Trump, Barrack'ı 'Lübnan-Suriye-İsrail barış planı'yla görevlendirdi

10 Mart 2026

"Görünen o ki Amerikalılar, Lübnan ile yapılacak herhangi bir yeni anlaşmanın, yeni Suriye makamlarıyla önceden sağlanacak bir mutabakatı da kapsamasını önemsiyor."

YDH - ABD, Lübnan-Suriye-İsrail ekseninde kalıcı bir çözüm için Tom Barrack'ı görevlendirerek yeni bir diplomatik süreç başlattı ve bu sürece Suriye'deki Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) rejiminin doğrudan katılımını şart koşuyor. Washington, Hizbullah'ın da Lübnan devletinin himayesinde dolaylı olarak müzakerelere dâhil olmasını hedeflerken, Hizbullah yetkilileri saldırılar tamamen durmadan ve işgal altındaki noktalardan çekilme gerçekleşmeden direnişten vazgeçmeyeceklerini vurguluyor. El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim el-Emin, eş zamanlı olarak İsrail ordusunun, Suriye hükümetinin devrilmesinin ardından Suriye sınırında kurduğu askeri altyapıyı Bekaa bölgesindeki hava indirme operasyonları için stratejik bir üs olarak kullandığını ifade ediyor.

El-Ahbar gazetesine konuşan konuya vakıf kaynaklara göre, ABD'nin Lübnan dosyasına yönelik diplomatik hareketliliği başladı.

Kaynaklar, bu adımın Washington'ın İsrail saldırılarını derhal durdurmakla ilgilendiği veya düşmanın 27 Kasım 2024'te açıklanan ateşkes anlaşmasının maddelerine uyacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Lübnanlı yetkililer, Batılı arabulucular aracılığıyla Amerikan yönetimiyle temas kurmuştu. ABD'nin bu inisiyatifi, yönetimin istekliliğini gösterdiği ancak pratikte Lübnan'ın Amerika'nın önceki şartlarını kabul etmesini gerektiren temasların üzerine inşa edildi.

Kaynaklara göre, Amerikan tarafıyla yürütülen temaslarda yeni bir gelişme yaşandı. ABD yönetimi, Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ı dosyayı yönetmek ve "Lübnan ile İsrail arasındaki çatışmayı kalıcı olarak sona erdirecek kapsamlı bir anlaşmaya ulaşma hedeflerini gerçekleştirecek bir eylem planı" arayışına girmek üzere yeniden görevlendirdi.

Ancak işin tehlikeli boyutu, mevcut arayışların şu anki savaşın yalnızca Lübnan ve İsrail'i ilgilendirdiği varsayımından yola çıkmaması.

Görünen o ki Amerikalılar, Lübnan ile yapılacak herhangi bir yeni anlaşmanın, yeni Suriye makamlarıyla önceden sağlanacak bir mutabakatı da kapsamasını önemsiyor.

Bu durumun, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şaraa hükümetinin İsrail ile yürütülecek müzakerelere katılımı şeklinde olması ve Lübnan'ın herhangi bir anlaşmayı uygulamasını garanti altına almada Suriye'nin doğrudan rol oynaması gerektiği düşünülüyor.

Kaynaklar bu durumu, "Başkan Donald Trump'ın karakterini andıran bir Amerikan inadı" olarak yorumladı ve Washington'ın, çatışan taraflara zorla mutabakat dayatabilecek bir güç gibi hareket ettiğini ifade etti.

Amerikalıların bugün Lübnan'da anlaşmaya varacak güçlü bir ortak görmediklerine işaret eden kaynaklar, Washington'ın, Lübnan devletinin himayesinde olması kaydıyla yeni bir müzakerede Hizbullah'ı doğrudan temsil edecek birilerinin bulunmasını istediğini kaydetti.

Amerikan tarafının öne sürdüğü ilk başlıklar, "ABD'nin himayesinde Lübnan, Suriye ve İsrail'i kapsayan doğrudan üçlü müzakerelerin başlatılmasına ve Hizbullah'ın bu müzakerelerde Lübnan heyeti aracılığıyla temsil edilmesine" odaklanıyor.

Yine aynı kaynaklar, ABD yönetiminin, Gazze'de yaşananlara benzer bir anlaşmaya varılması için herkesi ikna edebilecek kapasiteye sahip olduğuna inandığını, sonrasında ise siyasi, güvenlik ve ekonomik düzeyde icrai adımlara kapı aralayacak bir ön mutabakatın ilan edileceğini belirtti.

