
YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Hasan Haydar, Hark Adası’nın küçük yüzölçümüne rağmen İran’ın petrol ihracatındaki merkezi rolü nedeniyle kritik bir jeopolitik düğüm olduğunu vurguluyor. Tarihsel olarak yoğun saldırılara rağmen işlevini sürdürebilen ada, askeri açıdan da dirençli bir yapı sergiledi. ABD’de zaman zaman adanın kontrolünü hedefleyen senaryolar gündeme gelse de, altyapının karmaşıklığı ve küresel enerji piyasasına etkileri bu tür bir müdahaleyi son derece riskli kılıyor.
Hark mercan adası, 24 kilometrekareyi aşmayan sınırlı yüzölçümüne rağmen Fars Körfezi’nin kalbinde iradelerin çarpışmasına tanıklık eden canlı bir odak noktası.
Burası yalnızca petrol ihraç edilen bir terminal değil; uluslararası rekabetin ve bölgedeki stratejik dönüşümlerin uzun tarihini içinde toplayan jeopolitik bir düğüm.
Antik çağlardan bu yana, Körfez’in deniz yollarının ortasındaki konumu ticari ve denizci güçlerin ilgisini çekti. Ancak modern dönemde rolü farklı bir boyut kazandı; petrol endüstrisinin gelişmesi ve Körfez’in dünyanın başlıca enerji merkezlerinden birine dönüşmesiyle birlikte adanın önemi katlandı.
20. yüzyılda İran’ın güneybatısında petrol üretimi genişledikçe Hark kademeli biçimde petrolün toplandığı ve ihraç edildiği hayati bir merkeze dönüştü.
İran anakarasındaki sahalardan gelen boru hatları adaya bağlandı ve ada, İran petrolünün küresel pazarlara ulaştığı başlıca çıkış kapısı haline geldi.
Geniş depolama ve yükleme tesisleri ile derin kıyı yapısı sayesinde ada, İran ekonomisinin temel taşlarından biri olurken, stratejik konumu nedeniyle küresel enerji piyasasının istikrarında da hassas bir unsur olarak öne çıktı.
Hark'ın değeri yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda askeri. Tarihsel deneyim, adanın ağır askeri baskılara karşı direnebildiğini gösteriyor.
1980’lerdeki İran-Irak Savaşı sırasında, “Tanker Savaşı” olarak anılan dönemde Irak hava kuvvetleri adadaki petrol tesislerine yoğun saldırılar düzenledi; enerji altyapısı ve petrol limanları hedef alındı.
Buna rağmen saldırılar adanın işlevini tamamen felce uğratamadı, ihracat faaliyetleri savaş boyunca farklı düzeylerde sürdü. Bu tablo, Hark'taki petrol altyapısının doğrudan askeri çatışma koşullarında dahi darbeleri emip çalışmayı sürdürebildiğini ortaya koydu.
Bu gerilimli dönemin ortasında, özellikle 1988’de, bazı Amerikan çevrelerinde adanın kontrolünün stratejik baskı aracı olarak kullanılabileceğine dair düşünceler öne çıktı.
Donald Trump, o dönemde The Guardian’a verdiği bir röportajda Hark'ın işgal edilmesi ve petrol tesislerine el konulması çağrısı yaptı; bunun ABD’ye İran’ın petrol ihracatını kontrol ederek baskı kurma imkanı vereceğini ifade etti.
Bu görüşler resmi kurumlardan gelmese de, enerji düğüm noktalarının kontrolünün ekonomik baskı aracı olarak kullanılabileceği yönündeki stratejik yaklaşımı yansıtıyordu.
Aradan otuz yılı aşkın süre geçmesine rağmen, ABD’de siyasi ve stratejik tartışmalar benzer senaryoları yeniden gündeme getiriyor. Ada üzerinde askeri kontrol kurulması ya da petrol tesislerini koruma veya devre dışı bırakma amacıyla çıkarma operasyonları ihtimali konuşuluyor. Ancak bu tür öneriler karmaşık bir sahadaki gerçeklikle karşılaşıyor.
Hark, geleneksel askeri hedef gibi ele alınabilecek izole bir ada değil; İran’ın enerji altyapısına doğrudan bağlı, depolama, yükleme ve nakil sistemleriyle iç içe geçmiş devasa bir petrol kompleksi.
Bu nedenle adaya yönelik herhangi bir askeri müdahale ciddi riskler barındırıyor. Yalnızca tesislerin tahrip edilmesi değil, ihracatın kesintiye uğraması, hassas altyapının zarar görmesi ve Körfez sularının kirlenmesi gibi sonuçlar da gündeme gelebilir.
Milyarlarca dolarlık yatırımı temsil eden bu yapıların çevresinde yaşanacak bir çatışma, geniş çaplı ekonomik kayıplara ve küresel enerji piyasasında sarsıntılara yol açabilir.
İran’a bağlı Hark, Büyük Tunb, Küçük Tonb ve Ebu Musa gibi adalara yönelik kara operasyonlarından söz edilmesi, askeri güç gösterisine zemin hazırlama ve İran topraklarında Amerikan varlığını sergileme arzusuyla ilişkilendiriliyor.
Fakat özellikle Hark etrafındaki karmaşıklık, böyle bir senaryonun doğrudan petrol ihracatını durduracağını gösteriyor. Bu durum yalnızca yerel bir gelişme olarak kalmaz; Irak’ın Basra’daki terminallerinden başlayarak Kuveyt, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’a kadar uzanan geniş bir hatta petrol akışını etkileyebilir.
Sonuçta bu tür bir tırmanma, küresel enerji arzının istikrarını doğrudan tehdit eder.
Tüm bu çerçevede, Hark'ın işgali ya da askeri kontrol altına alınması fikri, uygulanabilir bir plan olmaktan çok siyasi baskı aracı gibi görünüyor.
Bölgenin karmaşık coğrafyası ve enerji altyapısı ile deniz yolları arasındaki derin bağ, bu adayı hem bölgesel güvenlik hem de küresel ekonomi açısından son derece hassas bir noktaya yerleştiriyor; bu nedenle böyle bir maceraya girişmek son derece zor.
Çeviri: YDH