
YDH- Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, Dünya Kudüs Günü münasebetiyle gerçekleştirdiği konuşmasında; bu müstesna günün maneviyatı ve sarsılmaz inancı temsil ettiğini, ezilenlere sunulan mutlak desteği ifade ettiğini, bağımsızlık iradesini yansıttığını ve kendisini bu büyük makamdan uzaklaştırmaya yönelik her türlü baskı veya girişime rağmen insan özgürlüğüne olan köklü inancı teyit ettiğini vurguladı.

Şeyh Naim Kasım, Kudüs Günü'nün Filistin'in kurtuluşu çağrısında sembolik bir öneme sahip olduğunu ve dünyanın tüm ezilen halklarına ulaşarak onları kölelik ile adaletsizlik boyunduruğundan kurtulmaya çağırdığını belirtti. Filistin ve Kudüs'ün işgalinin günümüz dünyasındaki en büyük adaletsizlik olduğunu ifade eden Şeyh Naim Kasım; Amerika Birleşik Devletleri ile diğer büyük güçlerin bu işgali desteklediğini, söz konusu kanserli büyümeyi bizzat başlattığını ve 1948 yılında bu yapıyı meşrulaştırdığını açıkladı.
Filistin'deki mevcut savaşın ve Siyonist düşmana karşı verilen mücadelenin yanı sıra İsrail-Amerikan şer ittifakının bölgede ve dünyada yürüttüğü yayılmacı emellerin, yetmiş yılı aşkın süredir bölgenin istikrara kavuşmasını engelleyen bu kötü niyetli varlıktan kaynaklandığını belirtti. Şeyh Naim Kasım, bu yapının var olduğu sürece istikrarı engellemeye devam edeceğini vurgulayarak; Filistin'in özgürleştirilmesinin tüm halklara fayda sağlayacağını, işgalin devam etmesinin ise küresel ölçekte olumsuz ve zararlı etkileri olacağını sözlerine ekledi.
Kudüs Günü'nü anarken Filistinlilerin bu kavgada yalnız olmadığını ve sorumluluğun kolektif bir nitelik taşıdığını yineleyen Şeyh Naim Kasım, Filistin halkının bu yolda büyük fedakarlıklar yaptığını ifade etti.
İki yıldan fazla süren el-Aksa İntifadası ve düşmana karşı verilen son savaşta, Gazze'deki Filistin halkının aralarında erkek, kadın ve çocukların da bulunduğu 260 bin şehit ve yaralı verdiğini belirten Kasım; Gazze'nin yaygın bir yıkıma, sistematik bir soykırıma ve İsrail'in doğrudan Amerikan ve Batı desteğiyle gerçekleştirdiği can kayıplarına tanık olduğunu dile getirdi.
Şeyh Naim Kasım, merhum İmam Humeyni'nin ortaya koyduğu iradenin, Filistin davası için hayati bir itici güç olduğunu ve özgürlüğün somut olarak görülebileceği yeni bir aşamaya geçişi sağlayan belirleyici bir dönüm noktası oluşturduğunu vurguladı.
Hizbullah'ın, Filistin direnişi tam özgürlüğe kavuşana kadar sarsılmaz bir destekçi olmaya devam edeceğini bildiren Şeyh Naim Kasım, "Tam özgürlük adına bunu destekliyor ve onaylıyoruz" diyerek İslami Direniş’in daima Filistin’in yanında kalacağını teyit etti.
Lübnan'daki direniş savaşçılarının Gazze'ye ve Cesurlar Savaşı'na somut destek sağladığını ve bu uğurda büyük bedeller ödediğini belirten Şeyh Naim Kasım; özellikle de "milletin şehitlerinin efendisi" Seyyid Hasan Nasrallah'ın şehadetinin bu fedakarlığın en müstesna örneği olduğunu ifade etti.
Seyyid Hasan Nasrallah’ın; Seyyid el-Haşimi, liderler, şehitler, yaralılar ve hakikatin savunulması ile Kudüs'ün desteklenmesi uğruna fedakarlıkta bulunan herkesle birlikte Filistin, hakikat, Kudüs, iman ve insanlık yolunda yükseldiğini belirtti.
