ABD’nin İran hesapları geri tepti

08 Mart 2026

Tahran’ın savaş stratejisinin yalnızca sahadaki dengeleri değil, küresel piyasa ve enerji akışını da etkilediği, Washington’ın “hızlı çöküş” senaryosunun ise bekleneni veremediği belirtildi.

YDH- Modern Diplomacy'deki analize göre, ABD'nin İran'a yönelik mevcut çatışma stratejisinin temel varsayımlarının “çökmekte” olduğu ve “Tahran'ın savaşı maliyet-fayda hesaplarını altüst edecek bir alana taşıdığı” belirtiliyor.

Analize göre, Beyaz Saray yalnızca İran'ın kapasitesini değil, savaşın doğasını da yanlış okudu. Sahadaki gelişmeler ve piyasalardaki dalgalanmalar, Washington'ın "hızlı çöküş" senaryosunun aksine, çatışmanın “uzun ve yıpratıcı” bir hal aldığını gösteriyor.

"Görünür olanın altındaki" yeni bir gerçeklik

Analizde, savaşın görünür cephesinin ötesinde çok daha belirleyici bir dinamiğin ortaya çıktığı ifade ediliyor. Buna göre “ABD, yalnızca İran'ın kapasitesini değil, savaşın doğasını da yanlış hesaplamış olabilir.”

Analize göre, "Varsayım, savaşın ilk birkaç gününde, özellikle de dini liderlerinin öldürülmesinden sonra İran yönetiminin ya içeriden çökeceği ya da müzakere masasına sürünerek oturacağı yönündeydi. Bu temel varsayım, tıpkı ABD'nin Libya ve Irak'taki daha önceki müdahalelerinde olduğu gibi, duvara toslamış gibi görünüyor."

Çatışma yalnızca İran'ın stratejik avantajlarının daha güçlü olduğu bir zemine kaymakla kalmadı, aynı zamanda “küresel ekonomik kaosun” kapısını araladı.

Johns Hopkins Üniversitesi'nden Profesör Vali Nasr, bu yanlış okumaya dikkat çeken isimlerden biri. Nasr, el-Cezire'ye yaptığı değerlendirmede, Trump yönetiminin hem İran'ın "şokları siyasi çöküş olmadan absorbe etme kapasitesini hem de istekliliğini" hafife aldığını savunuyor.

Daha da önemlisi, Nasr, Amerikalı politika yapıcıların tırmanışın daha geniş sonuçlarını, özellikle de "yükselen enerji fiyatları, gergin finans piyasaları" ve müttefikler ile yatırımcılar arasında ABD'nin çatışmayı sona erdirmek için net bir plana sahip olmadığı yönündeki büyüyen hissiyatı öngöremediğini belirtiyor.

Öte yandan, İran'ın stratejisinin sahadaki bir zafere değil, "çatışmanın piyasalar ve siyaset üzerinde yankı bulması için yeterince uzun süre boyunca aksaklığı sürdürmeye" dayandığı ifade ediliyor.

3.6 milyar dolarlık savunma ağı tek vuruşta "kör edildi"

Son sahadaki gelişmelerin Tahran'ın bu stratejiyi uygulamaya koyduğunu gösterdiği belirtiliyor. Son günlerde yayınlanan uydu görüntüleri, İran'ın açılış saldırılarında Körfez'in füze savunma mimarisindeki kritik radar tesislerini hedef aldığını doğruladı.

Bu sistemler arasında en önemlilerinden biri, BAE'nin THAAD füze savunma bataryalarını destekleyen AN/TPY-2 radarları. BAE bu bataryalardan iki adet işletiyor. Analizdeki stratejik tercih şu sözlerle açıklanıyor:

"Stratejik olarak İran ya on iki farklı mobil fırlatma kamyonunu avlamaya çalışabilir ya da sadece iki radarı imha edebilirdi. İkincisini seçtiler."

Dünkü uydu görüntüleri, en az bir radarı imha ettiklerini ve diğerine de ağır hasar verdiklerini doğruladı.

Bu hamleyle ilgili olarak, "nispeten ucuz teknoloji kullanarak tek bir saldırıyla 3,6 milyar dolarlık bir savunma ağını etkisiz hale getirdi" ifadesi kullanılıyor. Dünyada bu radarlardan sadece on tane bulunduğu ve bunların "raftan çekilebilecek ya da bir haftada tamir edilebilecek türden olmadığı" vurgulanıyor.

İran'ın ayrıca 1,1 milyar dolarlık AN/FPS-132 Erken Uyarı Radar Sistemi'ni de hedef aldığı bildiriliyor.

