İsrail medyası: Bu son savaş Sykes-Picot düzenini değiştirecek

07 Mart 2026

Yediot Ahronot, İsrail ve ABD’nin bölgedeki askeri müdahaleleriyle 1916 Sykes-Picot düzenini yıktığını ve Ortadoğu’yu merkezi ulus devletlerden arındırıp İsrail’in bölgesel hamiliği altında kabile, aşiret ve mikro-devletçiklerden oluşan parçalı bir yapıya dönüştürdüğünü ileri sürüyor.

YDH- Yediot Ahronot'a göre, İsrail-Amerika'nın Direniş Ekseni'ne karşı yürüttüğü savaş yalnızca askeri bir çatışmadan ibaret olmayıp, nihayetinde 1916’da Britanya ve Fransa tarafından çizilen haritayı silen, Sykes-Picot anlaşmalarının çöküşüyle Ortadoğu’nun aşiretler, klanlar ve yerel emirliklerden oluşan otantik yapısına dönüşüne gerçek zamanlı olarak tanıklık ettiğimiz bir süreç olabilir.

''Şii ekseni tarihsel konumuna; yani düşman bir Sünni denizi içindeki zulüm görmüş ve zayıflatılmış bir azınlık statüsüne geri dönüyor.'' diyen İsrailli gazeteye göre, Tahran’da rejim değişikliği tamamlanırsa, kendimizi ''tarihi bir barış konferansının'', yani "Sykes-Picot 2026"nın eşiğinde bulabiliriz.

Gazete, İsrail’i Sünni devletleri adına "kirli işi" yapan bir müteahhit (yüklenici) olarak tanımlıyor. Yediot Ahronot'a göre, İsrail, Sünni dünyasının en büyük hayalini (Şiileri bitirmeyi) gerçekleştiriyor ama bunu yaparken o devletleri de ayakta tutan "modern devlet" düzenini havaya uçuruyor ve her şeyi ilkel aşiret bağlarına geri döndürüyor.

Sünni devletlerin kendi başlarına İran’ın "Şii Hilali"ni (İran-Irak-Suriye-Lübnan hattı) parçalamaya güçlerinin yetmediğini veya buna cesaret edemediklerini, ancak İsrail’in askeri operasyonları sayesinde bu hedeflerine zahmetsizce ("gümüş tepside") ulaştıklarını belirtiyor.

Habere göre bu durum Arap dünyası için bir paradoks yaratıyor: Ortak düşman olan Şiiler zayıflıyor; ancak İsrail’in bu süreçte yıktığı şey sadece İran etkisi değil, bölgedeki merkezi devlet yapısı.

Yediot Ahronot'un en kritik tespiti ise şu: Bugün "modern devlet" (Mısır, Ürdün, Suriye vb.) gibi görünen yapılar aslında kırılgan. Eğer bölge İsrail eliyle "aşiret ve klan" yapısına geri dönerse, kendilerini Batılı tarzda modern birer devlet olarak pazarlayan mevcut Arap rejimleri de meşruiyetlerini kaybedecek ve yönetemez hale gelecekler.

Siyonist medyadaki haber şu şekilde sürüyor:

''Bu kaosun içinde, bölgedeki hiç kimsenin sahip olmadığı bir varlığa sahip olan tek bir grup var: Kürtler. Tutarlı bir ulusal anlatıya, bitişik bir toprağa ve sarsılmaz bir kararlılığa sahipler. Onlar, yeni ortaya çıkan Orta Doğu'da aşırı dini ideolojilere veya keyfi sömürge sınırlarına bağımlı olmayan yegâne aktörlerdir. İran ve Suriye’deki rejim değişikliğine yönelik gerçek kırılmayı yaratacak olanlar onlar olabilir.''

Yediot Ahronot’un son bölümdeki temel iddiası ise, Ortadoğu’da artık "Sömürgeci Avrupa" döneminin kapandığı ve dizayn gücünün tamamen "ABD-İsrail" eksenine geçtiği.

Gazete, 1916’daki Sykes-Picot’un aksine, bu kez haritanın Londra veya Paris'te değil; sahadaki askeri gerçeklikleri birleştiren Washington ve Tel Aviv tarafından çizileceğini savunuyor. Bu, bölgenin egemenliğinin tamamen bu yeni eksene devredilmesi anlamına geliyor.

Haberde bu iki ülkenin "laboratuvar" olarak adlandırılması oldukça kritik. Gazete, merkezi hükümetlerin (Şam ve Beyrut) tamamen işlevsizleşeceğini, buraların küçük, aşiret temelli ve İsrail ile uyumlu çalışabilecek "mikro-devletçikler" için birer test alanı olacağını ileri sürüyor.

 Gazeteye göre Tahran’dan Akdeniz’e uzanan o devasa stratejik koridor artık yok; bunun yerine kabile kimliğine dayalı, birbirine bağlı olmayan küçük yapılar (kantonlar/emirlikler) öngörülüyor.

Gazete bu parçalanmış yapıyı "daha istikrarlı" olarak pazarlıyor.

Gazete, Hamas’ı yeni kurulacak bu aşiret düzeninde hiçbir siyasi karşılığı olmayan, sadece "arka plan gürültüsü" çıkaran, finansal kaynakları kurumuş, miadı dolmuş bir yapı olarak tanımlıyor.

Hamas’ı ulusal bir hareketten ziyade, iyileşmeyen kronik bir "yara" ve eski dünyanın bir kalıntısı olarak konumlandırıyor.