Laricani: Onların yüreğini yakacağız

03 Mart 2026

❝Yani Amerika ve Siyonistler bu yaptıklarıyla fiilen İran için, İran milleti için öyle bir durum meydana getirdiler ki şunu söylemeliyim: Milletin yüreğini yaktılar; biz de onların yüreğini yakacağız.❞

YDH- İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani, son röportajında, mevcut askeri gerilimin arka planını ve İran’ın stratejik savunma doktrinini teknik ayrıntılarıyla değerlendirirken ABD’nin sömürgeci yöntemlerini ve bölgedeki üs yapılanmalarını analiz etti. Ali Laricani, olası bir tırmanma senaryosunda Tahran’ın mütekabiliyet esaslı yanıt kapasitesine dikkat çekerek liderlik boşluğu ve savaş koşullarında devlet bürokrasisinin işleyişine dair kritik ayrıntılar sundu.

Sunucu: Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla. Merhaba, iyi günler dilerim. İnkılabın Yüce Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamenei'nin şehadetinden dolayı başta tüm değerli İran halkına taziyelerimi sunuyor, oruç ve ibadet günlerinde yaptığınız yas ve anma törenlerinizin kabul olmasını diliyorum.

Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Doktor Ali Laricani’i ile birlikteyiz. Bugünlerde yaşananlarla ilgili önemli soruları sormak ve karşılaştığımız olaylar hakkında konuşmak amacıyla buradayız. Sizlerin de mutlaka soruları vardır ve önümüzdeki gelişmeler hakkında gerçek bir sohbet yapabilmeyi umuyoruz.

Sayın Doktor, selamlarımı sunuyorum.

Laricani: Aleykümselam.

Sunucu: Öncelikle taziyelerimi sunuyorum. 

Laricani: Teşekkür ederim. Aziz İran halkına başsağlığı ve taziyelerimi sunuyorum. 

Sunucu: Sağ olun. Sayın hocam, sizinle iki söyleşi gerçekleştirmiştik; biri 12 Günlük Savaş'ın ortasında, diğeri ise o 12 günün ardından. O günlerde analizler yapmış ve karşı tarafın o 12 gün boyunca gerçekte neyi hedeflediğini değerlendirmiştik.

Savaş sonrası geçen bu aylarda pek çok olay yaşadık ve birçok gelişmeyi geride bıraktık. Sohbete şu soruyla başlamak istiyorum: Yeniden nasıl oldu da savaşa girdik ve bu olay neden meydana geldi?

Laricani: Şunu ifade edeyim ki, daha önce de aziz milletimize belirttiğim gibi o savaşta Siyonist rejim ve Amerika’nın kanaati şuydu: Ülkenin askerî bölümlerine ağır bir darbe indirerek ve askerî bölümün yöneticilerini şehit ederek, ardından bazı siyasî unsurları da hedef almak istiyorlardı; sonra da “halk sokağa dökülsün ve rejimi değiştirsin” diyebileceklerini düşünüyorlardı.

Fakat orada önemli bir medeniyet siperiyle karşılaştılar; İran milleti kendi olgunluğunu gösterdi ve onların tüm geniş çaplı propagandalarına rağmen birliklerini korudular ve İran milletinin çözülmesi ve İran’ın parçalanması için kurmak istedikleri kara büyü ortadan kaldırdılar. Büyük bir iş yaptılar. Bu da onlar için bir tecrübe oldu ki bu yoldan giremeyeceklerini anladılar.

Bu birkaç ay boyunca, İran milletini ve İran hükümetini yıpratmak için çeşitli yöntemler izlediler.

Yaptırımlardan, ekonomik baskılar sebebiyle İran milletine verdikleri çeşitli sıkıntılara kadar; fakat yine de bu direniş vardı ve milletimiz bu zorluklara katlandı. Bu defa, bu son fitnede ibreyi tersine çevirdiler.

Dediler ki: ''Önce İran milleti arasında bir ayrılık oluşturacağız, o birlikteliği ortadan kaldıracağız; böylece son darbe için ortam oluşacak.'' Bunlar planlamaya başladılar; şeytani düşünce açısından bakıldığında planları da fena değildi.

