
YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Hüseyin İbrahim, İran’a karşı yürütülen savaşın fiilen sona erdiği halde siyasi ve stratejik nedenlerle sürdürüldüğünü, Trump’ın ise bu durumdan kayıpsız çıkış yolu aradığını anlatıyor. Netanyahu’nun süreci yönlendirerek önce Biden’ı, ardından Trump’ı kendi hedeflerine bağladığını ve mevcut açmazın bu zincirin sonucu olduğunu vurgulayan İbrahim, Trump’ın kararlarını dar bir varsayıma dayandırdığı, iç siyasi hesapların askeri gerçekliğin önüne geçtiğini ifade ediyor.
İran’a karşı yürütülen savaş fiilen sona ermiş, artık sahada elde edilebilecek bir kazanım kalmamışken, asıl yakıcı soru şu: Ateşkes ne zaman ve hangi şartlarla ilan edilecek? Bu sorunun yanıtı kolay değil.
Öyle ki ABD ve İsrail, açık hedefleri kalmamış olsa bile savaşı sürdürmeyi, bu sürecin en başta kendi çıkarlarına ve müttefiklerine ağır maliyetler yüklemesine rağmen, daha tercih edilir görüyor.
Buna karşılık ABD Başkanı Donald Trump’ın, yüzünü kurtarabileceği, “istediğini yapabilen başkan” imajını zedelemeyecek bir çıkış anı aradığı anlaşılıyor.
Trump bugün, Kasım 2024’teki başkanlık seçimlerini kazanmadan önce Benjamin Netanyahu ile birlikte belirlediği yüksek hedeflerin adeta esiri.
Bu hedefler, 7 Ekim sonrasında Joe Biden yönetimi ve Batı’nın İsrail’e sunduğu destekle şekillendi; o dönemde ABD iç siyasetinde başkanlık yarışının parçası haline geldi. Ancak sahada yaşananlar farklı gelişti.
Netanyahu bu süreci kullanarak önce Biden’ı köşeye sıkıştırdı, bu durum Demokratların hem başkanlık hem de Kongre seçimlerini kaybetmesine zemin hazırladı; ardından Trump’ı kendi uzun vadeli hedeflerine bağladı.
Bu çizgi, İran’a karşı başlatılan ikinci savaşa ve bugünkü açmaza uzandı. Tahran’a yönelik başarısız saldırı, 7 Ekim’den bu yana savaşların seyrinde ilk kez ciddi bir kırılma yarattı.
Trump bu çıkmazdan kayıpsız çıkamıyor. Bu kaybın etkileri yalnızca bölgedeki ABD çıkarları ve İsrail’le sınırlı kalmayacak; iç politikada, özellikle de “dünyayı değiştirme iddiası taşıyan liderin zayıf ve kararsız görünmesini kabul etmeyen” sağ taban üzerinde de hissedilecek.
Bu tablo, acele alınan kararların ve İran’ın yapısının, rejimin gücünün, işleyişinin ve kendini yenileme kabiliyetinin yeterince kavranmamasının sonucu.
Trump başlangıçta tek bir senaryo üzerinden hareket etti: ya rejim çökecek ya da ağır bir darbe alarak davranışını değiştirecek. Farklı ihtimallere hazırlanma gereği duymadı; oysa bu girişimin risklerine dikkat çeken uyarılar almıştı.
Ayrıca savaşı, ABD’de Evanjelik sağ içinde İsrail’e en güçlü desteği veren kanadın baskısıyla başlattı; bu tercihin yaklaşan ara seçimlerde Cumhuriyetçilere zafer getireceğine inandı.
Şimdi ise savaşın bittiğini ilan etmeye yanaşmıyor; bunun seçim şansına zarar vereceğinden endişe ediyor. Bunun ötesinde savaşın kendisi, hedefleri ya da İran ve bölge açısından sonrası, hatta ABD’nin çıkarları bile onun için tali. Tüm bunların yeniden düzenlenebileceğini düşünüyor.
Gerçekte savaş öncesi kritik tartışmalar, bilinen yönetim kadrolarıyla değil, Beyaz Saray’a arka kapılardan girip Trump’a ne yapması gerektiğini telkin eden çevrelerle yürütüldü.
Buna karşılık ABD sağında bazı isimler bu durumu açıkça dile getiriyor ve bedel ödüyor. Bunların en dikkat çekenlerinden biri, Fox News’un eski sunucusu Tucker Carlson.
Carlson birkaç gün önce, “Nüfusu 9 milyon olan bir ülke seni savaşa sürükleyebiliyorsa, egemen değilsin” dedi. Trump seçmenleri arasında İsrail’e yönelik tepkinin arttığını, hatta nefretin filizlendiğini söyledi ve Trump’ın tabanını hayal kırıklığına uğrattığını ifade etti.
Başkanın yapay zeka ve dijital para danışmanı David Sacks da benzer bir çağrı yaptı; Trump’ın zafer ilan edip savaştan çıkmasını istedi.
Washington’da, özellikle Cumhuriyetçi Parti içinde bazı çevrelerin İran’a karşı daha ileri bir tırmanışı zorladığını, bunun Ortadoğu genelinde sonuçlar doğurabileceğini dile getirdi.
Sonuçta ateşkesin zamanlaması, en azından kısmen, Evanjelik sağ içindeki İsrail’e en yakın kanadın tutumuna bağlı. Bu çevre, savaşın sürmesinin maliyeti durdurmaktan daha ağır hale geldiğine kanaat getirdiği anda ateşkes gündeme gelecek.
Şartları ise, saldıran tarafta olup hedeflerine ulaşamayan bir taraf ile saldırıya uğrayıp direnen, ateş altında taviz vermeyen ve müzakere masasında da geri adım atmayacak bir taraf arasındaki pazarlıklar belirleyecek.
Görüşmelerin başladığı, Trump’ın da ilk kez bunu kabul ettiği anlaşılıyor; ancak İran’ın müzakereye ne kadar istekli olduğu konusunda şüphelerini dile getiriyor.
Trump’ın Tahran’dan, kendisini bu açmazdan çıkaracak bir kapı aralamasını beklediği görülüyor. Peki bunun karşılığında ödemeye hazır olduğu bedel ne?
Çeviri: YDH