Newsweek: Ordu-Hizbullah çatışması sistemi çöküşe sürükler

19 Mart 2026

Lübnan ordusunun Hizbullah’a karşı sahaya sürülmesinin “iç bölünme, isyan ve iç savaş riskini” beraberinde getirebileceği belirtildi.

YDH- Newsweek tarafından yayımlanan analizde, Batı Asya’da onlarca yılın “en geniş çaplı” savaşlarından birinin yaşandığı bir dönemde Lübnan’ın yeniden çatışmanın ortasında kaldığı belirtildi.

Analizde, İsrail’in hava ve kara saldırılarını yoğunlaştırdığı aktarılırken, mevcut çatışmanın Lübnan devleti açısından 1990’da sona eren iç savaştan bu yana “potansiyel olarak daha ağır riskler” barındırdığı ifade edildi.

Analizde, iç savaşın ardından kurulan “mezhepsel güç paylaşımı” sisteminin kırılgan yapısına dikkat çekilerek, Hizbullah’ın bu yapı içinde hem siyasi hem askeri bir aktör olarak varlığını sürdürdüğü kaydedildi.

Ayrıca, bu yapının Hizbullah’a “düzenli bir ordu ve gelişmiş silah kapasitesi” bulundurma imkânı sağladığı ve bunun Lübnan Silahlı Kuvvetleri ile kıyaslanabilecek düzeye ulaştığı ifade edildi.

Analizde, son çatışmaların, 2023 Ekim ayında başlayan ve Gazze’deki savaşın ardından bölgeye yayılan gelişmelerle bağlantılı olduğu belirtilerek, İsrail’in mevcut bölgesel ortamı Hizbullah’ın “kalıcı olarak silahsızlandırılması” için bir fırsat olarak gördüğüne dair değerlendirmelere yer verildi.

Aynı çerçevede, Benyamin Netanyahu ve Donald Trump rejimlerinin Lübnan hükümeti üzerinde Hizbullah’ın askeri faaliyetlerini sınırlaması ve Lübnan ordusunun bu yönde güçlendirilmesi için “baskı” oluşturduğu aktarıldı.

“Orduyu Hizbullah’a karşı kullanmak iç bölünme riski taşır”

Beyrut Saint Joseph Üniversitesi’nden Kerim Emile Bitar’ın değerlendirmelerine yer verilen analizde, Lübnan ordusunun Hizbullah’a karşı kullanılmasının “ciddi riskler” taşıdığı belirtildi.

Bitar, “Ordu hâlâ Lübnan’daki mezhepler üstü son kurumlardan biri ve geniş bir kamu güvenine sahip. Onu Hizbullah’a karşı kullanmak tehlikeli bir iç bölünmeye yol açabilir.” ifadelerini kullandı.

Bitar, “Hizbullah yalnızca bir milis yapı değil, aynı zamanda Şii toplum içinde geniş bir sosyal tabana sahip önemli bir siyasi aktördür ve Lübnan ordusunda görev yapan çok sayıda asker de bu topluluktan gelmektedir.” diyerek, olası bir askeri çatışmanın ordu içinde “çifte açmaz” yaratabileceğini belirtti.

Bitar’a göre, “Orduya Hizbullah’la savaş emri verilirse, ya siyasi talimatlara uyup iç bölünme ve hatta isyan riskiyle karşı karşıya kalacak ya da emre uymayarak devlet otoritesini zayıflatacaktır.” Bu iki senaryonun da “ulusal bütünlüğün temel direklerinden birini zayıflatacağı” ifade edildi.

Bitar ayrıca, “Böyle bir çatışma bölgesel bir savaşı Lübnan içinde bir iç çatışmaya dönüştürebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Taif sonrası yapı ve Hizbullah’ın konumu

Analizde, Lübnan ordusunun 1991 yılında, iç savaşı sona erdiren Taif Anlaşması sonrasında mevcut yapısına kavuştuğu belirtilerek, bu anlaşmanın tüm milislerin silahsızlandırılmasını öngördüğü, ancak Hizbullah’ın “direniş gücü” olarak bu kapsam dışında bırakıldığı aktarıldı.

1982’de İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesinin ardından ortaya çıkan Hizbullah’ın, 2000 yılında İsrail’in çekilmesinden sonra güney bölgelerde ve Beyrut’un güneyi ile Bekaa Vadisi’nde etkisini artırdığı ifade edildi.

2006 yılında yaşanan savaşın ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararının Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını öngördüğü, ancak pratikte örgütün “askeri kapasitesini genişlettiği ve silah envanterini artırdığı” kaydedildi.

Çatışmaların yeniden tırmanması

Analizde, Gazze’de başlayan savaşın ardından İsrail ile Hizbullah arasında “en ölümcül çatışmalardan birinin” yaşandığı ve bu süreçte Hizbullah’ın ağır kayıplar verdiği belirtildi. Buna rağmen, çatışmaların ateşkes sonrası da devam ettiği ve İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürdüğü ifade edildi.

Hizbullah’ın ise iki hafta önce yeniden çatışmalara katıldığı ve bunun, İran’a yönelik ABD-İsrail saldırıları sonrası gelişmelerle bağlantılı olduğu aktarıldı.

“Ordu tarafsız kalmaya çalışıyor”

Analizde, Lübnan ordusunun çatışma boyunca “tarafsız kalmaya çalıştığı”, ancak bu süreçte İsrail saldırılarında asker kayıpları verdiği belirtildi.

