
YDH- İbranice yayın yapan Maariv gazetesi, ''NATO ülkesine karşı ilk saldırı: İran, Türkiye'yi bombaladı'' başlıklı haberinde, bölgedeki gerilimi doğrudan Türkiye-İran savaşına ve NATO’nun 5. maddesinin tetiklenmesine odaklandı.
Haberde, İran’dan fırlatılan bir balistik füzenin Irak ve Suriye semalarını geçerek doğrudan Türk hava sahasını hedef aldığı, ancak Doğu Akdeniz’deki NATO savunma sistemleri tarafından önlendiği ileri sürüldü.
Hedefin tam olarak ne olduğu resmi olarak açıklanmamış olsa da, ilk değerlendirmeler İran'ın füze fırlatmasını, İncirlik Hava Üssü merkezli Amerikan varlığıyla ilişkilendiriyor.
Ülkenin güneyinde bulunan stratejik üs, tamamen Türk ordusunun kontrolü ve yönetimi altında olmasına rağmen, önemli Amerikan kuvvetlerine ev sahipliği yapıyor.
Haberde, saldırının asıl hedefinin Malatya Kürecik veya Adana İncirlik Üssü’ndeki Amerikan askeri varlığı olduğu iddia edilerek, Türkiye’nin egemenlik haklarından ziyade bölgedeki emperyalist askeri-endüstriyel kompleksin güvenliği ön plana çıkarıldı.
Çeşitli medya raporlarına göre, Amerika Birleşik Devletleri İncirlik'te binden fazla askeri personel bulunduruyor ve üste Amerikan nükleer silahları var; bu da tesisi artan gerilimler bağlamında olası bir hedef haline getiriyor.
Türkiye'nin daha geniş kapsamlı çatışmaya doğrudan dahil olmaktan kaçınma çabalarına rağmen, sahadaki balistik gerçekliğin kendi kurallarını koyduğu ve Türkiye'nin kendisini bölgesel bir karmaşanın içinde bulduğu görülüyor.
Türk Savunma Bakanlığı, "Türkiye, her bölgesel aktöre, Ankara'nın kendisine karşı herhangi bir düşmanca eyleme karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu hatırlatır" dedi.
Türk Savunma Bakanlığı, komşu Arap ülkeleri üzerinden uçan İran füzesinin, imha edilmeden önce Türk hava sahasına girmeyi amaçladığını açıkça vurgulayarak, Ankara'nın misilleme uyarısında bulunmasına yol açtı.
Bölgedeki bu sıcak temasın arkasında, sadece iki ülke arasındaki bir gerilimden ziyade çok daha karmaşık bir "kaos mühendisliği" yattığına dair çarpıcı iddialar gündeme bomba gibi düştü.
Geçtiğimiz günlerde Amerikalı gazeteci Tucker Carlson, İsrail'in bölgedeki Müslüman aktörleri zayıflatmak ve "hegemonya temizliği" yapmak adına Körfez ülkelerinde bombalı eylemler planlayan Mossad ajanlarının yakalandığını bildirmişti.
Gözlemciler, Türkiye üzerindeki gerilimin de bu genel istikrarsızlaştırma stratejisinin bir parçası olabileceğine işaret ediyor.
Aynı bağlamda, geçen gün İran Hatemü'l-Enbiya Merkez Karargahı ise, gerçekleştirilen operasyonların hedefinde asla komşu Müslüman ülkelerin olmadığını, aksine saldırgan Amerikan ve İsrail mevzilerinin münhasır hedef seçildiğini savundu.
İran tarafı, bölgedeki diplomatik temsilciliklere ve müttefik sahalara yönelik saldırıların suçunun Tahran’a yıkılmak istendiğini vurgulayarak, bu durumu Siyonist rejimin "fitne çıkarma ve mağlubiyetten kurtulma planı" olarak nitelendirdi.
Askeri uzmanlar, haberde iddia edilen saldırı profilindeki teknik anomalilere dikkat çekerek, İran'dan fırlatılan bir balistik füzenin Irak ve Suriye hava sahasını "dolaşarak" Türkiye’yi hedef almasının operasyonel açıdan mantıksız olduğunu vurguluyor.
Uzman görüşlerine göre, balistik füzeler doğası gereği "parabolik bir yörünge" izler; dolayısıyla doğrudan bir hat yerine hava sahalarını dolaşarak yapılan bir manevra, yakıt tüketimi ve hedef sapma payını (CEP değeri) kaotik bir biçimde artıracağı için askeri doktrinlere aykırı.
İran'ın batı sınırından Malatya veya Adana'ya yapılacak bir saldırının en kısa ve en hızlı rotası bellidir; "hava sahası dolaşma" hamlesi, füzenin tespit edilme süresini uzatacağı için bir "baskın" etkisini ortadan kaldıracaktır.
Uzmanlar, radar ekranlarında görülen bu rotanın gerçek bir füze saldırısından ziyade, bölgedeki gelişmiş Elektronik Harp (EH) sistemleri tarafından oluşturulan "hayalet izler" veya bir siber yanıltma operasyonu olabileceği ihtimali üzerinde duruyor.