
YDH - ABD’nin önde gelen askeri uzmanlarından Tom Nichols, The Bulwark podcast yayınında Tim Miller’a verdiği mülakatta, Başkan Donald Trump’ın İran’ın "teslim olmaya yakın olduğu" yönündeki iddialarını sert bir mantık süzgecinden geçirdi.
Trump’ın G7 müttefikleriyle yaptığı görüşmede İran’ın teslim olacağını öne sürerken aynı zamanda "liderlerinin kim olduğunu kimse bilmiyor" demesini bir "paradoks" olarak nitelendiren Nichols, "Teslimiyet kime yapılacak? Teslimiyet, gücün birine devredilmesini gerektirir; bu genel bir terim değildir" dedi.
Nichols, Trump’ın sıkıştığı anlarda kullandığı sözel taktiklere dikkat çekerek, "Daha önce hiç görülmemiş bir şey göreceksiniz gibi ifadeler kullanmaya başladığında, aslında endişeli olduğunu anlıyorsunuz. 'Teslimiyet' kelimesini bir pazarlama aracı olarak kullanıyor çünkü bu süreci sonlandırması gerektiğini söyleyen destekçilerine bir başarı hikayesi satmaya çalışıyor" değerlendirmesinde bulundu. Nichols, mevcut tabloda teslimiyetin ne anlama geldiğinin bile tanımlanmadığını vurguladı.
Nichols, ABD ordusunun Irak üzerinde düşen KC-135 yakıt ikmal uçağında altı personelin ölmesi ve artan askeri kayıplar üzerinden yönetimin harekat yönetimini eleştirdi.
Bu ekibin ikinci ve üçüncü derece etkileri bir kenara bırakın, birinci derece etkileri bile düşünmediğini belirten Nichols, "Eğer bu Pentagon ekibi işini bitirdiğinde hala harp okulları kalmış olursa, bu süreç sonsuza dek bir vaka analizi olarak okutulacaktır" dedi.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı mayınlaması veya asimetrik yanıtlar vermesi gibi temel senaryoların bile yönetimi şaşırttığını ifade eden Nichols, şu ifadeleri kullandı:
"Sanki bir büyücülükle karşılaşmış gibi şaşırıyorlar. Oysa her harp oyunu, her senaryo İranlıların bu tür hamleler yapacağı varsayımıyla başlar. Onlar ise kafalarında bir senaryo yazdılar: Ayetullah’ı öldüreceğiz, korkudan altlarına edecekler ve bizi kurtarıcı olarak karşılayacaklar. Bu asla gerçekleşmeyecekti. İşler sarpa sarınca da 'ne yapacağız şimdi, hadi bir şeyleri havaya uçurmaya devam edelim' moduna girdiler."
Nichols, Trump’ın dış politikasındaki temel motivasyonun "zafer sarhoşluğu" olduğunu vurguladı.
Trump’ın kendisini "dünyayı düzelten adam" olarak gördüğünü ve etrafındakilerin de bu hayali beslediğini belirten Nichols, "Neden Küba hakkında konuşuyor sanıyorsunuz? Sadece bir savaş başkanı değil, dünyayı yola getiren adam olmak istiyor. Neoconların bile hayal edemeyeceği bir projeyi, steroid basılmış bir jingoizm ile yürütüyor" dedi.
Yönetimdeki kadroların yetersizliğine de değinen Nichols, Başkan Yardımcısı JD Vance ve diğer üst düzey yetkililerin Trump’a gerçekleri söylemekten korktuğunu belirtti.
Nichols, "O odada 'Sayın Başkan, bu iyi bir fikir değil, rotayı değiştirmeliyiz' diyecek kimse yok. Bu bir 'Stalin’in Ölümü' tablosudur. Herkes sadece 'evet' diyor" ifadelerini kullandı.
JD Vance’in Politico’ya sızan "savaşa şüpheyle baktığı" yönündeki mesajlarını ise "arka planda fısıldaşmak" olarak nitelendiren Nichols, Vance’in Trump’ın karşısında "babasının ayakkabılarını giymiş bir çocuk" gibi durduğunu ve asla doğrudan eleştiri getiremeyeceğini kaydetti.
Savaş Bakanı Pete Hegseth’in basın toplantılarında medya kuruluşlarını ve televizyon alt yazılarını hedef almasını "ergenlik ve çocukça bir tavır" olarak tanımlayan Nichols, "Hegseth’i dinlediğinizde ne kadar ergen ve sızlanan bir çocuk gibi tınladığını fark ediyorsunuz. 'Boğazlar açık ama o kötüler ateş ediyor' diyor. O zaman açık değildir. Bir yetişkin gibi davranın ve bir sorunumuz olduğunu kabul edin" dedi.
Nichols, ciddi devlet adamlarının kriz anlarında kamuoyunu rasyonel bir dille bilgilendirmesi gerektiğini hatırlatarak şunları ekledi:
"Ben Washington’da ilk Körfez Savaşı’nı yaşadım. Gri takım elbiseli adamlar çıkar, 'durum budur, evlatlarınız şu risk altındadır, hedeflerimiz şunlardır' derdi. Şimdi ise her sabah çıkıp konuyu kendisine getiren bir adam var. 'Neden bana karşı bu kadar kötüsünüz?' diye sızlanıyor. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) birlikleriyle, operasyonlarıyla ve stratejik hedefleriyle ilgili bir brifing vermek yerine televizyon alt yazılarıyla kavga ediyorlar."
Nichols, İran ile girilen bu kontrolsüz savaşın en büyük kazananının Rusya olduğunu vurguladı.
Petrol fiyatlarının varil başına 100 dolara çıkmasının Vladimir Putin’e milyarlarca dolar kazandırdığını belirten Nichols, "Putin şu an 'Zor anında Donald J. Trump seni kurtarır' modunda. Ukrayna’da işler onlar için kötü giderken, bu savaş Rusya ekonomisini stabilize etti" dedi.
Aynı zamanda Körfez ülkelerinin de ABD ve İsrail’e olan güveninin sarsıldığını belirten Nichols, "Körfez ülkeleri artık İsrail’i en az İran kadar bir 'kaos ajanı' olarak görmeye başladı. Washington’ın diplomatik zemin hazırlamadan, 'kovboy' gibi hareket etmesi, müttefiklerimizi bölgedeki hırslarımızdan şüphelenir hale getirdi" uyarısında bulundu.
Nichols, yönetimin ulusal güvenliği ehil olmayan ellere teslim ettiğini ve bu durumun hem içeride terör riskini artırdığını hem de dışarıda ABD’nin caydırıcılığını zayıflattığını belirterek mülakatı sonlandırdı.
Nichols, bu durumun vahametini şu cümleyle özetledi:
"Bu yönetimdeki insanlar o kadar özgüvensiz ki, tamamen kontrol altındaymış gibi görünmekten başka her şeyden dehşete düşüyorlar."