
YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Talal Zeyneddin, küresel güç ilişkilerini keskin bir karşıtlık üzerinden okuyor ve Amerika ile İsrail’i zorbalığın merkezine yerleştiriyor. Buna karşı konumlanan direniş ekseninin, özellikle İran öncülüğünde, hem askeri hem iktisadi araçlarla dengeyi değiştirmeye çalıştığını vurgulayan Zeyneddin, yıpratma stratejisinin, hava üstünlüğünü sınırlama ve küresel ekonomik akışları etkileme gibi unsurlar üzerinden ilerlediğini anımsatıyor.
Bugün mücadele, bütünüyle hak ile bütünüyle batıl arasında kurulduğunda, aklı başında birinin destekleyeceği tarafı seçmesi kolaylaşır; fakat nesnel kalması zorlaşır.
Amerika ile İsrail’in dünyada zorbalığın ve kaba gücün en uç biçimini temsil ettiği, başkalarının haklarını güç kullanarak çiğnediği açıktır. En yakın müttefikleri bile hem kendilerini hem de kamuoylarını bu çizgiye ikna etmekte zorlanır.
Bugün dünyanın neresine bakılsa görülen bu zorbalık, Gazze’den Venezuela’ya, Grönland’dan Ukrayna’ya, İran’dan Lübnan’a uzanır.
Bölgelere, ülkelere, boğazlara, madenlere kadar yayılır; petrolün yağmalanmasına, paranın basılıp güçle teminat altına alınmasına, rejimlerin değiştirilmesine, özgürlüklerin bastırılmasına, insanların öldürülmesine kadar varır.
Gümrük tarifelerinden yaptırımlara, müttefiklere haraç ödetmeye kadar uzanan bu düzen karşısında kimse açıkça “hayır” demeye cesaret edemez.
Bu doğuda ise, az sayıda bir kesim var; inancının temeline, ölümü aşağılanmaya tercih eden bir yürüyüşü yerleştiriyor. Bu kesim, Kerbela’yı çağımızda yeniden sahnelemeye karar verdi.
Bu kesim, boyun eğenlere, teslim olanlara, suskun kalanlara; onurunu, haysiyetini satanlara; Amerika ile İsrail’in askeri, iktisadi ve teknolojik güçleri nedeniyle karşı konulamaz olduğu gerekçesiyle toprağından ve kaynaklarından vazgeçenlere ders vermeyi seçti.
Aynı kesim normalleşmeyi seçip Amerika’nın çizgisine girseydi, küresel düzenin vitrini olarak görülen Trump, ona Ortadoğu işlerini yönetme yetkisi bile verebilirdi.
Ancak bu kesim elinden geleni hazırladı ve Tanrı’ya dayandığını söylüyor. Gerçekte ise aklına dayandı; Amerika’nın zayıf noktalarını dikkatle inceledi, kendi güçlü yanlarını geliştirdi. Böylece üstün gelebileceğini düşünüyor.
Direniş ekseni, Amerikan hegemonyasını kırmak için birkaç hat üzerine kurulu. Savunmada darbelere dayanma kapasitesi temel unsur. Saldırı tarafında ise dünya ekonomisini sıkıştırma gibi araçlar öne çıkıyor.
Hürmüz Boğazı’nı kapatma ve ileride Babülmendep’i devreye sokma ihtimali üzerinden küresel akışı kesme, çatışmayı uzatarak Amerikan ekonomik etkisini aşındırma ve müttefiklerinin çıkarlarını koruyan “küresel polis” rolünü sürdüremediğini gösterme hedefleniyor.
İran’ın bedeli Çin yuanıyla ödenmiş petrolün geçişine izin verebileceğine dair haberler de bu çerçevede anlam kazanıyor; bu, Amerika karşısında güçlü bir koz olabilir.
Trump’ın müttefiklerini Hürmüz’ü açma yönünde çatışmaya çekme çabası ve henüz bunu başaramaması, dünyada Amerikan baskısını hafifletme yönünde bir eğilimin güçlendiğine işaret ediyor.
Direniş ekseninin savaş anlayışı, Amerikan ve İsrail askeri ekonomisini etkileyebildiğini de gösterdi. Ucuz füze ve insansız sistemler kullanılıyor; bunlar karşı tarafın savunma mühimmatını tüketiyor ve yüksek hassasiyetle yıkıcı sonuçlar doğuruyor.
Amerika’nın askeri kapasitesi de önceki Ortadoğu savaşlarının ve Ukrayna’daki desteğinin gerilemesinin etkisiyle zayıf bir görünüm veriyor. Güney Kore’den bazı askeri varlıkların çekilmesine ilişkin işaretler de buna ekleniyor.
Bölgedeki savaş sürerken, direniş ekseninin, başta İran olmak üzere, Amerikan ve İsrail hava üstünlüğünü sınırladığı anlaşılıyor. İran ve müttefiklerinin bazı saldırı uçaklarını düşürdüğüne, kapasitelerini kısıtladığına ve havadan yakıt ikmal unsurlarının bir bölümünü etkisiz hale getirdiğine dair haberler var.
Bu durum Amerikan hava gücü için stratejik sonuçlar doğurur. Bazı Amerikan savaş uçakları güvenli mesafeden görev yapamaz; yoğun yakıt ikmali gerektirir.
Bu kabiliyetin dağıtılması, İran’a karşı yürütülen hava faaliyetlerinin yoğunluğunu düşürmüş görünüyor. Amerika hâlâ yüksek maliyetli uzun menzilli havadan karaya füzelerine dayanıyor; Trump’ın hava hâkimiyeti ilanına rağmen daha ucuz süzülüş bombalarına geçiş sağlanmış değil.
Buna karşılık İran füzeleri hedeflerine ulaşabildi, bölgedeki Amerikan ve İsrail savunmalarını aşabildi. Tahran, bilgi akışı üzerindeki Amerikan kontrolünü sınırladı; füze isabet oranını artırdı.
GPS karıştırmasına karşı müttefik ülkelerin uydularından yararlanıldığı anlaşılıyor. Rusya’dan alınan omuzdan atılan füzeler, keşif uçaklarına karşı kısmi koruma sağladı; İran üzerinde çok sayıda Amerikan keşif aracının düşmesi bunu gösteriyor.
Sonuçta bu kesimin ayakta kalması başlı başına sembolik ve stratejik bir kazanım olarak görülüyor; yeni bir uluslararası düzenin doğuşuna zemin hazırlıyor ve Amerika’yı askeri, iktisadi ve ahlaki açıdan yıpratan bir süreç kuruyor. Bu süreç diğer güç merkezlerinin çıkarlarıyla da örtüşüyor.
Amerika’nın geri çekilmesi, itibarında ciddi bir kırılma yaratır ve başka devletlerin daha cesur davranmasının önünü açar. Savaşın sürmesi ise kapsamlı ve derin bir yıpranma dönemine yol açar; kısa vadede sonuçlanmasa bile, çatışmaları hızla bitirebilen ordu imajı aşınır. Bu savaşın verdiği mesaj açık: İlkeye bağlılık ve akıllı irade, güç dengelerini değiştirebilir ve zorbalara sınır çizebilir.
Çeviri: YDH