Tüm Arap ve İslam halklarını Filistin'in yanında durmaya çağıran Şeyh Naim Kasım, dünyadaki tüm özgür insanların bu davaya omuz verme yükümlülüğü olduğunu hatırlattı. Bu duruşun, bireylerin kendi özgür varlıklarına sahip çıkması anlamına geldiğini vurgulayan Kasım; dünyada kimseyi baskıdan muaf bırakmayan ve çatışma anında zalimce davranan tiranlara karşı durmanın insani bir vazife olduğunu belirtti.
Hizbullah'ın Kudüs'e ve özgürlüğüne olan desteğini bir kez daha ilan eden Şeyh Naim Kasım, herkesi güçlerini birleştirmeye ve en büyük kaynaklarını Filistin davasına adayan İslami İran'ın temsil ettiği bu tarihi büyüklüğe destek vermeye çağırdı.
Şeyh Naim Kasım, İslam İran’ının sunduğu fedakarlıkların son halkasının İmam Ayetullah Seyyid Ali Hamenei’nin şehadeti olduğunu belirterek; Allah’ın rahmetine kavuşan liderin bu büyük merkezi dava uğruna her şeyini feda ettiğini ve herkesin bu kutsal dava etrafında birleşmesi gerektiğini vurguladı.
Direnişin, acımasız İsrail-Amerikan saldırganlığına karşı meşru bir müdafaa yürüttüğünü teyit eden Şeyh Naim Kasım, bu saldırganlığın kelimenin tam anlamıyla ciddi bir varoluşsal tehdit teşkil ettiğini belirtti.
Ateşkes anlaşmasından on beş ay sonra bile saldırganlığın durmadığını, sadece hızının azaldığını ifade eden Şeyh Naim Kasım; bu sürecin Lübnan üzerinden hedeflere ulaşmak için bir araç olarak kullanıldığını, durumun sağlıklı olmadığını ve on beş aydır devam eden barbarca bir eylemle karşı karşıya olunduğunu vurguladı.
Hizbullah’ın, saldırganlığın devamının bir sınırı olduğu ve direnişin sabrının tükendiği konusunda birçok uyarıda bulunduğunu açıklayan Şeyh Naim Kasım, liderlik düzeyinde üç ayrı vesileyle bir araya gelerek istişarelerde bulunduklarını belirtti. Siyasi sürece şans verme gerekliliği ve gelen talepler doğrultusunda zamanlamanın beklendiğini, ancak on beş aylık işgal ve yıkımın doğrudan yanıt verme koşullarını olgunlaştırdığını ifade etti.
İsrail’in Lübnan’a yönelik büyük operasyon tartışmalarının zamanlama ekseninde döndüğünü açıklayan Şeyh Naim Kasım; İmam Hamenei’nin şehadeti, on beş aydır süren saldırılar ve Lübnan topraklarının bir kısmının işgaliyle birlikte düşmanla yüzleşme koşullarının uygun hale geldiğini vurguladı.
Kararın alınmasında birçok faktörün etkili olduğunu belirten Şeyh Naim Kasım, füze saldırısının İsrail’in sinsi planlarını ortaya koymada kilit rol oynadığını ve yanıtın tamamen savunma amaçlı olduğunu hatırlattı. Bazı çevrelerin kışkırtma iddialarına yanıt veren Şeyh Naim Kasım, on beş ay süren katliam, yıkım ve işgalin en büyük kışkırtma olduğunu, dolayısıyla verilen yanıtın meşru bir müdafaa olarak görülmesi gerektiğini ekledi.
Asfun Me'kul Muharebesi, Herkesin Katılması Gereken Meşru Bir Savunmayla Başlar
Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, devam eden askeri operasyona liderlik tarafından "Koruyucu Kalkan Operasyonu" adının verildiğini ilan etti. Bu operasyonun zaman alabileceğini belirten Kasım; temel amacın Lübnan'ın savunulması, toprak onurunun korunması ve İsrail düşmanıyla tavizsiz bir mücadele yürütülmesi olduğunu kaydetti.
Kur'an-ı Kerim'in Fil Suresi'nden ayetler aktaran Şeyh Naim Kasım, düşmanın planlarının boşa çıkarılacağını ve bu mücadelenin ayette belirtilen "yenilmiş ekin" (Asfun Me'kul) sonucuna ulaşmayı hedeflediğini vurguladı.