Fakat buna rağmen millet yine kendi fikrî olgunluğunu gösterdi ve 12 Ocak günü sahaya çıkarak bu hileyi de boşa çıkardı. Hatırlarsanız, tam üç gün sonra, yani perşembe gecesi için yeniden askerî bir operasyon planı yapılmıştı. Ağır bir askerî operasyon yapmak için bütün zeminleri hazırlamışlardı.

Fakat buna muvaffak olamadılar. Neden? Çünkü onların askerleri kendilerine bunun yine başarılı olmayacağını söylemişti. Bu ülke iki sütuna sahiptir. Bir sütunu, bu ülkede bulunan bilinçli ve korkusuz millettir. Diğeri ise çatışma meydanlarının rehberi olan bir liderliktir ki bu hileleri boşa çıkarır. Bu da onlar için bir tecrübe oldu.

Hatırlarsanız, yine aynı Witkoff bir süre sonra demişti ki: ''Trump hayret ediyor; bu kadar imkân ve güç, neden İran milleti korkmuyor?''

Sunucu: Neden teslim olmuyor?

Laricani: "Neden teslim olmuyorlar? Neden korkmuyorlar?" İşte bu korku senaryosu, onların sadece hayallerinde yaşattıkları bir tabloydu. Nihayetinde şu gerçeği kavradılar: İran’ın liderliği İmam Hamenei’nin elinde olduğu sürece, onun birikimi ve feraseti karşısında planlarının başarıya ulaşması imkansızdır.

Bu yüzden, öncelikle doğrudan onu hedef almaya karar verdiler. Askeri kanatta da zaten bu yönde analizler mevcuttu. Zira İmam, ömrünü adadığı o köklü mücadele geçmişiyle bu makama gelmiş müstesna bir şahsiyettir.

Zalim Pehlevi rejiminin halka kan kusturduğu, o en katı ve müstebit diktatörlük yıllarında, Ayetullah Hamenei bu direnişin sancaktarlığını yapmıştır; hapisler yatmış, sürgünler görmüştür.

Ardından gelen savaş dönemi ise başlı başına çetin ve fırtınalı bir sayfaydı. Sonrasında gerek cumhurbaşkanlığı gerekse rehberlik makamındaki idari sorumlulukları... O yıllarda çok büyük badireler atlattık. Tüm bu süreçler onda hem ülkenin iç dinamiklerine hem de uluslararası dengelere bütünüyle hâkim, tecrübeyle yoğrulmuş bir karakter inşa etti.

Sahaya baktığında mevcut durumu en ince ayrıntısına kadar tahlil edebiliyor, o derin ferasetiyle halka istikamet çiziyordu. İşte bu yüzden tüm dikkatler onun üzerindeydi. O ise tüm bunlara rağmen her zaman mütevazı bir yaşamı tercih etti; asla imtiyazlı bir hayatın peşinde olmadı.

Bu hadise, hepimiz ve bütün İran milleti için son derece acı bir hadisedir. Yani Amerika ve Siyonistler bu yaptıklarıyla fiilen İran için, İran milleti için öyle bir durum meydana getirdiler ki şunu söylemeliyim: Milletin yüreğini yaktılar; biz de onların yüreğini yakacağız.

Şunu bilmeliler ki vur-kaç devri kapandı. İran milleti tarih boyunca bunları çok gördü, bundan daha kötülerini de gördü.

Moğollar geldi, İran’ın tamamını adeta altüst ettiler; fakat İran milleti onların karşısında durdu. Bu bakımdan her ne kadar bu hadise çok acı olsa da ve o yüce şahsiyetin vefatı hepimizin kalbini yaralamış, milleti yasa boğmuş olsa da, İmam (rahmetullahi aleyh) buyurduğu gibi, bu şehadetler halkı daha da dirençli kılar. Gerçekten de böyledir.

Millet fıtrî bir basirete sahiptir. İnşallah onların oluşturduğu bu dar boğazdan millet başı dik bir şekilde geçecektir.

