
YDH- Irak, hem altyapısını hem de sivil yerleşimlerini hedef alan sistematik egemenlik ihlalleriyle karşı karşıya kalırken, Washington’ın Irak askeri kapasitesini zayıflatmaya yönelik stratejik yaklaşımı hakkında siyasi ve güvenlik uyarıları en üst seviyeye çıktı.
Bağdat’ın hava sahasını korumasını fiilen engelleyen silah ambargosu ve güvenlik karargahlarının doğrudan hedef alınması, Irak’ı askeri açıdan savunmasız bırakmayı amaçlayan bölgesel bir senaryonun parçası olarak görülüyor.
Bu tablo, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı’nın dışa bağımlı silahlanma pratiklerini terk etme ve kırmızı çizgileri aşan bu ihlallere karşı koyma sorumluluğu hakkında parlamentoda ve kamuoyunda sert soruları beraberinde getiriyor.
Milletvekili Saad el-Hazali, Cumartesi günü yaptığı açıklamada hava savunma dosyasındaki vahim tabloyu gözler önüne sererek, ABD’nin Irak ordusunun silahlanma süreçlerine uyguladığı ambargo nedeniyle ülkenin güvenlik açısından ciddi bir kırılganlık içinde olduğunu vurguladı.
El-Malume'ye konuşan el-Hazali, mevcut savunma sisteminin gerçeklikle hiçbir bağının kalmadığını, bugün kullanılan radarların 1980’lerden kalma hurda sistemler olduğunu belirtti.
"Bu köhne sistemler, ülkenin maruz kaldığı en basit hava sahası ihlallerini bile tespit edemiyor" diyen el-Hazali, Washington’ın Irak’ın gelişmiş radar ve önleme uçakları tedarik etmesini kasten engellediğini ifade etti.
Bu silah dosyasının, Siyonist varlığın ve ABD’nin ihlallerini sürdürebilmesi için bir siyasi baskı aracı olarak kullanıldığını belirten milletvekili, hükümeti Amerikan iradesine tabi olmayan ülkelerle iş birliği yaparak silah kaynaklarını derhal çeşitlendirmeye çağırdı.
Siyasi araştırmacı Sabah el-Akili ise, Washington ve Siyonist oluşumun güvenlik güçlerine ve Halk Seferberlik Güçlerine karşı sistematik bir imha politikası izlediğini belirterek, bu durumun Irak devletinin prestijine yönelik açık bir saldırı olduğunu vurguladı.
El-Malume'ye demeç veren el-Akili, ABD’nin artık sadece hava sahasını ihlal etmekle yetinmeyip doğrudan güvenlik merkezlerini ve sivilleri hedef alarak gerçek bir savaş yürüttüğünü ifade etti.
Silahlı Kuvvetler Başkomutanı’ndan bu saldırganlığı caydıracak kararlı bir duruş beklediklerini belirten araştırmacı, savaşçıların kanının devletin omuzlarında bir emanet olduğunu hatırlattı.
Irak için hava savunma zafiyetini gidermek artık askeri bir tercih değil, varoluşsal bir zorunluluk haline geldi.
Uzun menzilli radarlar ve S-300, S-400 gibi Doğu menşeli sistemlerin tedariği, ABD’nin CAATSA yaptırımları tehdidine rağmen ertelenemez bir seçenek olarak öne çıkıyor.
Devam eden saldırılar, Iraklı karar vericileri askeri kurumun prestijini korumak ile uluslararası baskılar arasında kritik bir sınavla karşı karşıya bırakırken; yabancı askeri varlığın sonlandırılması ve hava sahasının mutlak güvenliğinin sağlanması talebi, ulusal egemenliğin yegâne şartı olarak masada duruyor.