Verdikleri mücadelenin doğrudan bir "yenilmiş ekin savaşı" olduğunu ifade eden Şeyh Naim Kasım, bunun Lübnan direnişinin ve halkının, vatanlarına saldıran İsrail saldırganlığına karşı verdiği bir savaş olduğunu belirtti.
Şeyh Naim Kasım, bu hakikate başka unsurlar eklense de bu durumun savaşın özünü değiştirmediğini; mücadelenin her şeyden önce Lübnan’ın onuru için verildiğini ve herkesin bu meşru savunmaya katılması gerektiğini hatırlattı. İsrail düşmanının sivilleri katlederek hedeflerine ulaşmaya çalıştığını ancak Lübnan direnişi karşısında başarısızlığa mahkum olduğunu sözlerine ekledi.
Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, Lübnan hükümetinin ulusal egemenliği tesis etmede veya vatandaşları korumada yetersiz kaldığını vurgularken; İsrail düşmanının bu acziyeti fırsat bilerek sivilleri katlettiğini, insanları yerlerinden ettiğini ve konutları korkunç bir suç teşkil edecek şekilde yıktığını belirtti.
Şeyh Naim Kasım, işgalci gücün "Karzu'l Hasen" gibi sivil kurumları ve doğrudan yerleşim alanlarını hedef aldığını; direniş savaşçılarıyla mücadele bahanesiyle tüm köy ve şehirleri insansızlaştırmaya çalıştığını ifade etti.
Direnişin "Ulil' Be's" savaşından hayati dersler çıkardığını açıklayan Şeyh Naim Kasım, bu birikimin düşmanı somut askeri hedeflerden mahrum bıraktığını kaydetti. Direnişin artık sabit mevzilere çakılı kalmadığını, hareketli taktiklerle asimetrik bir savaş yürüttüğünü belirten Kasım; kara harekatı tehditlerine ilişkin olarak, bu durumun düşman için gerçek bir başarı değil, aksine başarısızlığın derinleşeceği bir nokta olduğunu vurguladı.
Şeyh Naim Kasım, her türlü ilerleme veya işgal girişiminde direnişçilerin saha hareketliliği sayesinde düşmanla yakın mesafede çatışarak stratejik kazanımlar elde ettiğini hatırlattı.
İsrail sahasından gelen tehditlere sert yanıt veren Şeyh Naim Kasım; İsrail Savunma Bakanı Katz’ın "Lübnan hükümeti Hizbullah'ı kontrol altına almazsa toprakları biz kontrol ederiz" yönündeki sözlerine meydan okudu.
Kasım, "Kimse önünde durmuyor, git ve o toprakları kontrol et de görelim; istikrarı sağlayabiliyor musun, işgalini sürdürebiliyor musun?" ifadelerini kullandı. Bu direniş, bu halk, bu ordu ve Lübnan’ın şerefli insanları karşısında işgalin asla varlık gösteremeyeceğini vurgulayan Genel Sekreter; Netanyahu’nun Lübnan halkını Hizbullah’a karşı kışkırtma çabalarını da düşmanın sahada düştüğü acziyetin bir kanıtı olarak nitelendirdi.
Hizbullah Genel Sekreteri, İslami Direniş’in uzun soluklu bir çatışma süreci için tüm hazırlıklarını tamamladığını teyit ederek, işgalci güce sahada büyük sürprizler yaşatacaklarını belirtti. "Düşmanın tehditleri bizi korkutmuyor; aksine düşman bizim gerçek gücümüzü sahada bizzat tecrübe edecek" diyen Şeyh Naim Kasım, mücadelenin kararlılıkla süreceği mesajını verdi.