Sunucu: Peki, tam da bu aşamada böylesine bir cüretle bu adımı atarken gerçekte nasıl bir analiz yapmışlardı? Geleceğe dair neyi planlıyorlardı? Siz, özellikle savaşın ilk kritik saatlerini ve ilk gününü geride bırakmışken, önümüzdeki süreç için nasıl bir tablo öngörüyorsunuz?

Şu bir gerçek ki yeni denklemler kuruluyor. İran’ın cevabının daha ilk saatlerde başlaması, zaten ciddi bir hazırlık yapıldığının kanıtıydı. Gerek Amerikan üslerine gerekse Siyonist rejime yönelik hamlelerin niteliği, sahada ciddi bir sürpriz etkisinin yaşandığını da gösterdi.

Merak ettiğim şu: Karşı tarafın asıl hesabı neydi? Siz önümüzdeki günleri nasıl okuyorsunuz?

Laricani: Amerikalıların bir yöntemi var; aslında bu, sömürgecilerin genel karakteridir. Bir ülkeye göz diktiklerinde -ister hileyle ister başka bir yolla olsun- asıl niyetleri oranın kaynaklarını yağmalamaktır. Sömürgecilik kavramının dünya sahnesine çıktığı yüzyıllardan beri bu yağmacı zihniyet, onların tüm girişimlerinin ana ekseni olmuştur.

Bugün Amerika’da yönetim makamında oturan bu şahıs, bahsettiğim yağmacılığın somut bir timsalidir. Venezuela meselesine bir bakın; iktidara gelir gelmez -ki başlı başına ibretlik bir hadisedir -derhal petrol kaynaklarına el koydular. Büyük bir küstahlıkla, 'Buradaki petrol bizimdir, geliri de Amerikan hazinesine aktarılacaktır; Venezuela halkına ise ancak biz uygun gördüğümüz kadar pay veririz' dediler. Bu onların fıtratıdır.

İkinci husus şu: İsrail rejiminin güttüğü bir hedef var ve ne yazık ki Amerikalılar da bu akıntıya kapılmış durumda. Bu Trump her ne kadar 'Önce Amerika' sloganını dillerinden düşürmese de görünen o ki onlar için asıl mesele 'Önce İsrail'dir. Onun tuzağına düşmüş, tamamen onun tahakkümü altına girmişlerdir.

İsrail, İran’ın parçalanmasını arzuluyor. Neden? Çünkü İsrail ne büyük kaynakları ne köklü bir milleti ne de bu coğrafyada derin bir geçmişi ve fikri derinliği olan küçük bir yapıdır. Etrafı kendisinden nefret eden İslam ülkeleriyle çevrili; gerçi bazı hükümetlerle iş birliği içindeler ama bölge halkları onlardan tiksiniyor. Kendilerine ait, nizam kurucu bir devlet düşünceleri yok. Bu yüzden, bölgedeki hakimiyetlerini perçinlemek için karşılarında köklü bir tarihe ve medeni bir halka sahip olan büyük İran’ı görünce, onu parçalamaktan başka çare bulamıyorlar.

Dolayısıyla yağmacılık ve parçalama siyaseti, bugün izledikleri hattın özüdür. Bunu başka coğrafyalarda da denediler; bazısında muvaffak oldular, bazısında ise hüsrana uğradılar. İran milleti söz konusu olduğunda ise tüm hamleleri sert bir kayaya çarptı. Bize ağır bedeller ödettiler ama meseleyi bir teraziye koyup tartmak zorundayız: Ya tam bağımsız bir devlet olarak yaşayacağız ya da onların boyunduruğunu kabul edeceğiz. Hakimiyeti ele aldıklarında hem kaynaklarımızı sömürecekleri hem de İran’ın birliğini hedef alacakları gün gibi ortadadır.

Size bir örnek vereyim: Mevcut şartlarda İran’ın bir ülkeye sunduğu hizmetler karşılığında elde ettiği bir kaynağa, Amerikalılar zorla el koydu. Sonra da 'Eğer bu kaynaktan faydalanmak istiyorsanız, şu dört Amerikan şirketinden alım yapmak zorundasınız' dediler. İşte onların 'medeniyet' dediği anlayış budur; ülkelerle bu dille konuşurlar. Biz bu iki yoldan birini seçmek mecburiyetindeyiz.

