
YDH- İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği kapsamlı basın toplantısında, medya mensuplarının sorularını yanıtlayarak bölgesel ve küresel gelişmelere dair stratejik açıklamalarda bulundu.
Konuşmasına, İran için hem zorlukların hem de büyük zaferlerin yaşandığı tarihi bir kesitten geçildiğini belirterek başlayan Bekai; İsrail rejiminin ve Amerika Birleşik Devletleri'nin gerçekleştirdiği acımasız saldırıların ikinci haftasına girildiğini ifade etti.
Bu süreçte İran askerlerinin, vatan onurunu düşmana karşı nasıl tavizsiz bir şekilde savunduklarını sahada kanıtladıklarını vurguladı:
''Sözde 'Amerikan yardımı, kurtarma operasyonu' adı altında yapılanların, Minab’daki çocukların uzuvlarını koparan bir vahşete dönüştüğünün farkındayız. ABD makamlarından gelen açıklamalar yalnızca iğrenç ve asılsız iddialara dayanmaktadır ve bu küstah tavırları tek kelimeyle rahatsız edicidir. Herkes bilmelidir ki İran, saldırganlar için bir mezardır; İran halkı kendi onurunu ve vatanını nasıl savunacağını çok iyi bilir.''
Bekai, günün en kritik gelişmesi olarak Devrimin Üçüncü Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamenei’nin liderliğinin ilan edildiğini belirterek, bu konuda Dışişleri Bakanlığı tarafından resmi bir açıklamanın da kamuoyuyla paylaşıldığını duyurdu.
ABD Başkanı’nın İran haritası ve stratejik öneme sahip Harg Adası’nın ele geçirilmesine yönelik tehditkar söylemlerine sert tepki gösteren Bekai, “Burada esas olan İran halkının sarsılmaz iradesidir” dedi.
ABD ve diğer aktörlerin dünya coğrafyası üzerindeki yorumlarını eleştiren Sözcü, devletlerin emlak şirketleri gibi görülemeyeceğini, ülkelerin halkların kendi kaderini tayin hakkı üzerine inşa edildiğini hatırlattı.
İran haritasının İranlılar için sadece bir sınır çizgisi değil, uğruna can feda edilen mutlak bir gurur sembolü olduğunu ifade eden Bekai, dünyayı sessiz kalmamaya çağırarak; adaletsizliğe karşı kayıtsızlığın, sessiz kalanları zalimlerin suç ortağına dönüştüreceği uyarısında bulundu.
Washington’ın İran’ı bölme stratejilerine değinen Bekai, Amerika’nın niyetinin net olduğunu ifade etti.
Senatör Lindsey Graham’ın itirafları ve ABD Dışişleri Bakanı’nın “İsrail için savaşa giriyoruz” minvalindeki açıklamalarını referans gösteren Sözcü, ABD’nin temel amacının diğer ülkelerin zenginliklerine hükmetmek olduğunu dile getirdi.
İran’a yönelik düşmanlığın 1979 ile sınırlı kalmayıp 1953 darbesine kadar uzandığını hatırlatan Bekai, Amerika’nın iki önemli diplomatik süreci nasıl sabote ettiğine tarihin şahitlik ettiğini belirtti ve “Görevimiz açıktır; İran’ın egemenliğini tek sesle savunmaya devam etmeliyiz” dedi.
ABD yetkililerinin “İran’ı büyütme” iddialarını bir aldatmaca olarak niteleyen Bekai, sahadaki gerçekliğin çocukların dahi anlayabileceği kadar açık olduğunu söyledi.
Minab’da 170 çocuğun sakat kalmasına yol açan saldırıları ve Tahran’daki petrol tesislerinin hedef alınarak çevreye verilen zararı “Amerikan yardımının gerçek yüzü” olarak tanımladı.
Özellikle Minab Okulu saldırısında suçun İran’a atılmaya çalışılmasını “kabul edilemez bir küstahlık ve utanç verici bir yalan” olarak nitelendiren Sözcü, mevcut durumun öldürme ve yıkım peşinde koşanlar ile onurunu savunan İran arasında, insanlığa karşı yürütülen bir savaş olduğunu belirtti.
Washington’ın nükleer tesis saldırılarını meşrulaştırma çabalarını yalan silsilesi olarak tanımlayan Bekai, asıl amacın bir ulusu parçalamak, bir ülkeyi yok etmek ve toplu katliam gerçekleştirmek olduğunu ifade etti.
Saldırıların ilk gününde Liderin konutunun ve Minab’daki okulun eş zamanlı hedef alınmasının tesadüf olmadığını, amacın direnişle kırılamayan İran kimliğini baskıyla yok etmek olduğunu vurguladı.