İslam Direnişi saflarındaki gençlerin sarsılmaz iradesine dikkat çeken Şeyh Naim Kasım, onları "ölümden korkmayan, mücadeleye ve çatışmaya can atan şehit adayları" olarak tanımladı. Cephedeki mücahitlere seslenen Kasım, "Ey mücahitler, mesajınız bana ulaştı; sizler yeryüzünün tuzu, göğün rahmeti, şan sancakları ve geleceğin umudusunuz" dedi. Konuşmasını Kur’an-ı Kerim’den "Müminlere yardım etmek bizim üzerimize bir farzdır" ayetiyle mühürleyen Şeyh Naim Kasım, Allah'ın izniyle zaferin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
Direnişin teknik ve askeri anlamda yapılabilecek tüm hazırlıkları tamamladığını teyit eden Şeyh Naim Kasım; gücün inanç, irade ve hazırlanan teçhizat olmak üzere üç temel sütun üzerine inşa edildiğini belirtti. Askeri güçte mutlak bir eşitlik aranmadığını, ancak düşmanla yalnızca kaba kuvvetle değil, bu üç stratejik unsurun bileşimiyle yüzleştiklerini kaydeden Kasım; hakkın ve vatan toprağının verdiği meşruiyet sayesinde düşmandan çok daha güçlü olduklarını vurguladı.
Hizbullah Genel Sekreteri, işgalci gücün katliamlar yoluyla halkı direniş projesinden koparmayı hedeflediğini ancak bu kirli planın asla başarıya ulaşamayacağını ifade etti. Şeyh Naim Kasım, çocuklarını onur, haysiyet ve vatan bilinciyle yetiştiren, en kıymetli varlıklarını ve büyük liderleri Seyyid Hasan Nasrallah’ı feda eden bu halkın metanetini koruduğunu dile getirdi. Yerlerinden edilmiş vatandaşların, "Sağlam durun, biz sizinleyiz; bu göçü direnişin başarısına katkımız olarak görüyoruz" yönündeki mesajlarını aktaran Kasım, halkın bu fedakarlıktan memnuniyet duyduğunu belirtti.
Ramazan ve kış aylarının zorlu koşullarında yaşanan göçün kendilerini derinden üzdüğünü ifade eden Şeyh Naim Kasım, halkın acılarını bizzat paylaştıklarını ve bu zorlu aşamanın ancak azimle aşılabileceğini vurguladı.
Mazlum halkın sergilediği bu duruşun zaferin müjdecisi olduğunu söyleyen Kasım; mezhep, bölge ve kurum ayrımı gözetmeksizin yerinden edilmiş insanlara kucak açan tüm Lübnanlılara teşekkür etti. Bu tarihi dayanışmanın herkes için bir gurur kaynağı ve mutlak zaferin anahtarı olacağını sözlerine ekledi.
İsrail hükümetinin başı Netanyahu’nun suikast tehditlerine değinen Şeyh Naim Kasım, bu sözlerin kendisi için hiçbir değer taşımadığını sert bir dille ifade etti. İmam Ali’nin (as) "Ölüm, koruyucu olarak yeterlidir" sözünü hatırlatan Şeyh Naim Kasım, vaktinden önce ne bir ölümün gerçekleşebileceğini ne de vaktinden sonra engellenebileceğini belirterek; "Ey Netanyahu, bu tehditle beni korkutabileceğini mi sanıyorsun? Tehdidin tatsız ve değersizdir, git kendi işine bak" dedi.
Yeryüzünde fesat çıkaranların helak olmasının ilahi bir yasa olduğunu vurgulayan Şeyh Naim Kasım, Netanyahu’yu modern dönemin Firavun’u olarak nitelendirdi. Zulme uğrayanların yeryüzünün mirasçıları kılınacağına dair ilahi vaadi hatırlatan Kasım, Netanyahu’nun insanlık sınırlarını aşan cinayetlerinin işgal rejiminin sonunu yaklaştırdığını ifade etti.
Tarihi ve dini literatürdeki "seksen yıl" kehanetine atıfta bulunan Şeyh Naim Kasım, "Şimdi yetmiş sekiz yaşındalar. Belki iki yıl sonra, belki de daha kısa sürede İsrail krallığının çöktüğünü göreceğiz" diyerek konuşmasını sürdürdü.
Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, Netanyahu’ya hitaben yaptığı konuşmada, işgal hükümetinin kendi halkını topyekûn bir çöküşe sürüklediğini ve bu gerçeğin kendilerinden saklandığını vurguladı. İsrail topraklarındaki ölü ve yaralı sayısının öğrenilmesinin neden engellendiğini, neden çekim yasağı ve karartma uygulandığını soran Şeyh Naim Kasım, "Çünkü onları yanıltmak ve gerçek sonuçlardan habersiz bırakmak istiyorsunuz; ancak tüm bunlar er ya da geç ortaya çıkacak" dedi.
