
YDH - İran’ın tankerleri hedef alan saldırıları karşısında Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya çalışan ABD Başkanı Donald Trump, askeri ve siyasi açıdan riskli seçeneklerle karşı karşıya.
Küresel enerji ticaretinin en kritik geçitlerinden biri olan su yolu üzerindeki kriz, Washington yönetimini hızlı ancak maliyetli kararlar almaya zorluyor.
Trump cuma akşamı yaptığı açıklamada ABD’nin İran’ın petrol ihracatının merkezlerinden Hark Adası’na ağır hava saldırıları düzenlediğini duyurdu.
Hark Adası, Hürmüz Boğazı’nın kuzeybatısında bulunuyor ve çatışmanın odak noktalarından biri haline geldi.
Washington’un seçenekleri arasında tankerleri korumak için deniz eskortu sağlamak veya İran kıyılarını güvence altına almak amacıyla kara birlikleri konuşlandırmak bulunuyor.
Ancak ilk seçenek hem maliyetli hem de riskli. İkinci seçenek ise ABD-İsrail savaşında ciddi bir askeri genişleme anlamına geliyor ve iç politikada güçlü muhalefet doğurabilir.
Küresel petrol fiyatlarının hızla yükseldiği bir dönemde enerji krizini önlemeyi amaçlayan bu seçeneklerin her biri önemli riskler içeriyor. Çatışmada şu ana kadar 13 Amerikan askeri öldü ve yeni operasyonlar daha fazla kayıp ihtimalini artırıyor.
Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmanın başka bir yolu savaşın müzakere yoluyla sona ermesi. Ancak bu seçenek de Washington için siyasi açıdan zorlayıcı.
Bu senaryo İran yönetiminin iktidarda kalması ve ülkenin nükleer materyali elinde tutmaya devam etmesi anlamına geliyor. Bu durum, Trump’ın ilan ettiği savaş hedefleri doğrultusunda Washington’un zafer ilan etmesini güçleştirebilir.
ABD Donanması stratejisi üzerine çalışan Center for Maritime Strategy analisti Steven Wills, askeri açıdan birkaç seçenek bulunduğunu belirtti.
Bunlardan biri İran’ın petrol sevkiyatının yaklaşık yüzde 90’ının geçtiği Kharg Adası’nı ele geçirmek. Bu hamle Tahran’ın boğazı kapatma girişimini durdurmak için baskı oluşturabilir.
Wills’e göre alternatif senaryo donanmanın tankerleri eskort eşliğinde boğazdan geçirmesi. Ancak bunun için önce mayınların temizlenmesi gerekiyor.
Wills, The Hill’e verdiği röportajda sürecin zorluğuna dikkat çekerek şunları söyledi: "Bu iş karmaşık ve zahmetli. Mayınları tek tek temizlemek zorundasınız. Donanma için en zor operasyonlardan biri."
Mare Liberum ortaklarından ve ABD Deniz Harp Okulu mezunu Erik Bethel, tankerlerin güvenli geçişi için ABD’nin yalnızca İran donanmasını değil hava unsurlarını ve insansız sistemleri de etkisiz hale getirmesi gerektiğini söyledi.
Bethel, The Hill’e verdiği demeçte asimetrik tehditlere dikkat çekti:
"Dünyanın en güçlü donanmasına sahip olmamız yeterli değil. Rakiplerimiz asimetrik yöntemler kullanıyor. 50 bin dolarlık dron’u milyonlarca dolarlık füze ile düşürüyoruz. Yüz milyarlarca dolar değerinde filo boğazdan geçiyor ve tek bir kamikaze dron teknesi ya da birkaç hava dron’u ciddi hasar verebilir."
Savaş Bakanı Pete Hegseth ise cuma sabahı tanker eskortu ihtimali hakkında konuşurken İran saldırıları konusundaki endişeleri küçümsedi. Pentagon’un bu tür tehditlerle başa çıkma kabiliyetine sahip olduğunu belirtti.
