Trump'ın B planı: İran'ın uranyumunu çalmak!

09 Mart 2026

"Nükleer programı tamamen yok etmeyi kendine görev edinen bir başkan döneminde bu senaryo, Amerikalı karar mercileri için kabul edilebilir değil."

YDH - Hava saldırılarının İran'ın nükleer tesisleri üzerinde etkisiz kaldığını değerlendiren ABD ve İsrail, yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum stokuna el koymak için özel birlikler gönderme seçeneğini tartışıyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Lula İbrahim'in aktardığına göre uzmanlar, yüksek risk ve karmaşıklığı nedeniyle bu kara harekatı planına temkinli yaklaşırken, İranlı nükleer uzmanların dağılmasıyla programın başka grupların eline geçme riski "devlet dışı nükleer çağ" endişelerini körüklüyor.

İran'ın dağlık bölgelerinde, karmaşık tünel ağlarının 80 metreden daha derininde, yüksek zenginlikte uranyum stokları bulunuyor. 18 ila 20 tüpte saklanan bu madde, her biri yaklaşık 25 kilograma denk gelen 55 libre uranyum içeriyor.

Nükleer silah üretiminin ana bileşeni olan bu materyal, ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının geleceğini tayin edebilir. Çatışmanın başlamasından bu yana Washington ve Tel Aviv, nükleer programla hesaplaşmayı savaşın "sonraki aşamasına" ertelemiş görünüyor.

Enerjilerini İran donanmasını ve balistik füze sanayisini hedef almaya odaklayan taraflar, ülkenin merkezindeki İsfahan gibi ana nükleer tesisleri ise şimdilik hedef almıyor.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump'ın geçtiğimiz haziran ayında "yok edeceğini" açıkladığı nükleer tesisler yeniden gündemde. İsrail ve ABD'nin, yüzde 60 zenginleştirilmiş 450 kilogram uranyuma doğrudan "el koymak" amacıyla "özel birlikler" göndermeyi öngören "nadir bir strateji" üzerinde çalıştığı konuşuluyor.

Bu iddia, gözlemcileri tedirgin ediyor; zira söz konusu birliklerin uranyumu bulmak için yeraltı zenginleştirme tesislerinde kaybolabileceği ve sonrasında taşıma lojistiğiyle ilgili zorluklarla karşılaşabileceği uyarısında bulunuyorlar. Haziran ayındaki saldırıların ardından İran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) müfettişlerini ülkeden çıkarmıştı.

Ajans Başkanı Rafael Grossi, uranyumun tam olarak nerede olduğunu artık belirleyemediklerini, sadece "İsfahan'da olduğunu tahmin ettiklerini" ifade ediyor.

Salı günü Kongre'deki basın toplantısında, zenginleştirilmiş uranyumun nasıl "güvenliğe alınacağı" sorusuna yanıt veren ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, "İnsanların gidip onu alması gerekecek" dedi ancak kimin gideceğini belirtmedi.

İsrail savunma birimlerinden bir yetkili ise Axios sitesine, "Trump ve ekibinin, belirli görevler için İran'a özel operasyon birlikleri göndermeyi ciddi şekilde düşündüğünü" aktardı.

ABD'li bir yetkili de yönetimin şu ana kadar iki seçeneği tartıştığını belirtti: Malzemenin İran'dan tamamen çıkarılması veya sahadaki nükleer uzmanlar aracılığıyla "seyreltilmesi".

Bu planlar yeni değil. Semafor'un, konuya vakıf bir kaynağa dayandırdığı habere göre, ABD hükümeti ve İsrailli müttefikleri uzun süredir nükleer tesislere kara harekatı düzenlemeyi düşünüyor.

Kaynak, eski Başkan Barack Obama döneminde İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın Beyaz Saray'a İsfahan, Fordo ve Kum gibi yerlere komando birlikleri yerleştirilmesini önerdiğini, o dönemki yönetimin bu planı "çılgınca" bulduğunu belirtiyor. Bugün ise İsrail hükümeti, planlarını uygulamaya koyacak kadar "çılgın" olabilecek bir başkanla çalışıyor.