Lübnan'daki mevcut gerilimin kaynağının direniş değil, bizzat İsrail-Amerikan saldırganlığı olduğunu belirten Şeyh Naim Kasım, direnişin doğal bir refleks olduğunu ifade etti. Lübnan'ın on yıllardır süren işgal girişimlerinden muzdarip olduğunu hatırlatan Kasım, "Lübnan özgürleşsin, İsrail gitsin, saldırganlık sona ersin; aramızda hiçbir sorun kalmaz" dedi. Kırk yılı aşkın süredir devam eden direniş olmasaydı Lübnan'ın hayatta kalamayacağını vurgulayan Genel Sekreter, teslim olmanın bir seçenek olmadığını; sözlüklerinde yenilgiye yer bulunmadığını ve sahada sonuna kadar güçlü kalacaklarını teyit etti.
Lübnan halkının direnişinin düşman operasyonlarını boşa çıkardığını belirten Şeyh Naim Kasım, Nebi Şit kasabasındaki başarısız çıkarma girişimlerini örnek gösterdi. Eğer direnişçilerin kahramanca mücadelesi olmasaydı, İsrail askerlerinin evlere teker teker girerek sivil katliamlar yapacağını ifade eden Kasım; düşmanın amacının Lübnan'ı silahsızlandırmak, ordusunu ve hükümetini baltalamak olduğunu ancak buna asla izin vermeyeceklerini vurguladı.
"Bu bizim ülkemiz ve kimsenin yaşam biçimimizi kontrol etmesine izin vermeyeceğiz" diyen Kasım, zaferden emin olduklarını belirtti.
Savaşın sona ermesi için temel şartları sıralayan Şeyh Naim Kasım; saldırganlığın tamamen durdurulması, İsrail'in işgal ettiği topraklardan çekilmesi, tutsakların serbest bırakılması ve halkın köylerine dönerek yeniden yapılanmaya başlaması gerektiğini ifade etti. Çatışmanın durmasının tek yolunun bu olduğunu vurgulayan Genel Sekreter, barışın ancak adalet ve tam özgürlükle mümkün olabileceğini kaydetti.
Lübnan hükümetini düşman karşısında dik durmaya ve ulusal safları birleştirmeye çağıran Şeyh Naim Kasım, verilen her tavizlerin yalnızca düşmanı cesaretlendirdiğini belirtti. "Düşmana hayır deyin; kimse elindeki kartları tek tek havaya atarak müzakere etmez" diyen Kasım, hükümetten direnişe karşı alınan bazı kararları iptal etmesini ve direnişi arkadan bıçaklamamasını istedi. Birliğin en büyük güç olduğunu hatırlatan Kasım, "Önce birlik içinde vatanı kurtaralım, ondan sonra istediğiniz her şeyi önerebilirsiniz" dedi.
İran'a yönelik saldırılara da değinen Şeyh Naim Kasım, İran'ın bir saldırı kurbanı olduğunu ancak kendisini onurla savunduğunu belirtti. Yeni Yüksek Lider'in seçilmesiyle İran'ın düşman hedeflerine karşı azimle çalışmaya devam edeceğini söyleyen Kasım, muhteşem geçen Kudüs Günü gösterilerine dikkat çekti. İsrail'in tüm engelleme tehditlerine rağmen halkın sokaklara dökülmesinin yenilmez bir iradenin göstergesi olduğunu vurguladı.
Şeyh Naim Kasım konuşmasını, Lübnan’daki yıkımın tek sorumlusunun saldırgan güçler olduğunu vurgulayarak sonlandırdı. Lübnan topraklarının işgalciye kolayca bırakılmayacağını ve onursuz bir yaşamı asla kabul etmeyeceklerini belirten Kasım, bazı çevrelerin bu saldırganlığı kendi dar çıkarları için kullanmasına da müsaade etmeyeceklerini ifade etti. "Söz artık şeref arenasınındır; Tanrı, halkımız ve dünyadaki tüm özgür insanlar bizimle" diyerek mutlak zafer mesajı verdi.