
YDH - İran, küresel enerji arzının en kritik noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı'nı klasik bir askeri kapatma yerine "akıllı kapatma" olarak adlandırdığı seçici bir stratejiyle yönetmeyi hedefliyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Hasan Haydar'ın değerlendirmesine göre Tahran; mayınlar, füze donanımlı sürat tekneleri, insansız hava araçları ve küçük denizaltılardan oluşan asimetrik kabiliyetlerini kullanarak boğazı "dost" gemilere açık tutarken, "düşman" unsurlar için geçilmez kılmayı planlıyor. Bu yaklaşım, doğrudan bir sıcak çatışmadan ziyade uzun vadeli bir ekonomik baskı ve caydırıcılık unsuru olarak öne çıkıyor.
Hürmüz Boğazı, küresel enerji sisteminin en hayati damarlarından biri kabul ediliyor. Fars Körfezi'ni Umman Denizi'ne bağlayan ve Hint Okyanusu'na açılan bu dar deniz yolu, dünya petrol ve doğalgaz ihracatının büyük bir kısmına ev sahipliği yapıyor.
Seyrüsefer hattında yaşanacak en ufak bir aksamanın enerji fiyatları ve uluslararası piyasaların istikrarı üzerinde doğrudan sarsıcı etkiler yaratacak olması, boğazı dünya ekonomisinin en hassas "boğum noktalarından" biri haline getiriyor.
Bu jeopolitik önemin bilincinde olan İran, boğaza hâkim coğrafi konumunu bölgesel veya uluslararası her türlü çatışmada olağanüstü bir baskı aracı olarak görüyor.
Fakat Tahran'ın Hürmüz yaklaşımı, sadece askeri yöntemlerle boğazı tamamen kapatmak gibi geleneksel bir anlayışa dayanmıyor; aksine seyrüsefer trafiğini tamamen durdurmak yerine seçici bir kontrol mekanizması kurmayı hedefleyen ve "akıllı kapatma" olarak nitelendirilebilecek daha karmaşık bir modele yöneliyor.
İran, teorik olarak boğazdaki trafiği felç edebilecek geniş bir askeri envantere sahip. Bu araçların başında deniz mayınları geliyor. Tahran'ın elindeki geleneksel ve akıllı mayın stokunun, petrol tankerlerinin geçiş güzergahlarını kapatmaya yeteceği, hatta nispeten az sayıda mayının bile gemi trafiğinde büyük bir felce yol açabileceği tahmin ediliyor.
Bunun yanı sıra, Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri bünyesindeki füze ve torpidolarla donatılmış yüzlerce sürat teknesi, "sürü saldırısı" taktiğiyle büyük gemilere karşı ani ve toplu baskınlar düzenleyebiliyor.
Bu taktik, savunma sistemlerini şaşırtarak hedeflerin vurulma olasılığını artırıyor. İran ayrıca kıyı şeridi ve körfezdeki adalarına yerleştirdiği kısa ve orta menzilli kıyı-deniz füze sistemleriyle, boğazdan geçen her türlü gemiyi yüksek hassasiyetle hedef alma kabiliyetine sahip.
Son yıllarda bu denkleme yeni bir unsur daha eklendi: İnsansız hava araçları (İHA). Hem keşif hem de kamikaze amacıyla kullanılan İHA'lar, deniz trafiğinin kesintisiz izlenmesine ve deniz hedeflerine nokta atışı operasyonlar yapılmasına imkan tanıyor.
Tahran'ın envanterindeki Qadr sınıfı küçük denizaltılar da sığ sularda çalışabilme ve gizlenme yetenekleriyle Hürmüz Boğazı'nın fiziki yapısına tam uyum sağlıyor; pusular kurmak veya mayın döşemek için ideal bir araç niteliği taşıyor.
Deniz mayınları askeri açıdan etkili olsa da bunların yaygın kullanımı, İran'ın hasım olarak görmediği gemiler de dahil olmak üzere uluslararası seyrüseferi genel bir riske atıyor.
Ayrıca mayın temizleme faaliyetleri, kapsamlı bir uluslararası müdahaleyi tetikleyerek daha büyük bir askeri gerilimin fitilini ateşleyebilir.
Bu nedenle İran, boğazı gelişigüzel kapatmak yerine "akıllı kapatma" konseptini benimsemeye meylediyor. Bu stratejiye göre Hürmüz teoride açık tutulacak, ancak pratikte askeri veya ticari fark etmeksizin sadece "dost" gemilerin geçişine izin verilen, "düşman" unsurların ise engellendiği seçici bir koridora dönüştürülecek.
Burada İran stratejisinin en etkili unsuru olarak, küçük seyir füzeleri (cruise) veya kamikaze İHA'lar kullanılarak gerçekleştirilen doğrudan ateş tehdidi öne çıkıyor. Bir petrol tankerini veya ticari gemiyi hedef almanın, gelişmiş savunma sistemlerine sahip savaş gemileriyle yüzleşmekten çok daha kolay olduğu biliniyor.
Üstelik bu tür saldırılar, geleneksel ağır silahlara kıyasla oldukça düşük maliyetli olmasına rağmen yüksek bir caydırıcılık sağlıyor.
Aslında sadece füze veya İHA saldırısına uğrama ihtimali bile boğazdaki risk seviyesini, küresel nakliye şirketlerini rotalarını değiştirmeye ve deniz sigortası fiyatlarını fahiş şekilde artırmaya yetecek düzeye çıkarıyor.
Bu yaklaşımın stratejik etkisi sadece Hürmüz Boğazı ile sınırlı kalmıyor. İran, uzun menzilli füze kabiliyetleri sayesinde baskı çemberini teorik olarak Kızıldeniz'i Hint Okyanusu'na bağlayan Bab el-Mendeb gibi diğer kritik deniz yollarına da genişletebilir.
Tehdit, İran kıyılarından 600 kilometreyi, hatta yer yer bin kilometreyi aşan mesafelere, Kuzey Hint Okyanusu'ndaki gemi trafiğine kadar uzanabiliyor. Bu durum, Körfez'den Afrika Boynuzu'na kadar uzanan seyrüsefer hatları için geniş çaplı bir tehdit teşkil ediyor.
Güncel tartışmalarda ABD'nin askeri söylemi, açık denizde veya askeri limanlarda hedef alınabilecek fırkateynler ve büyük gemiler gibi İran'ın geleneksel deniz unsurlarını yok etmeye odaklanıyor.
Oysa bu parçalar İran'ın deniz doktrininin bel kemiğini oluşturmuyor. Tahran, Batılı filolarla geleneksel bir deniz savaşında karşı karşıya gelemeyeceğinin farkında olduğu için asimetrik harp stratejisini benimsiyor.
Asimetrik savaş ilkesinin yanı sıra, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma stratejisi "uzun vadeli savaş" kavramı etrafında şekilleniyor.
Doğrudan askeri operasyonların hızı düşse veya askeri üslere yönelik karşılıklı bombardımanlar dursa bile, boğazdaki "akıllı kapatma" halinin birkaç ay sürdürülmesi tek başına çok güçlü bir silaha dönüşebilir.
Zira küresel piyasalar doğası gereği belirsizliğe tahammül edemez. Uluslararası ticaret, deniz nakliye yollarının istikrarına dayanır; dünyanın en önemli enerji geçiş noktalarından birinde yaşanacak uzun vadeli herhangi bir aksama petrol fiyatlarına, nakliye ücretlerine ve dünya ticaretine anında yansır.
Çeviri: YDH