Wills, ABD’nin bölgede mayın temizleme kabiliyeti bulunduğunu ifade etti. Bu kabiliyetler kıyı muharebe gemilerine konuşlu insansız sistemleri ve helikopter tabanlı mayın avlama platformlarını içeriyor.
Ancak ABD ordusunun artık envanterinde bulunmayan önemli bir araç da var: Sikorsky MH-53 Pave Low helikopteri. Uzun menzilli özel operasyon helikopteri mayın avlama ve temizleme görevlerinde etkiliydi.
Wills bu sistemi şöyle tanımladı: "Büyük helikopter, arkasında çekilen kızak sistemiyle adeta çim biçer gibi alanı tarıyor ve mayınları çok hızlı ve etkili biçimde temizleyebiliyordu."
ABD ordusunun Hint-Pasifik bölgesinden yaklaşık 2 bin 500 deniz piyadesi ve üç savaş gemisini Ortadoğu’ya kaydırdığı bildiriliyor. Ancak bu kuvvetlerin nasıl kullanılacağı henüz net değil.
Hudson Institute kıdemli araştırmacısı Bryan Clark, bu birliklerin boğaz çevresindeki adalarda konuşlandırılabileceğini belirtti. Böylece İran ana karasına asker çıkarılmadan boğazın kontrolü sağlanabilir.
Clark, İran kıyısına yakın adalara yapılacak çıkarma operasyonunun İran kıyı hattından gelebilecek tehditleri kontrol altına alabileceğini söyledi.
Aynı şekilde Umman tarafındaki adalara yerleştirilecek kuvvetler de karşı kıyıdan gelebilecek saldırıları dengeleyebilir.
Ancak bu adaların yerleşim açısından elverişsiz olması operasyonu zorlaştırıyor. Clark, askerlerin tüm lojistiği beraberinde getirmesi gerektiğini belirtti.
Clark şu değerlendirmeyi yaptı: "Teorik olarak İran bu çıkarma girişimine karşı koyacaktır. Bu nedenle operasyon sırasında hasar ve kayıplar yaşanabilir."
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine, Hegseth ile birlikte yaptığı açıklamada ordunun önceliğinin İran’ın mayın döşeme kabiliyetini etkisiz hale getirmek olduğunu söyledi. Bu aşama tamamlanmadan tanker eskortu başlatılmayacak.
Hegseth ise Pentagon’un şu ana kadar boğaza mayın yerleştirildiğine dair bir bulguya sahip olmadığını belirtti.
Normal koşullarda Hürmüz Boğazı küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği kritik geçiş noktası.
ABD Savunma İstihbarat Teşkilatının 2019 tarihli raporuna göre İran’ın envanterinde 5 binin üzerinde deniz mayını bulunuyor. Bu stok dünyadaki en büyük mayın envanterlerinden biri.
Bu mayınlar hızlı botlarla kısa sürede boğaza bırakılabiliyor. Sistemler II. Dünya Savaşı döneminden kalma temas mayınlarından modern dip mayınlarına kadar farklı türleri kapsıyor.
Wills, modern sistemleri şöyle anlattı: "Manyetik sensörü var. Bir gemi geçer, ikinci gemi geçer ve üçüncü gemide mayın patlar."
Wills’e göre ABD donanması son yıllarda dron’lara karşı daha etkili hale geldi. Bu nedenle boğazdaki ABD varlıkları için mayınlar daha büyük tehdit oluşturuyor.
Fakat Bethel'e göre İran’ın Şahid-136 tipi dron’ları daha ciddi risk yaratıyor çünkü yüzlerce kilometre uzaktan fırlatılabiliyor.
Bethel bu tehdidi şöyle özetledi: "Mayını temizleyebilirsiniz. Ama dron’u 500 mil uzaktan fırlatabilirsiniz. Bir garajdan bile kalkabilir ve hedefi vurabilir."