
YDH- Middle East Eye (MEE) tarafından yayınlanan bir analizde, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik savaşının, Hristiyan ve Yahudi köktenci teolojik anlatılar aracılığıyla giderek daha fazla meşrulaştırıldığı belirtiliyor.
Analiz, 1990'da oryantalist Bernard Lewis'in kaleme aldığı "Müslüman Öfkesinin Kökleri" makalesiyle başlayan ve İslam dünyasındaki aşırıcılığı mercek altına alan “akademik geleneğe” atıfta bulunarak, Hristiyan ve Yahudi köktenciliğinin benzer bir eleştirel ilgiyi görmediğine dikkat çekiyor.
Analizde, el-Kaide ve IŞİD gibi grupları inceleyen çalışmaların gerçek bir olguyu ele aldığı kabul edilirken, "Hristiyan ve Yahudi köktenciliğinin, özellikle savaşı, toprak genişlemesini ve sivilleri hedef alan askeri politikaları meşrulaştırmak için kullanıldığı bağlamlarda, kıyaslanamayacak kadar az ilgi gördüğü" vurgulanıyor. İran'daki savaşın bu durumu değiştirebileceği ifade ediliyor.
ABD'li yetkililerden "ilahi plan" ve "kıyamet" vurgusu
Analizde, ABD'li siyasetçi ve askeri yetkililerin İran savaşına dair kullandığı dini söylemlere geniş yer veriliyor.
Geçen hafta Güney Carolina Senatörü Lindsey Graham'ın çatışmayı "dini bir savaş" olarak nitelendirdiği, Kuzey Dakota Senatörü Kevin Cramer'ın ise ABD'nin "İsrail'e karşı İncil'den gelen bir sorumluluğu" olduğunu söylediği aktarılıyor.
Askeri Din Özgürlüğü Vakfı'na (MRFF) dayandırılan bilgide, ABD'li komutanların sık sık Hristiyanlık ve İncil'i “savaş motivasyonu” olarak andığı belirtiliyor.
Çatışmaların başlamasından bu yana MRFF'ye dört bir yandan yüzlerce şikayet ulaştığı kaydediliyor.
Bir komutanın askerlerine İran savaşının "Tanrı'nın ilahi planının bir parçası" olduğunu ve Başkan Donald Trump'ın "Kıyamet'i koparmak için İsa tarafından meshedildiğini" söylediği ifade ediliyor.
Analizde, savaşın dini referanslarla çerçevelenmesinde etkili olan diğer isimler şöyle sıralanıyor:
Senatör Ted Cruz: Haziran 2025'te İsrail'e desteğin “İncil'den gelen bir buyruk” olduğunu söyleyerek, "İncil'de bana öğretildi, İsrail'i kutsayanlar kutsanacak, lanetleyenler lanetlenecek" ifadelerini kullandı.
Savunma Bakanı Pete Hegseth: 2 Mart'taki basın toplantısında savaş kararları alınırken "İncil bilgeliği" için dua ettiğini söyledi.
2020'de yazdığı kitapta "Amerikan haçlı seferi" çağrısı yapan Hegseth'in, 2018'de Kudüs'te yaptığı bir konuşmada İslam'ın üçüncü kutsal mekânı Mescid-i Aksa'da bir Yahudi tapınağının yeniden inşasını "mucize" olarak nitelendirdiği hatırlatılıyor.
Analizde, Hegseth'in vücudunda “İslamofobik ve Haçlı ilhamlı dövmeler” taşıdığı ve bir barda defalarca "tüm Müslümanları öldürün" diye bağırdığı da belirtiliyor.
Evangelist Danışmanlar: Trump'ın “manevi danışmanı” Paula White ve Hristiyanlar Birleşik İsrail (CUFI) lideri Pastör John Hagee gibi isimlerin, “Ortadoğu çatışmalarını ve İsrail'in toprak genişlemesini İncil'le meşrulaştırdığı” kaydediliyor.
Geçen hafta Beyaz Saray'da bir araya gelen evangelist pastörlerin ellerini Trump'ın omuzlarına koyarak onun için dua ettiği aktarılıyor.
İsrail liderliğinde "Büyük İsrail" ve "Amalek" söylemi
Analizin İsrail ayağında, Başbakan Benyamin Netanyahu ve diğer yetkililerin savaşı “meşrulaştırmak” için kullandığı dini anlatılar mercek altına alınıyor.
Netanyahu'nun Ağustos 2025'te yaptığı bir röportajda, Irak'tan Mısır'a uzanan "Büyük İsrail" vizyonuyla "çok güçlü bir bağ" hissettiğini söylediği aktarılıyor.