Bekai, saldırganların etnik ayrım gözetmeksizin tüm İran halkını hedef aldığını ve yürüttükleri “şeytanlaştırma” faaliyetlerinin en ağır uluslararası suçları işleme niyetinin bir ön hazırlığı olduğunu belirtti.
Türkiye, Azerbaycan ve Kıbrıs üzerinden yürütülen spekülasyonlara ve sahte bayrak operasyonu iddialarına yanıt veren Sözcü, İran’ın komşu ülkelerin toprak bütünlüğüne ve ulusal egemenliğine saygıyı ilke edindiğini yineledi.
Ancak, hangi ülkenin toprağı olursa olsun İran’a saldırı için kullanılması durumunda uluslararası hukuka göre karşılık verme hakkının mahfuz olduğunu hatırlattı.
Azerbaycan, Türkiye ve Kıbrıs ile ilgili füzelerin İran kaynaklı olmadığının silahlı kuvvetler tarafından teyit edildiğini belirten Bekai, Siyonist rejimin Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerde yürüttüğü sabotaj faaliyetlerine dikkat çekerek bölge ülkelerini dikkatli olmaya çağırdı.
Bölgedeki Amerikan üslerinin bir güvenlik unsuru değil, aksine Müslüman ülkeler arasında ayrılık yaratan bir fitne odağı olduğunu söyleyen Bekai, Ramazan ayında bir İslam ülkesine saldırı için bölge topraklarının kullanılmasının tarih önünde unutulmayacağını ifade etti.
Komşu ülkelerin topraklarının istismar edilmesine izin vermemesi gerektiğini, bunun bir haksız fiil teşkil ettiğini hatırlatan Sözcü, ABD’nin tek önceliğinin Siyonist rejimi korumak olduğunu, bölge halklarının konforunun Washington için hiçbir önem taşımadığını dile getirdi.
Rusya’nın saldırganlığa karşı sunduğu karar tasarısına değinen Bekai, BM Güvenlik Konseyi ve Genel Sekreter’in sorumluluklarını yerine getirmekte başarısız olduğunu savundu.
Konseyin ABD ve müttefiklerinin ağır etkisi altında kaldığını ifade eden Sözcü, uluslararası mekanizmalar işlevsiz kalsa da İran’ın düşmana karşı ezici bir karşılık verme ve meşru savunma hakkını kullanma konusunda kararlı olduğunu; savaşın müzakere aşamasında kendilerine dayatıldığını sözlerine ekledi.
Denizdeki askeri operasyon kurallarının açık olduğunu belirten Bekai, Fars Körfezi’nden uzaktaki Dena muhrip gemisine yapılan saldırının tartışmasız bir savaş suçu olduğunu söyledi.
Bu eylemin Nazi Almanyası’nın uygulamalarını bile geride bıraktığını ifade eden Sözcü, ABD’nin sadece saldırmakla kalmayıp yardım ekiplerini de engelleyerek Cenevre Sözleşmeleri’ni ve ek protokollerini açıkça ihlal ettiğini, bu konunun uluslararası hukuki mecralarda takipçisi olacaklarını bildirdi.
İran Silahlı Kuvvetleri'nin etik ve insani değerlere her zaman bağlı kaldığını, asla savaş suçu işlemediğini belirten Bekai, “Bizim savaşımız bölge halkıyla veya Müslüman ülkelerle değildir. Savaşımız, sınır tanımayan ve İslam topraklarını kendi saldırganlığına alet edenlere karşıdır” dedi.
Öz savunma ilkesi gereği Amerikan üslerinin hedef alınacağını, kırmızı çizgilerin aşılması durumunda ise orantılı ve kesin bir karşılığın verileceğini uyarısını yineledi.
Son olarak, İran’ın karşılık verme kapasitesinin azaldığına dair iddiaları “hayal ürünü” olarak nitelendiren Bekai, kuvvetlerin sahada her an hazır olduğunu belirtti. Yeni liderin hızla ve yasal prosedürlere uygun şekilde seçilmesinin İran devletinin olgunluğunu ve en kritik anlarda dahi yönetim sisteminin nasıl organize edildiğini dünyaya gösterdiğini söyledi.
Çin ile olan stratejik ortaklığın karşılıklı saygı çerçevesinde sürdüğünü ifade eden Sözcü, Tahran’daki diplomatik misyonların güvenliğinin sağlandığını ve İran’ın ulusal egemenliğini savunmak adına her türlü bedeli ödemeye ve ödetmeye hazır olduğunu vurgulayarak basın toplantısını sonlandırdı.