
YDH - ABD ve İsrail ile İran arasındaki çatışmalar beşinci gününe girerken, İran hükümeti Rehber'in şehadetine rağmen iç bütünlüğünü koruyarak savunma stratejisine odaklanıyor. ABD ve İsrail, askeri altyapıyı hedef alarak İran'ı zayıflatmayı amaçlarken, üst düzey yetkilileri hedef almaktan kaçınarak müzakere kanallarını açık tutma eğiliminde. El-Ahbar gazetesi yazarı Muhammed Havacui'nin değerlendirmesine göre İran yıpratma savaşı taktiğiyle bölgedeki enerji akışını tehdit ederek uluslararası müdahaleyi hızlandırmayı hedefliyor; ancak içerideki güvenlik tedbirlerini en üst seviyede tutuyor.
ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş beşinci gününe girerken, çatışmaların yakın zamanda sona ereceğine dair bir emare görünmüyor. Washington ve Tel Aviv, İran'ın başkenti dahil olmak üzere çeşitli şehirlerine yönelik saldırılarını belirgin şekilde artırırken, bu savaşı "beka" mücadelesi olarak gören Tahran, İsrail'e ve bölgedeki ABD çıkarlarına karşı füze ve insansız hava aracı saldırılarını sürdürüyor.
Rehber Ali Hamenei'nin suikast sonucu şehit olmasının ardından İran hükümetinde herhangi bir bölünme işareti henüz göze çarpmıyor.
Özellikle son üç gündür yoğunlaşan ABD-İsrail saldırıları, başta füze ve insansız hava aracı endüstrisi, füze stokları, fırlatma platformları ile askeri ve güvenlik komuta merkezleri olmak üzere altyapı hedeflerine odaklanıyor.
İran Kızılayı'nın verilerine göre, son dört günde çoğu sivil olmak üzere yaklaşık 800 kişi hayatını kaybetti. Saldırılardan hastaneler de nasibini alırken, Tahran'daki Gandi ve Hatemülenbiya hastaneleri ağır hasar gördü, çok sayıda ev ise yıkıldı.
Tahminler, ABD-İsrail saldırılarının önümüzdeki üç gün içinde, savaşı sonlandırmanın yolunu açacak "stratejik bir başarı" elde etmek amacıyla sert bir tırmanışa sahne olacağı yönünde.
Savaşın yakın hedefi, İslam Cumhuriyeti'ni zayıflatmak ve ABD ile İsrail'in çıkarlarına yönelik tehdit olmaktan çıkarmak gibi görünüyor.
Güvenlik kurumları ve polis güçlerine yönelik artan saldırılar, birçoklarına göre hükümet karşıtı sokak hareketlerine hazırlık niteliği taşısa da, Washington'ın bu konuda hâlâ tereddütlü olduğu ve durumu değerlendirdiği anlaşılıyor.
Rehberin ve birçok üst düzey askeri komutanın öldürülmesine rağmen; Cumhurbaşkanı Mesud Pizişkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani gibi üst düzey İranlı yetkililer henüz hedef alınmadı.
Bu kişilerin hedef alınmamasının, iktidarda tam bir boşluk oluşmasını önlemek ve İslam Cumhuriyeti'nin mevcut liderliğiyle müzakere kanalları açmak amacıyla kasıtlı olduğu düşünülüyor. Yine de, İsrail'in baskısı altındaki ABD'nin, İran'ı güç boşluğu ve iç savaşa sürüklemenin zorunlu olduğuna dair bir kanaate varma ihtimali göz ardı edilemez.
Buna karşılık İranlı yetkililer, müzakerenin şu an gündemlerinde olmadığını ve önceliğin "savunma" olduğunu vurguluyor. Bu bağlamda, İran'ın Cenevre'deki Birleşmiş Milletler temsilcisi Rıza Bahri, dün yaptığı açıklamada, "ABD ile başa çıkmanın şu anki tek dili savunma dilidir" ifadesini kullandı.