Bu bağlamda kaynaklar, dosyayı bir bölge başkentinden takip eden Amerikan tarafının Lübnan ordusunun rolünü tartıştığını ve Washington'ın, Lübnanlı yetkililerin dikkatini Suriye yönetiminin muhtemel rolüne çektiğini kaydetti.

Konunun gündeme gelmesinin üzerinden saatler geçmeden Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şaraa'nın açıklamaları geldi. Kaynaklar, bu açıklamaların ilk Amerikan teklifine hizmet ettiğini belirterek, Amerikalıların Şaraa'nın Lübnan'da güçlü bir ortak olacağına inandıklarını ve Washington'ın Lübnan'daki mevcut otoritenin herhangi bir taahhüt veya anlaşmanın uygulanmasını tek başına garanti edemeyeceğini düşündüğüne dikkat çekti.

Suriye Devlet Başkanı, Şam'ın silahların resmi kurumların elinde toplanmasına yönelik çabalarda Lübnan Cumhurbaşkanı Jozef Aun'un yanında durduğunu açıklamıştı.

Şam'ın, Lübnan'da devlet kurumlarını güçlendirmeyi ve meşru hükümetin otoritesini tüm topraklarda sağlamlaştırmayı amaçlayan her türlü siyasi süreci desteklediğini belirten Şaraa, "Lübnan yönetiminin hassas iç meseleleri çözmek için atacağı her adım, ulusal diyalog ve anayasal kurumlar aracılığıyla gerçekleşmelidir" diye konuştu.

Kaynaklar, Amerikalıların Lübnan ordusunun üstlenmesi beklenen rolü ve ileride herhangi bir güvenlik ve askeri anlaşmanın uygulanmasında işbirliğine bel bağlamak için Hizbullah'ın güvenine sahip olup olmadığını sorguladığını aktarıyor.

Ancak Amerikan tarafı, orduyu hükümet kararlarını uygulamamakla eleştiren seslerin varlığını da gizlemedi.

Kaynaklar, Lübnanlı resmi ve siyasi mercilerin, İsrail'in Lübnan-Suriye sınırında yürüttüğü askeri operasyonların yeni Suriye makamları tarafından herhangi bir direniş veya itirazla karşılaşmadığına ve Suriye'nin Lübnan'ın kuzeydoğu sınırlarındaki askeri konuşlanmasının mevcut gelişmelerden bağımsız olmadığına dikkat etmesi gerektiğini vurguladı.

Hizbullah cephesinde durum ne?

Cumhurbaşkanı Jozef Aun ve Başbakan Nevaf Selam, Amerikalı ve Batılı diplomatlarla ABD himayesinde Lübnan ile İsrail arasında doğrudan müzakerelere başlama ihtimalini görüşürken, Amerikan tarafı da tıpkı Beyrut'taki İngiliz diplomasisi gibi Hizbullah'ın nabzını tutmaya özen gösterdi.

Direnişe Vefa Bloku Başkanı Milletvekili Muhammed Raad'ın dün gece açıkladığı tutum, partinin müzakere çerçevesini kabul edebileceği ihtimaline işaret eden tüm varsayımlara yanıt niteliğindeydi.

Konuya vakıf kaynaklar el-Ahbar'a, Milletvekili Raad'ın açıklamalarının, resmi makamlarca yürütülebilecek olası bir müzakerenin sınırlarını çizmeyi amaçladığını belirtti.

Direnişin, herhangi bir geçiş süreci olmaksızın sahada somut adımlar ve garantiler elde etmeden çatışmayı durdurmaya niyeti olmadığını belirten kaynaklar, şu dört şartın yerine getirilmesi gerektiğini ifade etti:

Birincisi: Saldırıların derhal durdurulması, işgal altındaki tüm sınır noktalarından hemen çekilinmesi ve buralara ordunun yerleştirilmesinin sağlanması.

İkincisi: İsrail'in, Lübnan'ın herhangi bir bölgesine yönelik her türlü ihlal ve saldırıyı durdurduğunun ilan edilmesi ve bunun ABD tarafından garanti altına alınması. Başta sınır hattındaki köyler olmak üzere, tüm Lübnanlıların güneydeki köylerine ve evlerine tam ve güvenli bir şekilde dönmelerinin önünün açılması.

Üçüncüsü: Lübnanlı esirlerin derhal serbest bırakılması ve ailelerine sağ salim dönmelerinin garanti edilmesi.

