı sıra, İran İslam Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri'ndeki gelişmeler de dikkat çekici. 12 Gün Savaşı sonrasında bazı çevreler hava kuvvetlerinin taarruz gücünün ciddi şekilde zayıfladığını düşünüyordu.
Fakat savaşın ikinci gününde Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ndeki (IKBY) Amerikan üslerine düzenlenen başarılı bombardıman, bu değerlendirmenin hatalı olduğunu ve hava kuvvetlerinin etkili taarruz operasyonları icra edebildiğini kanıtladı.
Oysa ABD ve İsrail, savaşın başından beri İran hava kuvvetlerini operasyonel süreçten çıkarmak amacıyla hava üslerini hedef alıyordu.
Buna karşın gerçekleştirilen son operasyon, hava kuvvetlerinin taarruz kapasitesinin hâlâ aktif ve güvenilir olduğunu ortaya koydu.
Hedef seçimi konusunda da eskiye kıyasla daha fazla hassasiyet gösterildiği görülüyor. İlk günlerden itibaren savunma sanayii ile ilişkili merkezler dahil olmak üzere stratejik altyapılara ve kritik tesislere odaklanıldı ve buralarda başarılı vuruşlar gerçekleştirildi.
Gelişmiş silahların geliştirildiği veya depolandığı yeraltı merkezleri ve gizli üsler gibi bazı önemli hedeflerin devre dışı kalması, İsrail'in askeri dayanıklılığını ciddi ölçüde zayıflatabilir.
Bu tür merkezlerdeki aksaklıklar, yalnızca hava savunma veya hava gücü alanlarını etkilemekle kalmıyor; aynı zamanda İsrail için ekipman yenileme sürecini de zorlaştırıyor.
Bu durum, söz konusu rejimin dış desteğe, özellikle de ABD yardımlarına olan bağımlılığını artırıyor; bu da saha denklemlerinde önemli bir stratejik sonuç doğuruyor.