Bahri, Cenevre'deki basın toplantısında, herhangi bir müzakere için zamanın uygun olmadığını belirtti.
ABD ve İsrail'in saldırılarının genişlemesi ve İslam Cumhuriyeti hükümeti üzerindeki varoluşsal tehdidin yükselmesiyle birlikte İran, son iki günde Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndaki uluslararası seyrüsefere yönelik tehditlerini ve eylemlerini artırdı; buna ek olarak İsrail ve bölgedeki ABD üslerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı.
Tahran, bu tırmanışın petrol fiyatlarını yükselterek küresel ekonomide yaratacağı kargaşanın, savaşı bitirmeyi amaçlayan uluslararası müdahaleleri hızlandırmasını umuyor.
İranlı yetkililer, mevcut saldırıların komşu Arap ülkeleriyle ilişkilere zarar verebileceğinin farkında; ancak temel hedefleri, ABD ile müttefik olan tüm taraflara "ağır bir bedel" ödetmek. Bu çerçevede, Devrim Muhafızları Komutanı danışmanı İbrahim Cebari, Hürmüz Boğazı'ndan geçen her gemiyi hedef alacaklarını belirterek petrol boru hatlarına saldırı tehdidinde bulundu ve "Petrolün bölgeden çıkışına izin vermeyeceğiz" dedi.
İran'ın İsrail'e yönelik füze ve hava saldırılarına gelince; edinilen bilgilere göre bu saldırılar Haziran savaşında kaydedilenlerden daha düşük seviyede. Bu taktiğin bir nedeninin de İran'ın "yıpratma savaşı"nı daha uzun süre sürdürebilmesini sağlamak olduğu belirtiliyor.
Birçok hipersonik ve yüksek tahrip gücüne sahip füzenin henüz kullanılmadığı da gelen bilgiler arasında. Devrim Muhafızları sözcüsü Ali Muhammed Naini, daha sert saldırılar düzenleyecekleri uyarısında bulunarak, "Düşman, sürekli cezalandırıcı saldırılar beklemeli. Cehennemin kapıları ABD ve İsrail'e anbean daha fazla açılacak" diye konuştu.
Bu arada iç cephe, Rehber'in suikastı sonrasında alışılmadık bir bütünlük sergiliyor. "Geçici Liderlik Konseyi" üç kez toplandı; Rehber'in öldürülmesinin ardından Laricani'nin karar verici konumunu ve ağırlığını koruduğu düşünülüyor.
Askeri ve güvenlik güçleri aldıkları büyük darbelere rağmen faaliyetlerini sürdürürken, hükümetin şu an izlediği temel stratejilerden biri iç güvenliğin kontrolü.
Son üç günde vatandaşlara, hükümeti kargaşaya karşı savunmak amacıyla camilere ve şehrin ana meydanlarına gelmeleri için kısa mesajlar gönderildi.
Şehirlerdeki kontrol noktaları artırıldı ve hükümet destekçileri sokakların kontrolünü elinde tutmayı başardı. Güvenlik güçlerinin ve polisin zayıflamasını fırsat bilen muhaliflerin sokaklara inerek güç dengesini değiştireceği veya hükümet destekçileriyle doğrudan çatışmaya gireceği endişesi hâkim olduğundan, bu durumun korunması hayati bir unsur olarak görülüyor. Ancak şu ana kadar bu türden somut bir muhalif hareketlilik kaydedilmedi.
Bu bağlamda edinilen bilgilere göre, bazı bölgelerde -özellikle Irak sınırındaki batı vilayetlerinde- silahlı Kürt gruplarının aktifleşme ihtimali bulunuyor; bu gruplar o bölgelerin kontrolünü ele geçirmeye çalışsa da, İran askeri ve güvenlik güçlerinin gösterdiği demir yumruk karşısında bunun gerçekleşeceği şüpheli görünüyor.
Çeviri: YDH