Sunucu: Zaten dün ve bugünkü olayların gölgesinde verdikleri mesajlar ile yaptıkları yönlendirmeler de tamamen bu 'parçalama' stratejisine dayanıyor. Meseleyi açıkça bu mecraya çekmeye çalışıyorlar. İçerideki bazı unsurları yeniden hareketlendirme çabası da göze çarpıyor. Daha önce Ocak ayındaki hadiselerden bildiğimiz o terör hücreleri ve örgütlü yapılar yeniden devreye sokuluyor. Sanki bu yapıları da aktive ederek mevcut sürece eklemlemek ve çizdikleri o karanlık tabloyu tamamlamak istiyorlar.

Buradaki asıl gaye; yaşanan gelişmeleri bir parçalanma gerekçesi gibi sunmak, içeride kargaşa ve kaos iklimi yaratarak bunu çok daha büyük bir senaryonun parçası haline getirmek. Yani mesele sadece dışarıdan gelen bir baskıdan ibaret değil; içeride de suni bir ayrışma görüntüsü oluşturmaya çalışıyorlar.

Laricani: Niyetleri bu; bu kez dış müdahalelerden azami derecede faydalanmak istiyorlar. Fakat bana göre çok yanlış bir hesap yaptılar. İran liderine yönelik giriştikleri bu zalimce saldırı, halkta öyle bir infial ve öfke uyandırdı ki, hedefledikleri neticeye ulaşmaları artık imkânsızdır.

Hiç şüpheniz olmasın; milletimizin dayanışması daha da perçinlenecek ve İran halkı bu parçalama hamlelerine asla geçit vermeyecektir. Zira vatan sevgisi İranlıların fıtratında, ruhunun derinliklerinde var; onlar bu gerçeği idrak edemediler.

İran’ın cevabı ise açıktır: Bugün bu milletin evlatları ve cesur askerleri teyakkuz halindedir. Bu zalim operasyonun başladığı ilk dakikalardan itibaren, İran füzeleri hedeflerine yönelmiş ve onlara ağır bir bedel ödetmiştir. Bugün ise karşılarında çok daha sarsıcı bir irade bulacaklar. Amerikalılar şunu iyi bilmeli: İran milletinin kalbine hançer sapladılar; şimdi o hançer kendi kalplerine dönecek. Bu sebeple silahlı kuvvetlerimizin duruşu, bugün her zamankinden çok daha sarsılmaz ve kararlı olacaktır.

Sunucu: Peki önümüzdeki günleri nasıl görüyorsunuz? Yani yaşanan bu gerilim düzeyi dikkate alındığında savaş ortamını (sahadaki atmosferi) nasıl değerlendiriyorsunuz, nasıl analiz ediyorsunuz?

Laricani: İnşallah bu dönem, millet için aydınlık bir dönem olarak ortaya çıkacaktır. Benim birkaç önemli nokta üzerinde durmam gerekiyor:

Birincisi, İran’ı parçalama düşüncesindeki bu gruplar şunu bilmelidir ki, bu konuda hiçbir taviz vermeyeceğiz. Silahlı kuvvetler ve millet, İran’ın bütünlüğünün arkasında dimdik duruyor. Hiçbir şekilde, bir üfleme ile İran topraklarının bir kısmını dahi parçalayabileceklerini düşünmesinler. Silahlı kuvvetler bu konuda tamamen hâkimdir ve onlara verilecek yanıt, önceki günkü yanıt gibi kararlı olacaktır. Bu nedenle dikkat çok önemlidir.

İkinci nokta, milletin dayanışmasıdır. Bu iki zalimin konuşmalarında ve dün akşam yaptıkları açıklamalarda gördüğünüz şey şudur: Gözlerini İran milletinin tutumuna dikmiş durumdalar; bakıyorlar, acaba aralarında ayrışma olacak mı, özellikle de Ayetullah Ali Hamanei’nin rehberliğinin yokluğunda. Burada milletin uyanıklığı büyük önem taşır.