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid'in de şubat ayındaki basın toplantısında "İsrail'in Tevrat’taki sınırlarının çok açık olduğunu" söylediği belirtiliyor.
ABD'nin İsrail Büyükelçisi ve evangelist pastör Mike Huckabee'nin ise Tucker Carlson'a verdiği röportajda, "İsrail'in Ortadoğu'daki tüm toprakları almasının iyi olacağını" ifade ettiği kaydediliyor.
Netanyahu'nun savaşı "mesih'in dönüşü" ile ilişkilendirdiği de ifade ediliyor: "Krallığa ulaşacağız ve Mesih'in dönüşüne kadar gideceğiz... ancak bu önümüzdeki perşembe olmayacak."
Analizde en dikkat çekici bölümlerden biri, Netanyahu'nun defalarca başvurduğu "Amalek" referansı. Tevrat’ın 1. Samuel kitabında geçen ve İsrailoğulları'na "kadın, erkek, çocuk" demeden tüm Amaleklileri yok etme emrini hatırlatan bu referansın, Ekim 2023'te Gazze savaşında ve geçen hafta İran savaşı bağlamında tekrarlandığı belirtiliyor.
Holokost ve soykırım çalışmaları uzmanı Raz Segal'in, bu yorumu "soykırım niyetinin kanıtı" olarak değerlendirdiği aktarılıyor.
Sivilleri hedef alan politikaların dini arka planı
Analizde, “dini söylemlerin yalnızca retorikte kalmadığı, sahada sivilleri hedef alan askeri politikalarla örtüştüğü” vurgulanıyor.
Gazze'de uygulanan ve bir Hamas üyesini öldürmek için 100'den fazla sivilin öldürülmesine izin veren "100:1 kuralı" ile "Dahiye Doktrini" hatırlatılıyor.
Doktrinin mimarı Gadi Eisenkot'un politikayı, sivillere "orantısız güç" uygulayarak onları liderlerine karşı döndürmek olarak tanımladığı aktarılıyor.
İran’a yönelik saldırının da “benzer bir örüntü” izleyebileceği kaydediliyor.
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, savaşın ilk günlerinde İran'da 13 hastane ve sağlık tesisinin, beş ilkokul ve ortaokulun vurulduğu, 1300'den fazla kişinin hayatını kaybettiği, bunların arasında bir okula düzenlenen saldırıda 150'den fazla kız öğrencinin de bulunduğu belirtiliyor.
Hegseth'in son açıklamaları da analizde yer alıyor: "İran semalarına gün boyu ölüm ve yıkım yağdıracağız" ve "şu anda endişelenmesi gereken tek kişiler, yaşayacaklarını zanneden İranlılar."
Analizin çarpıcı sorusu: Çifte standart mı?
MEE analizi, okurlarına şu soruyu yönelterek sonlanıyor:
"İki Müslüman devletin, Müslüman olmayan bir topluma ortak askeri operasyon düzenlediğini, siyasi liderlerin savaşı meşrulaştırmak için İslami kutsal metinleri andığını ve bu operasyonun ilk haftada 13 sağlık tesisi ile beş okulu vurup 150 kız öğrenciyi öldürdüğünü düşünün. Küresel tepki hızlı ve net olurdu. Analistler, dini motivasyonların rolünü incelerken Lewis ve ondan önceki oryantalistlere kadar uzanan onlarca yıllık akademik birikime başvururdu."
Oysa şu anda, Amerikalı ve İsrailli liderler savaş yürütürken İncil ve Tevrat anlatılarına başvurduğunda, dini boyutun ana akım Batı analizlerinde ve medyasında "sonradan akla gelen bir düşünce" olduğu belirtiliyor.
Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun ABD ve İsrail'in "dini fanatik manyaklara" karşı savaştığı sözleri hatırlatılarak, "Peki ya Gazze'yi yok eden ve İran'a saldırırken Hristiyan ve Yahudi kutsal metinlerini anan siyasi ve askeri liderler için ne söyleyeceğiz?" sorusu yöneltiliyor.
Hegseth'in bir basın brifingini "Ellerimi savaş için, parmaklarımı çarpışma için eğiten Rabb'im kutlu olsun... O benim sevgi dolu Tanrım ve kalemdir... kendisine sığındığım kalkandı.r" duasıyla kapattığı hatırlatılarak, dinin ABD ve İsrail savaş politikasındaki tek faktör olmadığı ancak önemli karar alıcıların düşünce ve söyleminde bu kadar “belirgin” bir yer tutmasına rağmen, neden bu dini motivasyonların akademisyenlerin uzun süredir "Müslüman öfkesinin kökleri"ne uyguladığı titizlikle sorgulanmadığı soruluyor.