Özel harekat kabiliyetleri uzmanı Jonathan Hackett, ABD ordusunun Delta Kuvvetleri olarak bilinen özel görev biriminin "kitle imha silahlarıyla mücadele görevlerine uzun süredir hazırlandığını" vurguluyor.

Hackett, "Bu birimlerin görevi, kitle imha silahları, radyoaktif maddeler veya santrifüjler gibi 'sahipsiz nükleer varlıkları' tespit edip ele geçirmek ve bölgeden çıkarmaktır. Geçmişte sık yapmasalar da bu konuda oldukça yetkinler. Bu, basında çok konuşulmasa da masadaki seçeneklerden biri" ifadelerini kullanıyor.

Trump'ın ilk döneminde Orta Doğu'dan Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı olarak görev yapan Mick Mulroy ise Washington ve Tel Aviv'in ilk adım olarak "sığınak delici bombalar" ile ilave hava saldırılarına başvurabileceğini öngörüyor.

Mulroy, "Zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirebilecek eğitimli birliklerimiz olsa da bu operasyon son derece yüksek riskli" uyarısında bulunuyor.

İran'ın tesislerini güçlendirmesi ve stoklarını koruması nedeniyle bazı gözlemciler kara harekatını "kaçınılmaz" bir seçenek olarak görüyor.

Özellikle Trump, bu stokları elinde tutan kişinin savaş sonrasında nükleer silah üretme kapasitesine sahip olacağını ve bu durumun savaşı kaybetmesi anlamına geleceğini düşünüyor.

Ancak Uluslararası Bilim ve Güvenlik Enstitüsü'nden kıdemli araştırmacı Spencer Faragasso, planın karmaşıklığı ve tehlikesi nedeniyle ABD için düşük ihtimalli bir seçenek olduğunu, tesisleri hava yoluyla vurmanın çok daha güvenli ve kolay olduğunu savunuyor.

"Felaket" senaryoları

Kara operasyonlarına dair sızıntıları değerlendiren bir New York Times haberi, tarihsel olarak savaşın ortasında nükleer programı güvenceye alma girişimlerinin çok az olduğunu ve "işlerin ne kadar korkunç bir şekilde sarpa sarabileceğini" kestirmenin zor olmadığını belirtiyor.

ABD ve İsrail, yüksek zenginlikteki uranyumun büyük kısmının İsfahan dışındaki bir tünel kompleksinde olduğuna inansa da, bombardıman dursa bile İran'ın nükleer malzemelerinin, santrifüjlerinin ve ilgili ekipmanlarının akıbetini belirlemek çok zor olacak.

Gazete, tesisleri bombalasanız veya uranyumu ele geçirmeye çalışsanız bile, "yüzlerce İranlı mühendisin zihnindeki bilgiyi bombalayamayacağınızı" vurguluyor. Sistem çöktüğünde veya yönetim değiştiğinde bilim insanlarının dağılması halinde, nükleer programın kısa sürede başka bir ülkede veya başka grupların elinde yeniden ortaya çıkabileceği uyarısında bulunuyor.

Haberde, ABD'nin Sovyet bilim insanlarının düşmanlara çalışmasını engellemek için maaş bağlayıp "barışçıl" projelere yönlendirdiği Nunn-Lugar programı hatırlatılıyor. Şimdi ise İranlı uzmanların sahip olduğu ileri düzey tecrübenin Husiler veya milis gruplara sızması, dünyayı "devlet dışı" bir nükleer çağa sokma riski taşıyor.

Batılı pek çok analist, lojistik ve askeri riskleri göz ardı ederek nükleer tesislere karşı girişilecek bir kara harekatının, ABD birlikleri ve dünyanın nükleer geleceği için felaketle sonuçlanabileceği uyarısında bulunuyor.

Bu durumda Washington'ın, İran'ın nükleer kapasitesini olduğu gibi bırakarak savaşı bitirmesi de seçenekler arasında. Ancak nükleer programı tamamen yok etmeyi kendine görev edinen bir başkan döneminde bu senaryo, Amerikalı karar mercileri için kabul edilebilir değil.

Zira bu durum, İran'ın nükleer cephaneliğinin koruması altında, ABD'yi ve müttefiklerini hedef alma sicilini daha da kötüleştirebilir.

Çeviri: YDH