Dördüncüsü: Saldırılarda zarar gören tüm bölgeler için yeniden inşa planının başlatıldığının duyurulması. Lübnan hükümetinin, inşa sürecine herhangi bir ülkeden gelecek her türlü katkıya kapı açması ve bu sürecin Lübnan devletinin belirlediği mekanizmalara göre yürütülmesi.

Ayrıca sürecin, "ekonomik bölge" adı altında siyasi ve sosyal bir gerçeklik inşa etmeyi amaçlayan bir Amerikan projesinin parçası olmaması.

Direniş bildiğini okuyor

Bu arada, Lübnanlı resmi ve siyasi mercilere, güneyde düşmana karşı yürütülen direnişin veya Lübnan içinde ya da işgal altındaki topraklarda düşman mevzilerine yönelik bombardıman faaliyetlerinin kesintisiz devam edeceği ve ancak yukarıda belirtilen noktalarda bir anlaşmaya varılması halinde duracağı iletildi.

Lübnan'daki karar alıcılara, her türlü saldırının durdurulacağına dair sahada somut garantiler almadan direnişin duracağına bel bağlamamaları tavsiye edildi.

İlgili kaynaklar el-Ahbar'a, direnişin eylem planının planlandığı gibi ilerlediğini, düşmanın güney bölgesini geniş çaplı işgal tehdidinin takip ve değerlendirme aşamasında olduğunu ve direnişin hiçbir koşulda faaliyetlerini durdurmayı düşünmediğini belirtti.

Kaynaklar, Hizbullah'ın bu turda askeri alandaki mevcut boşlukları doldurmaktan ziyade, müzakereler yoluyla yapılabilecek herhangi bir hileye aldanmamayı dikkate aldığını kaydetti.

Düşmanın, İran'a yönelik savaş dursa bile Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdüreceğine dair söylemlerinin, direnişin daha önce dile getirdiği "İsrail'in Lübnan için kendi planı olduğu" gerçeğini doğruladığı ifade edildi. Bu durumun, direnişin eylemlerinin İran'ın çıkarlarıyla hiçbir ilgisi olmadığı yönündeki tutumunu pekiştirdiği vurguladı.

İsrail, Bekaa'daki hava indirme operasyonları için Suriye topraklarını nasıl hazırladı?

Kaynaklar el-Ahbar'a, düşman İsrail'in son dönemde Bekaa'da gerçekleştirdiği hava indirme operasyonlarının, Suriye topraklarındaki gelişmelerle bağlantılı anlamlar taşıdığını doğruladı.

Özellikle Beşar Esed rejiminin düşmesinin ardından İsrail'in girdiği bölgelere yaptığı büyük askeri yığınağın bu duruma işaret ettiği belirtildi. Kaynaklar, "İndirme operasyonları, sınır ötesinde güvenliği sağlayacak birliklere ihtiyaç duyar ve bu durum İsrailliler için Suriye topraklarında mevcuttur" diye konuştu.

Sergaya bölgesinin, İsrail'in Suriye içlerindeki yayılmasının bir uzantısı ve İsrail'in tam kontrol sağlamaya çalıştığı Hermon (Cebel eş-Şeyh) Dağları silsilesinin bir devamı niteliğinde olduğuna dikkat çekildi.

Kaynaklara göre, hava indirme operasyonları İsrail ordusu için büyük bir çaba gerektirmiyor; zira helikopter pisti Kuneytra kırsalında, tam olarak Kuneytra'nın kuzeyindeki Hadar beldesinde yer alan Tel Kurs en-Nefl'de bulunuyor.

Ayrıca Cebel eş-Şeyh bölgesinde kurulan ve güçlendirilen üç yeni tıbbi nokta, hava indirme operasyonlarında yaşanabilecek yaralanmalara işgal altındaki topraklara taşınmaya gerek kalmadan sahada müdahale edilmesine imkân tanıyor.

İsrail kuvvetlerinin, Şam-Beyrut yolunu doğrudan gören bir konumda, Lübnan sınırındaki Cebel eş-Şeyh'in tüm doğu eteklerine yayılmış olması ve bazı birliklerin eski Suriye kışlalarına yerleşmesi göz önüne alındığında, kaynaklar Bekaa bölgelerindeki havadan indirme senaryosunun tekrarlanmasının kuvvetle muhtemel olduğunu değerlendiriyor.

İşgal altındaki Suriye bölgelerinde görülen sancak ve bayraklara göre, bölgede konuşlanan askerlerin Golani ve Şaldag Paraşütçü Tugayı'na bağlı olduğu anlaşıldı.

Çeviri: YDH