
YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Muhammed Ali Fakih, İran’ın Batı’nın konvansiyonel askeri gücüne karşı geliştirdiği "akıllı yıpratma" ve düşük maliyetli asimetrik savaş doktrininin stratejik başarısını ele alıyor. Hürmüz Boğazı üzerindeki enerji kontrolünün küresel ekonomiyi ve petrodolar sistemini tehdit eden bir silaha dönüştüğünü anımsatan Fakih, nihai zaferin ancak bölgedeki enerji kaynaklarının halkların egemenliğine geçmesiyle ve Batı yanlısı statükonun yıkılmasıyla tamamlanacağını ifade ediyor.
Bugün tanıklık ettiğimiz süreç; İran’ın, Amerika ve Batı’nın Afganistan, Irak, Suriye ve Yemen’deki askeri doktrinlerini onlarca yıl boyunca titizlikle mercek altına alarak geliştirdiği "akıllı yıpratma" stratejisinin bir meyvesidir.
Bu niteliksel üstünlüğün kökleri, Devrim’in ardından İmam Humeyni’nin temellerini attığı ve yerli askeri üretimi asli unsur kılan devrimci askeri düşünceye dayanır.
Tahran, yalnızca Şah rejiminden tevarüs eden silahlara bel bağlamamış; düşman silahlarına karşı nitelikli panzehirler üretme stratejisini benimsemiştir. Bu doğrultuda, devasa maliyetli ve hedef olması kolay uçaklar ya da muhripler gibi hantal platformların yerini; keşif ve imha görevlerini üstlenen insansız hava ve deniz araçları almıştır.
Bu köklü dönüşüm, 20. yüzyılın silahlarıyla sahaya inen Batı karşısında, bugünün teknolojisiyle donanmış bir cephanelik sunan İran’ın stratejik haklılığını mutlak surette ispatlamıştır.
Bu stratejinin dehası, rakamlar ve bütçeler kıyaslandığında tüm berraklığıyla ortaya çıkar. Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin 2026 yılı bütçesi yaklaşık 292 milyar dolara ulaşırken, İran’ın bütçesi 7,9 milyar doları aşmamaktadır.
Bu devasa harcamaya rağmen Amerika Birleşik Devletleri, Hürmüz Boğazı’nı "güvenli" tutmayı veya güç kullanarak açmayı başaramamıştır.
Bu acziyet, Amerikan donanmasının ticari gemilere el koyan ya da zayıf devletlere gövde gösterisi yapan bir filodan öteye gidemediğini; kendi zayıf noktalarını ustalıkla belirleyen bir devlet karşısında ise felç olduğunu kanıtlamaktadır.
Stratejik dengede İran; küresel petrol ihracatının yüzde 20’sini, sıvılaştırılmış gazın (LNG) yüzde 30’unu ve tarımsal gübre üretimi için hayati önem taşıyan üre gazının yüzde 30’unu kontrol eden Hürmüz Boğazı üzerinde fiili bir hakimiyet kurmayı başarmıştır.
İran’ın bu noktayı kontrol etme kapasitesi, başlı başına bir askeri cephaneliğin etkisine eşdeğerdir; zira bu, küresel ekonomik sistemde ani ve kalıcı felç yaratan, petrodolar sistemine sıkılmış ilk kurşun niteliğinde bir silahtır.
Bu kuşatma, Batı güçlerine, bölgeye 150 yıllık sömürgecilik tarihi boyunca reva gördükleri o varoluşsal sancıların bir benzerini yaşatmaktadır.
Üstelik bu baskı, Batı’nın yapısal bir ekonomik çöküşle boğuştuğu bir dönemde gelmekte ve onlara savaşın acı ilacını zorla içirmektedir. Sahadaki emareler, İran’ın yıllara yayılacak bir yıpratma savaşını yürütebilecek güçte olduğunu, Batı’nın ise buna birkaç ay dahi direnecek takatinin kalmadığını teyit ediyor.
Savaşın sürdüğü her hafta, Amerikan ve İsrail askeri kapasitesini eritirken; Washington’a göbekten bağlı petrol krallıklarının kırılganlığını da ifşa ediyor.
Bu kırılganlığın gün yüzüne çıkması, Batı açısından en tehlikeli senaryodur; zira bu durum, siyonist yapının uzantısı olan iktidarları devirecek halk ayaklanmalarını tetikleyebilir.
Bölgede Tahran ile müttefik yeni bir nizamın doğması, dünya petrolünün yüzde 40’ından fazlasının kontrol edilmesi demektir. İşte o an İran ve müttefik bloğu; Çin ve Rusya’ya denk, Amerikan mali ve askeri tahakkümünü tarihe gömen gerçek bir süper güce dönüşecektir.
Terazi her ne kadar direniş ekseni lehine ağır bassa da, tam teşekküllü bir süper güce dönüşmek, Arap Yarımadası halklarının özgürleşmesi şartına bağlıdır.
Gerçek kurtuluş, yarımadanın doğu kıyılarındaki enerji kaynaklarının yeniden halkların egemenliğine geçmesini gerektirir.
Savaşın böylesi köklü bir dönüşüm yaşanmadan sona ermesi, askeri zaferi küresel jeopolitik kazanımlardan mahrum, sınırlı bir çerçeveye hapsedecektir.
Hayati enerji damarları kontrol edilmeden ve sömürge valisi hükmündeki yöneticilerin pençesi sökülüp atılmadan kazanılacak bir zafer; petrodolar çağını bitirecek ve dünya haritasını yeniden çizecek olan o büyük ekonomik dayanaktan yoksun kalacaktır.
Çeviri: YDH