Buna rağmen ordunun doğrudan çatışmaya girmekten kaçındığı ifade edildi.

Benyamin Netanyahu’nun, Hizbullah silahsızlandırılmazsa Lübnan’ın “felaket sonuçlarla karşılaşacağı” yönündeki tehdidine de yer verilen analizde, Lübnan yönetiminin bu baskılar karşısında “zor bir denge” kurmaya çalıştığı kaydedildi.

“Sadece askeri değil, toplumsal riskler de var”

Cardiff Üniversitesi’nden Emel Saad, “Lübnan ordusunun Hizbullah’a karşı kullanılması yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal riskler taşır.” ifadelerini kullandı.

Saad, “Ordu ulusal bir kurum olarak görülmekten çıkıp Hizbullah karşıtı bir kampanyanın aracı olarak algılanırsa, özellikle Şii bölgelerde meşruiyetini kaybedebilir ve bu durum iç çatışma riskini yeniden gündeme getirebilir.” dedi.

Saad ayrıca, Lübnan’daki farklı mezheplerden askerlerin geçmişte İsrail’i “düşman” olarak tanımladığını hatırlatarak, böyle bir senaryonun yalnızca Şiilerle sınırlı kalmayacak “daha geniş bir kırılma” yaratabileceğini ifade etti.

Geçmişte işbirliği ve iç gerilim örnekleri

Analizde, Lübnan ordusu ile Hizbullah’ın geçmişte Suriye sınırında IŞİD’e karşı işbirliği yaptığı hatırlatıldı.

Ayrıca, 2008 yılında yaşanan kriz sırasında ordunun Hizbullah’ı silahsızlandırmayı reddettiği ve bunun ülkeyi yeni bir iç savaşın eşiğine getirdiği ifade edildi.

Saad, “Ordunun Hizbullah’a karşı kullanılması fikri, özellikle İsrail saldırıları devam ederken, gerçekçi değildir.” değerlendirmesinde bulundu.

Ekonomik kriz ve yerinden edilme

Analizde, Lübnan’ın 2019’dan bu yana ağır bir ekonomik krizle karşı karşıya olduğu ve savaşın bu durumu daha da kötüleştirdiği belirtildi.

Bir milyondan fazla kişinin yerinden edildiği, özellikle güney bölgelerden gelen nüfusun ülke içinde farklı topluluklara dağıldığı ve bunun gerilimleri artırdığı ifade edildi.

Saad, “Yaklaşık 800 bin yerinden edilmiş Şii nüfusun maruz kaldığı muamele ciddi bir sorun oluşturuyor ve bu durum ayrımcılık iddialarını beraberinde getiriyor.” dedi.

Kamuoyu ikiye bölünmüş durumda

Analizde, Lübnan kamuoyunun Hizbullah konusunda “bölünmüş” olduğu ifade edildi. Birçok Lübnanlını Hizbullah’ı ülkeyi “çatışmaya sürüklemekle suçladığını” iddia eden Bitar, “ancak geniş çaplı yıkım yaratan askeri operasyonlar aynı zamanda milliyetçi refleksleri güçlendirerek Hizbullah’ın söylemini güçlendirebiliyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Bitar, “Bu durum bir paradoks yaratıyor: Hizbullah’ın kararları tartışmalı kalırken, yıkım arttıkça bazı kesimlerde meşruiyeti yeniden güçlenebiliyor.” dedi.

“Ordu sahaya sürülürse gerilim artar”

Carnegie Ortadoğu Merkezi’nden Muhaned Hac Ali, Hizbullah’ın güneyde İsrail ilerleyişine karşı “tek aktif güç” olarak görüldüğünü belirterek, “Lübnan ordusunun bu şartlarda Hizbullah’a karşı kullanılması, özellikle Şii toplumda ciddi gerilim yaratacaktır.” ifadelerini kullandı.

Hac Ali, “Ordu, işgale karşı mücadele eden yerel bir güce karşı kullanılan bir yapı olarak algılanabilir ve bu durum ulusal ordu açısından ciddi bir sorun oluşturur.” dedi.

İsrail’in hedefleri ve değerlendirmeler

Analizde, İsrail tarafının Hizbullah’ın askeri kapasitesini zayıflatmayı ve uzun vadede tamamen ortadan kaldırmayı hedeflediği yönündeki açıklamalara yer verildi.

Bir İsrailli yetkili, “Amaç Hizbullah’ın silahlı varlığını ortadan kaldırmaktır.” dedi.

Aynı yetkili, Lübnan devletinin ve ordusunun bu süreçte daha “aktif” rol alması gerektiğini savundu.

“İç savaş korkusu belirleyici”

İsrail merkezli Alma Araştırma Merkezi’nden Sarit Zehavi, Lübnan hükümetinin Hizbullah’ı silahsızlandırmasının “gerçekçi olmadığını” ifade ederek, “Lübnanlıların birbirine silah doğrultması fikri büyük bir iç savaş korkusu yaratıyor.” dedi.

Zehavi, “Lübnan yönetiminin askeri alandan ziyade Hizbullah’ın finansal ve siyasi yapısına odaklanması gerektiğini” savundu.

Analizde, tüm bu gelişmelerin ortasında Lübnan’ın hem iç dengelerini koruma hem de dış baskılarla baş etme konusunda “son derece kırılgan bir süreçten geçtiği” ve mevcut çatışmanın ülkeyi yeniden “iç istikrarsızlık” riskine sürükleyebileceği ifade edildi.