
YDH - İsrail, güney Lübnan’daki kara operasyonlarının kapsamını genişletirken, siyasi ve medya çevrelerinde eş zamanlı bir müzakere hattının şekillenmeye başladığına dair işaretler güçleniyor.
Bu hat, özellikle Lübnan devletinin ve ordusunun Hizbullah’ın silah dosyasına yaklaşımını gündemin merkezine taşıyor.
Sahadaki askeri yoğunlaşma ile siyasi tartışmanın eş zamanlı ilerlemesi, Tel Aviv’in askeri baskı yoluyla müzakere şartlarını doğrudan Lübnan iç dengeleri üzerinden belirlemeye yöneldiğini gösteriyor.
Bu çerçevede İsrail’de, Hizbullah ile Emel Hareketi arasındaki bağın farklı yöntemlerle ayrıştırılması gerektiğine yönelik çağrılar öne çıktı. İbranice yayın yapan medya kuruluşları, aralarında Kanal 12’nin de bulunduğu platformlarda, analist Ehud Yaari’nin değerlendirmelerine yer verdi.
Yaari, Hizbullah ile Nebih Berri liderliğindeki Emel Hareketi arasında iç ayrışma oluşturulmasının hedeflenmesi gerektiğini ifade etti. Bu yaklaşım, Lübnan’daki siyasi bölünmelerin çok boyutlu bir baskı stratejisi içinde değerlendirilmesiyle bağlantılı görülüyor.
Siyasi düzlemde Lübnan ile müzakere ihtimaline ilişkin ilk resmi işaretler, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun dar çevresinden geldi.
Stratejik Planlama Bakanı Ron Dermer’in bu dosyanın yönetimine yeniden döndüğünü açıklaması dikkat çekti.
New York’ta yaptığı açıklamalarda Dermer, “ertesi gün” senaryosuna dair çerçeve çizdi ve sınır anlaşmazlıklarının “son derece sınırlı” olduğunu, yalnızca 13 noktayı kapsadığını ve bunların büyük bölümünün daha önce çözüldüğünü belirtti.
Dermer, anlaşma ihtimaline değinirken İsrail’in çerçevesini net ifadelerle ortaya koydu. İsrail’in 6 Ekim öncesi duruma dönüşü kabul etmeyeceğini vurgulayan Dermer, kuzey sınırında herhangi bir askeri tehdit oluşmasına izin verilmeyeceğini ifade etti.
Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını herhangi bir çözümün temel şartı olarak tanımladı. İsrail’in Lübnan topraklarını işgal etmeyi hedeflemediğini kaydeden Dermer, buna karşılık sınır hattında Hizbullah’a ait herhangi bir askeri varlığı kabul etmeyeceklerini belirtti.
Washington ile koordinasyon bağlamında Dermer, Ortadoğu dosyalarını Donald Trump’a sunma yöntemine de değindi.
Kısa ve sade bir anlatım tercih ettiğini söyleyen Dermer, bu yaklaşımın Tel Aviv’in askeri ve siyasi adımları için Washington’dan siyasi destek sağlamaya yönelik bir iletişim biçimi olduğunu gösterdi.
İbranice medyada eş zamanlı olarak yayımlanan değerlendirmeler, Lübnan ordusunun Hizbullah’ı silahsızlandırma görevini üstlenme kapasitesine ilişkin ciddi şüpheler içeriyor.
Maariv gazetesinde yazan askeri araştırmacı Albay Moşe Elad, sorunun yalnızca askeri kapasiteyle sınırlı olmadığını, siyasi, toplumsal ve bölgesel kısıtların iç içe geçtiğini belirtti.
Elad, bu tür bir girişimin ancak geniş iç siyasi mutabakat ve güçlü uluslararası destekle mümkün olabileceğini, bu iki şartın mevcut durumda bulunmadığını ifade etti.
Sayısal veriler, Lübnan ordusunun teorik olarak daha büyük bir güce sahip olduğunu gösteriyor. Aktif görevde yaklaşık 80 bin asker bulunurken, Hizbullah’ın 20 ila 30 bin arasında düzenli militanı ve buna ek yedek güçleri olduğu değerlendiriliyor.
Buna rağmen söz konusu üstünlük, ordunun görev dağılımı nedeniyle sınırlı etki yaratıyor. İç güvenlik ve sınır koruma sorumluluklarının aynı anda yürütülmesi, yoğun ve odaklı bir askeri operasyon yürütme kapasitesini kısıtlıyor.
Buna karşılık Hizbullah, özel olarak yapılandırılmış bir muharebe organizasyonuna sahip. Düzenli ve eğitimli birliklerin yanı sıra gelişmiş silah sistemleri bulunuyor. İran destekli olduğu belirtilen bu kapasite, çeşitli füze sistemleri ve insansız hava araçlarını içeriyor. Bu durum, örgüte yüksek düzeyde caydırıcılık sağlarken, stratejik derinlikte hedeflere ulaşma imkanı veriyor.
Hizbullah’ın 2006 Temmuz Savaşı’ndan Suriye’de 2012’den itibaren yürüttüğü operasyonlara uzanan saha tecrübesi, bu kapasiteyi pekiştiriyor. Buna karşılık Lübnan ordusunun iç savaş sonrası dönemde benzer ölçekte bir muharebe deneyimi bulunmuyor.