İran toplumu büyük ve çeşitlidir; insanlar arasında farklılıklar olabilir. Ancak bugün bu farklılıkları öne çıkarmak zamanı değildir. Karşımızda sert bir düşman var; bu nedenle farklılıkları bir kenara bırakıp birlik içinde hareket etmeliyiz.

Üçüncü nokta ise şudur: Anayasa’ya göre, İran’ın geleceği için, liderlik boşluğu durumunda bir plan yapılmıştır ve yakında geçici bir liderlik konseyinin kurulması öngörülmektedir.

Sunucu: Yani?

Laricani: Anayasa’nın 111. maddesi uyarınca, toplum herhangi bir nedenle rehberlikten yoksun kaldığında, geçici olarak cumhurbaşkanı, adalet başkanı ve Şura-yı Nigehban’in bir fakihi -Teşhis-i Maslahat-ı Nizam Meclisi tarafından seçilecektir- bu kişiler geçici olarak liderin görevlerini üstleneceklerdir.

Bu süreç, bir sonraki rehber seçilene kadar geçerli olacaktır ve bu seçim en kısa sürede yapılacaktır. İnşallah bugün, geçici rehberlik konseyinin seçilecek ve sorumluluklarını yerine getirecektir. 

Sunucu: Gerçekten de tarihî bir dönemdeyiz; bu toprakların tarihi açısından baktığımızda, böyle bir kesitte bulunuyoruz. Elbette halkın kaygıları var; bugün tüm ülke halkının duyduğu üzüntü ve yas, bu olayın yarattığı derin acıdan kaynaklanıyor.

Ama söylediğiniz gibi, bu mekanizma hızla devreye girecek ve liderlik boşluğunu dolduracak değil mi?

Laricani: Evet, bugün bu mekanizma devreye girecek. Tüm özellikleri Anayasa’da belirtilmiş durumda. Dün de bir toplantı yaparak gerekli hazırlıkları tamamladık. Bugün ise hayata geçirilecek.

Sunucu: Peki, önümüzdeki kritik saatler ve günler için... Savaşın daha ilk gününde Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, halka yönelik bir dizi bildiri yayımlayarak sükûnet çağrısında bulundu ve kişisel güvenlik önlemleri konusunda rehberlik etti. Hükümet ve diğer kamu kurumlarından da benzer açıklamalar geldi.

Şunu sormak istiyorum: Mevcut konjonktürde ve önümüzdeki süreç için sizin halkımıza yönelik spesifik tavsiyeleriniz veya öngörüleriniz nelerdir?

Laricani: Şunu belirtmeliyim ki meselelerden biri halkın temel gereksinimleriyle, yani gıda arzı, akaryakıt ve seyahat imkânlarının kesintisiz sürmesiyle ilgilidir. Tüm bu alanlarda gerekli tedbirler alınmıştır.

Dün ilgili makamlarla bir görüşme gerçekleştirdik; gümrüklerde bekleyen temel ihtiyaç maddelerinin hızla tahliye edilmesi talimatını verdik ki halkımız bu savaş koşullarında en ufak bir yokluk çekmesin.

Hatırlarsanız önceki savaşta da bir aksama yaşanmamış, tüm imkânlar seferber edilmişti; inşallah yine öyle olacak. Hükümet bu konuda kararlıdır; gerekli kaynakları ayırmış ve özel ekipler görevlendirmiştir.

Dolayısıyla savaş dönemlerinde sıkça görülen 'kıtlık' endişesi inşallah yaşanmayacak, her türlü ihtiyaç karşılanacaktır. Seyahat edecek vatandaşlarımızın yollarda herhangi bir sorunla karşılaşmaması için de gerekli talimatlar verilmiştir.

İkinci husus, savaşın askeri boyutudur. Savaş doğası gereği bir çatışma ortamıdır ve halkta tedirginlik yaratması normaldir. Ancak şunun altını çizmek gerekir: Silahlı kuvvetlerimiz bugün muazzam bir kapasiteye ve çok ciddi bir tecrübeye sahiptir. Geçmiş savaşlarda ağır kayıplar vermiştik ancak son günlerde durum tamamen farklı. Elhamdülillah, ordumuz sahaya öylesine güçlü girdi ki şehit sayımız yok denecek kadar azdır.