Balistik füzeleri çok uzun menzillerden izlemek ve çarpma noktalarını tahmin etmek için tasarlanmış bu devasa faz dizinli sistemin, "10.000 dolarlık tek yönlü bir insansız hava aracıyla" vurulduğu belirtiliyor.

Uydu görüntüleri, dizinin bir tarafında yangın hasarını ortaya çıkardı. Bu radar olmadan, bölgedeki diğer tüm hava savunma sistemlerinin artık "büyük bir veri açığı" ile çalıştığı kaydediliyor.

Kendi çok daha zayıf radarlarına güvenmek zorunda kalan bu sistemler, tehditleri ancak uçuşlarının son aşamalarında tespit edebiliyor ve bu da tepki sürelerini önemli ölçüde azaltarak başarılı bir önleme olasılığını düşürüyor.

Analizde, "Savunma ağının artık yarı kör bir şekilde çalıştığını söylemek yanlış olmaz" deniyor.

Bu noktada İran'ın” uzun bir savaşın” yolunu açmış göründüğü ifade ediliyor. Son 62 saatte yaptıkları gibi füze dalgalarını yavaşlatabilecekleri ve kalan stoklarına güvenerek savunma mimarisini delebilecekleri belirtiliyor.

Hürmüz Boğazı ve su tesisleri: Yeni cephe

Eş zamanlı olarak, çatışmanın İran'ın önemli bir koz taşıdığı başka bir alana, “küresel piyasalara” kaydığı görülüyor. Dünya petrol arzının beşte birinin aktığı Hürmüz Boğazı'nın etkili bir şekilde bir "boğma noktasına" dönüştüğü ifade ediliyor.

Reuters'ın haberine dayandırılan bilgide, boğazın aynı zamanda birkaç Körfez ülkesinin gıda arzının %70'inden fazlasını taşıdığı ve operasyon sahasına yakınlığının artık bölgesel bir çatışmayı Körfez İşbirliği Konseyi'nin hayatta kalma altyapısının tamamen çöküşüne dönüştürme tehdidi oluşturduğu belirtiliyor.

Bu koridordaki herhangi bir sürekli istikrarsızlığın kaçınılmaz olarak enerji piyasalarına, nakliye sigortalarına ve küresel tedarik zincirlerine yansıdığı vurgulanıyor.

Körfez'e kaos getirebilecek bir diğer unsur olarak su tuzdan arındırma tesislerinin hedef alınması gösteriliyor. Bölgesel kamu hizmeti verilerine göre bu tesisler, Körfez ülkelerinin tatlı suyunun yaklaşık %60'ını sağlıyor.

Analize göre, "On milyon nüfuslu ve doğal su kaynağı olmayan Riyad gibi bir şehirde, bir tuzdan arındırma tesisini vuran 50.000 dolarlık tek bir insansız hava aracı, iki hafta içinde insani bir felaketi tetikleyebilir."

Analizde, İran'ın stratejisinin şu anda Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Katar'ın güvenliği ve istikrarı üzerinde önemli bir baskı oluşturduğu kaydediliyor. Bu durumun, "Amerikan müdahalesinin Aşil topuğu" olduğu ifade ediliyor.

Amerikan ekonomisinin Körfez'deki "Aşil topuğu"

Analizin dikkat çektiği en çarpıcı noktalardan biri, Körfez sermayesinin küresel finans piyasalarındaki, özellikle de ABD'deki hayati rolü.

Körfez ülkelerinin yaptığı şeyin, petrodolar satmak ve bu petrodolları Amerikan ekonomisine borsada büyük yatırımlar yoluyla geri dönüştürmek olduğu hatırlatılıyor. Günümüzde ABD piyasasının bir "yapay zeka ve veri merkezi patlamasıyla" ayakta tutulduğu ve bu yapay zeka balonunu körükleyen sermayenin "şaşırtıcı bir miktarının" Körfez'deki egemen servet fonları olduğu belirtiliyor.

Eğer bu ülkeler yakında petrol ihraç edemez hale gelir veya milyarlarını iç güvenlik ve yeniden inşaya yönlendirmek zorunda kalırsa, yurtdışındaki yatırımlarının ölçeği dramatik bir şekilde küçülebilir. Bu durum büyük bir paradoks olarak nitelendiriliyor:

"Başkan Trump 'ulus inşasından' söz ederken... savaşın gerçek maliyeti Amerikan teknoloji ekonomisinin potansiyel çöküşüyle ölçülüyor."