
YDH - Mescid-i Aksa, dördüncü gününde de ibadete kapalı tutuluyor. Dini otoriteler ve Kudüs işleri üzerine çalışan uzmanlar, bu adımı ilan edilen güvenlik gerekçelerinin ötesine geçen, Mescid-i Aksa'daki mevcut statükoyu yeniden şekillendirme çabalarının bir parçası olan tehlikeli bir tırmanış olarak nitelendiriyor.
Siyonist rejim makamları, Ramazan ayı boyunca Filistinlilerin yatsı ve teravih namazlarını kılmalarını engelliyor. Bölgedeki askeri varlığını artıran güvenlik güçleri, Mescid-i Aksa çevresinde ve Eski Şehir kapılarında yoğun önlemler aldı.
Çok sayıda sınır muhafız birliği ve özel birim konuşlandırılırken, Eski Şehir'in ara sokakları kapalı askeri bölge statüsüne getirildi. İbadet etmek isteyenlerin girişleri engellenirken, Mescid-i Aksa nöbetçilerine müdahalede bulunuldu.
Dini otoriteler, süregelen çatışmaları İsrail'in kapsamlı bir tasfiye süreci olarak gördüğünü belirtti. Yapılan değerlendirmelerde, bu durumun Filistin'deki Arap ve İslam haklarını ortadan kaldırmayı ve mutlak bir hakimiyet kurmayı amaçladığı ifade edildi.
Sürecin, dini bir kurtuluş söylemiyle hareket eden dini Siyonist kesimler tarafından yönetildiği ve Hristiyan Siyonist vizyonuyla desteklendiği kaydedildi. Bu yaklaşımların, Kudüs üzerindeki çatışmayı yeni dini ve egemenlik olguları dayatarak çözmeyi hedeflediği vurgulandı.
Çatışmaların başlangıcından itibaren Mescid-i Aksa'nın hedef alındığına dikkat çeken yetkililer, baskınların Ramazan ayında artırıldığını belirtti. Zamansal bölüntü uygulamalarının genişletilmesi, idari yönetime hakim olma çabaları ve tarihi statükonun değiştirilmesi girişimlerinin, Mescid-i Aksa'nın "karar savaşı"nın merkezi sembolü olarak görüldüğünün kanıtı olduğu ifade edildi.
Filistin Alimler Heyeti, Mescid-i Aksa'nın kapatılmasını ve Ramazan ayında namaz kılınmasının engellenmesini "ciddi bir dini ve insani suç" olarak tanımladı.
Heyet, bu adımın acil durum ve güvenlik gerekçeleriyle yeni bir yerleşimci gerçekliği dayatma ısrarını ortaya koyduğunu belirtti.
Palinfo'nun aktardığına göre Heyet, açıklama yaparak İslam dünyasındaki kitleleri, alimleri ve resmi kurumları Mescid-i Aksa'ya karşı sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı. Konunun İslam dünyasının vicdanında canlı tutulması ve işgal güçlerinin yalnız bırakmaması gerektiği ifade edildi.
Kudüs halkının ve nöbetçilerin sergilediği tutum takdir edilirken, Batı Şeria ve 1948 sınırları içerisindeki Filistinlilere giriş engellerini aşmaları için çağrıda bulunuldu.
Ayrıca, İslam ülkeleri liderlerine ve özellikle İslam İşbirliği Teşkilatı'na, ihlalleri durdurmak ve Kudüs'teki kutsal mekanları korumak için acil eylem planı uygulama çağrısı yapıldı.
Bunun yanı sıra Kudüs uzmanı Fahri Abu Diyab, Mescid-i Aksa'nın bu dönemde kapatılmasının, mevcut hukuki ve idari ilişkiyi değiştirmeyi amaçlayan birikimli politikalarla ilişkili olduğunu belirtti.
Ebu Diyab, mevcut uygulamaların güvenlik örtüsü altında yeni saha gerçekleri dayatma kapasitesini test ettiğini vurguladı. Uzman, özellikle bölgesel ve uluslararası güçlerin süregelen çatışmalara odaklandığı bir dönemde, bu kısıtlamaların devam etmesinin ileride geri dönülmesi imkansız dönüşümlere yol açabileceği uyarısında bulundu.
Kudüs üzerine çalışan akademisyen Abdullah Maaruf ise yaşananların, geleneksel işgal yönetiminden Mescid-i Aksa üzerinde yeni bir egemenlik anlayışı dayatma girişimine doğru geçişi yansıttığını doğruladı.
Maaruf, zamansal bölüntü uygulamalarının genişletilmesi, dini dönemlerde ibadet kısıtlamaları ve süresiz kapatma kararlarının, "mevcut tarihi statükoyu" yeniden tanımlamayı amaçlayan baskı araçları olduğunu belirtti.
Akademisyen, bu adımların zamanla birikerek kalıcı bir gerçekliğe dönüşmeyi hedefleyen kademeli bir süreç olduğunu ifade etti.