Bu tecrübe sayesinde duruma tamamen hâkimler ve inşallah düşmanı pişman edecekler. Şunu unutmamalıyız: Eğer direnmezsek, tek seçenek bu kötü niyetli odakların boyunduruğunu ömür boyu kabul etmek, servetlerimizin yağmalanmasına ve vatanımızın parçalanmasına seyirci kalmaktır. Bu yüzden silahlı kuvvetlerimizin yürüttüğü direniş hayati önemdedir ve her kesimce desteklenmelidir.

Üçüncü ve en önemli nokta ise milli birliktir. Daha önce de vurguladığım gibi bu birliktelik, ülkemizin istikbalini aydınlatacak yegâne anahtardır. Düşman, milletimizin tek vücut olmasından büyük rahatsızlık duyuyor.

Pek çok Batılı uzman, o gaddar ABD başkanını defalarca 'İran’a böyle yaklaşmayın, bu millet sarsılmaz bir birlik içindedir' diye uyarmıştı. Fakat o ya basiretsiz davrandı ya da birileri tarafından kandırıldı; sonuç olarak bu saldırganlığa girişti. Bugün sergileyeceğimiz milli birlik, onların tüm planlarını yerle bir edecektir. Bu saldırganlığa verilecek en güçlü cevap, tek yürek olmaktır.

Önümüzdeki günlerde elbet inişler çıkışlar olacaktır; ancak genel gidişatın sonu inşallah milletimiz için aydınlık olacaktır.

Sunucu: Trump bu ifadeyi açıkça sık sık kullanıyordu: uzun vadeli bir savaş istemediğini, kendi ifadesiyle “sonsuz savaşlar” peşinde olmadığını söylüyordu. Kısa süreli, sınırlı ve kontrol altında tutulabilecek savaşlar yürütmenin mümkün olduğunu düşünüyordu.

Savaşın daha ilk gününde ise Ayetullah Hamanei’nin bu konuda söylediği şey gerçekleşti ve “başka bir Gerçek Vaat” ortaya çıktı; yani savaş bölgesel bir savaşa dönüştü. Bu durum, savaşın onların kontrolü dışında, daha geniş bir ortamda ilerlediğini gösterdi.

Öte yandan, İran’ın bazı saldırıları askerî uzmanlar ve analistler tarafından şöyle yorumlanıyordu: İran bazı sınırlı hedefleri vuruyor, yani sonraki günler için alan açıyor; bu da muhtemelen daha uzun süreli bir savaş ihtimaline işaret ediyor. Böyle bir durumda ilerleyen aşamalarda İran’dan daha hedefli ve yoğun darbeler görülebilir.

Şimdi şunu sormak istiyorum: Siz silahlı kuvvetlerin hazırlık düzeyine baktığınızda aynı tabloyu mu görüyorsunuz? Eğer süreç uzun süreli bir savaşa evrilirse, İran’ı ABD ve İsrail’e kıyasla daha hazırlıklı mı görüyorsunuz?

Laricani: Silahlı kuvvetlerimiz, önceki savaş ile mevcut süreç arasındaki dönemde askeri kabiliyetlerini çok ileri bir seviyeye taşıdı. Sahip olduğumuz bu derin tecrübe ve stratejik kapasite, İran’ın caydırıcı gücünü garanti altına aldığı gibi operasyonel sürekliliğimiz için de sarsılmaz bir zemin oluşturuyor.

Ordumuz bugün tam bir kararlılık içindedir; İran’ın tam bağımsızlığı ve güvenliği tescil edilene dek geri adım atmayacak, düşmanın bu tür hilelere bir daha cüret etmesine izin vermeyecektir.

Şu hususun artık kesin olarak anlaşılması gerekir: Amerikalılar İran milletine zorbalık yapamayacaklarını, bu küstahça düşünceyi zihinlerinden söküp atmak zorunda olduklarını idrak etmelidir. Ordumuzun imkânları işte bu iradeyi koruyacak kadar güçlüdür.

Biz hiçbir zaman savaş peşinde koşmadık, bugün de koşmuyoruz. Ancak bize bir savaş dayatılırsa, bunun peşini bırakmayız ve bedelini en ağır şekilde ödetiriz.

