
YDH - Avrupa Birliği içinde, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına karşı daha eleştirel bir yaklaşımın güç kazandığı görülüyor.
Politico’nun haberine göre, başlangıçta İspanya’nın savunduğu çizgi, son haftalarda birçok üye ülkede karşılık buldu.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, saldırıları açık biçimde kınayan ilk Avrupalı liderler arasında yer aldı. Sanchez, bu operasyonları “pervasız ve yasa dışı” olarak nitelendirdi; ABD güçlerinin İspanya’daki üsleri kullanmasına izin vermedi ve Washington’dan gelen baskı ve tehditlere rağmen savaşa bağlı askeri girişimlere katılmayı reddetti. Bu tutum, Madrid’i ilk aşamada Birlik içinde yalnız bıraktı.
Ancak sonraki haftalarda tablo değişti. Avrupa başkentlerinde benzer değerlendirmeler yaygınlaştı ve uluslararası hukuk kurallarına bağlı kalma ile Avrupa dışından dayatıldığı ifade edilen bir savaşa dahil olmama yönünde ortak bir eğilim oluştu.
İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares, Politico’ya verdiği söyleşide bu gelişmeyi Avrupa genelinde gecikmiş bir farkındalık olarak tanımladı. Albares, “Avrupa sonunda ayağa kalkıyor, İspanya’nın en başından yaptığı gibi” dedi.
Haberde yer verilen taslak sonuç metnine göre, Avrupa Konseyi zirvesinde bir araya gelen liderlerin “BM Şartı ilkeleri ve uluslararası insancıl hukuk dahil olmak üzere uluslararası hukuka tüm tarafların tam saygı göstermesi” çağrısında bulunması bekleniyor.
Bu değişim, daha önce ABD politikasına yakın duran liderlerin açıklamalarıyla da destekleniyor. ABD Başkanı Donald Trump’a yakın isimler arasında görülen İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, saldırının “uluslararası hukukun kapsamı dışında” kaldığını ifade etti.
Avrupa genelinde, başlangıçta Washington ile açık bir karşı karşıya gelişten kaçınan hükümetler, kamuoyunun savaşa katılıma büyük ölçüde karşı çıkması nedeniyle artan iç baskıyla karşı karşıya kaldı.
Albares, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Avrupa’nın daha pragmatik ve çıkar odaklı bir dış politika benimsemesi gerektiği yönündeki açıklamalarına da mesafe koydu.
Bu yaklaşımı reddeden Albares, uluslararası normlara bağlılığın merkezde kalması gerektiğini söyledi.
Albares, “Gerçekçilik, barıştan yana konuşmak, vatandaşlarımızın refahını korumak ve gerilimi düşürmeyi savunmak anlamına gelir” dedi.
Ayrıca mevcut dönemin rakip küresel düzenler arasında bir geçiş süreci olduğu yönündeki değerlendirmeleri de kabul etmedi.
Albares, “Eski ve yeni dünya düzeni arasında bir çatışma yaşamıyoruz. Asıl mesele, Avrupa’ya en uzun barış ve refah dönemini sağlayan dünya düzeninin kendisi" ifadelerini kullandı.
Albares, askeri gücün dış politika aracı olarak normalleşmesine karşı uyarıda bulundu. “Dış politika hedefleri hiçbir zaman savaşla dayatılamaz” diyen Albares, yerleşik küresel kuralların göz ardı edilmesinin “yalnızca kaosa yol açacağını” söyledi.
İran’a yönelik savaşın, ABD’nin daha geniş müdahale pratiğinin parçası olduğunu belirten Albares, uluslararası hukukun seçici biçimde uygulanmasının meşruiyetini zayıflattığını ve Batı dışındaki ülkeleri orantısız biçimde hedef aldığını ifade etti.
İspanyol diplomat, savaşın Avrupa için doğrudan sonuçlar doğurduğunu da vurguladı. Artan enerji maliyetleri ve yeni göç dalgaları riski öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Gerilim, küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açarken, Avrupa’nın Körfez bölgesindeki istikrara olan yapısal bağımlılığını da ortaya çıkardı. Daha geniş çaplı bir bölgesel savaş ihtimali, yeni bir mülteci krizine dair endişeleri artırdı.
Albares, “Lübnan’da halihazırda yaklaşık 1 milyon yerinden edilmiş kişi var. Suriyeli sivillerin kitlesel göçünün Avrupa’yı nasıl etkilediğini hepimiz hatırlıyoruz" dedi.
Aynı dönemde birçok Avrupa hükümeti, saldırılara askeri olarak katılmayacağını açık biçimde dile getirdi.
Önde gelen ülkelerdeki yetkililer, durumu “bizim savaşımız değil” sözleriyle tanımladı ve ABD’nin Hürmüz Boğazı gibi stratejik geçiş noktalarının güvenliğine yönelik katılım taleplerini geri çevirdi. Bu tutum, Washington ile gerilimi artırırken ABD’nin yalnızlaşmasına yol açtı.
AB’nin dış politika yönetimi ise Washington ve Tel Aviv’e savaşı sonlandırma ve diplomatik çözüm arayışına girme çağrısı yaptı. Bu yaklaşım, tırmanan askeri sürecin meşruiyetine mesafe koyan daha geniş bir eğilimi yansıtıyor.
Albares, İspanya’nın rolünü erken bir öncülük olarak tanımladı. Madrid’in “ilk adımı attığını ve diğerlerinin ardından gelmesini sağladığını” belirten Albares, AB’nin artık açık ve tutarlı bir tutum alma sorumluluğu bulunduğunu söyledi.
AB’nin farklı coğrafyalardaki savaşlara yaklaşımında tutarlılık çağrısı yapan Albares, "Her zaman korunması gereken sivillerin yanında olduk. Mavi gözlü, beyaz bir çocuk söz konusu olduğunda da aynı şeyi söylüyoruz; koyu tenli, koyu gözlü bir çocuk söz konusu olduğunda da" diye ekledi.