Sunucu: İki kez müzakere masasındaydık.

Laricani: Evet. Bu durum, İran İslam Cumhuriyeti’nin yolunun her zaman barışçıl bir yol olduğunu gösterdi; taahhütlere bağlı kalmayanlar her zaman bu kan dökücü taraf olmuştur.

Ancak bir nokta var: Daha önce de söylemiştik, bölge ülkelerine de söylemiştik; sizinle herhangi bir çatışma niyetimiz yok. Fakat ülkelerinizdeki üsler bize karşı kullanıldığında ve ABD bölgede topladığı güçlerle bize karşı operasyon yürüttüğünde, eğer bu kez de ABD saldırı yaparsa, bölgedeki tüm üs ve imkânlarını hedef alırız. Bu üsler o ülkelerin toprağı değil, ABD’nin varlığı olarak görülmektedir.

Görüşmelerde kendilerine de söyledim; çünkü biz bölgedeki kardeşlerimizi aziz biliriz. Onlar bizim komşularımızdır. Komşularımıza saldırma niyetimiz yoktur ve bu coğrafyada kalıcı güvenlik için dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Liderleriyle konuştuk; onlar da bizim savaş peşinde olmadığımızı biliyor.

ABD’ye de daha önce İsviçre Büyükelçiliği aracılığıyla iletmiştik: Eğer İran’a saldırırsanız, bölgedeki tüm imkânlarınızı hedef alırız. Belki buna inanmadılar. Bölgedeki dostlarımıza da dedik ki size saldırma niyetimiz yok; hedefimiz ABD varlığıdır.

Bu yüzden dostlarımız ve komşularımız şunu bilmelidir -zaten biliyorlardır- İran hiçbir zaman saldırgan bir ülke olmamıştır. Saddam İran’a saldırdığında savaşı biz mi başlatmıştık? O şartlarda bölge ülkelerinin çoğu Saddam’ın yanında yer aldı, fakat biz misilleme yapmadık. İran budur; bugün de aynıdır.

Biz hiçbir şekilde komşularımızı hedef almak istemiyoruz. Onlar da bunu anlıyor. Ancak ABD üsleri bize karşı operasyonlarda kullanıldığında başka çare kalmaz; bu üsleri hedef almak zorundayız ve alacağız. ABD’nin başkaları için tuzak kurmasına ve İran halkına karşı sorumluluktan kaçmasına izin vermeyeceğiz. Bu yüzden silahlı kuvvetlerimiz süreci kararlılıkla sürdürmeye azimlidir.

Sunucu: Son olarak eklemek istediğiniz başka bir husus var mı? Gerek düşmana gerek halka gerek karar siyasilere gerekse diğer taraflara yönelik bir değerlendirme ya da tavsiye paylaşmak ister misiniz?

Laricani: Şunu özellikle vurgulamak isterim: Ülkenin tüm kamu hizmeti alanlarında temel önceliğimiz, sayın hükümetin de kararlaştırdığı üzere, hizmetlerin aksamadan ve tam bir planlama dahilinde sürdürülmesidir. 'Tatil' ilan edilmesi, kamu hizmetlerinin durması anlamına gelmez; aksine bazı birimlerde 24 saat esasıyla çalışma disiplinine geçilmelidir.

Dolayısıyla idari personelimiz şunu iyi bilmelidir ki; bugün her zamankinden daha fazla halkın hizmetinde olma vaktidir. Bizler de bu süreçte hizmetlerin aksayıp aksamadığını bizzat denetleyeceğiz.

Ülkenin ulusal güvenliği; bu konuda feraset sahibi olan aydınların, seçkinlerin ve siyasetçilerin duruşuyla doğrudan ilintilidir. Onlar, İran gibi bir değerin ve bu birliğin kıymetini çok iyi bilmek zorundadır. İran yüzyıllardır varlığını korumuştur ve ebediyen de koruyacaktır. En ufak bir ihmal veya dikkatsizlikle bu hayati meselede gedik açılmasına asla müsaade edilmemelidir.

Çeviri: Adem Köstek