Bu utanç hükümetini düşürmenin zamanı gelmedi mi?

21 Mart 2026

"Artık bu tabloyu örtbas edecek hiçbir gerekçe kalmadı. Dünyanın en yıkıcı askeri gücüne karşı sahada duranların tutumu ortadayken, Lübnan’daki bu akıl dışı ve utanç verici gidişat karşısında susmak mümkün değil."

YDH - El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim el-Emin, Lübnan hükümetinin savaş ve işgal karşısındaki tutumuna karşı doğrudan hükümeti devirme çağrısı yapıyor. Cumhurbaşkanı Jozef Aun ve Başbakan Nevaf Selam'ın hem savaşa girmediklerini söyleyip hem de Hizbullah’ı bastırma vaadinde bulunmalarını çelişkili ve gerçeklikten kopuk olduğuna dikkat çeken el-Emin, hükümetin egemenlikten taviz verdiğini ve halkın yaşadığı yıkıma karşı duyarsız kaldığını vurguluyor.

Hükümetin Lübnan cephesinde yaşananlara yaklaşımı aklın sınırlarının dışında görünüyor. Cumhurbaşkanı Jozef Aun ile Başbakan Nevaf Selam - ve onları destekleyenler - “Lübnan İsrail’le savaşa girme kararı almadı” sözünü sık sık yineliyor.

Ancak aynı isimler, öte yandan Amerika’ya ve İsrail’e, savaşı durdurmak için Hizbullah’ı bastırmaya hazır olduklarını iletiyor.

Ortada en temel mantık ölçütünü karşılamayan tablo var. On beş ay boyunca Amerika ve Batı karşısında sesini yükseltip İsrail’i saldırılarını durdurmaya ikna edemeyen bir yönetim, nasıl olur da - üstelik bazı siyasi güçlerle birlikte - işgal ordusunun sahip olduğu tüm askeri kapasiteye rağmen başaramadığı görevi üstlenebileceğini varsayar?

Bunun tek açıklaması, iki ismin Lübnan halkının sokaklara çıkıp Hizbullah’tan kurtulmayı talep edeceğine, hatta gerekirse on binlerce gencin silahlanmak için işaret beklediğine gerçekten inanmasıdır.

Burada mesele kimin neye gücünün yettiği değil, kullanılan dilin doğasıdır. Nevaf Selam'ın CNN ile yaptığı söyleşide dile getirdikleri, siyasi hezeyanın ötesine geçmez.

Selam, kendisiyle masaya oturulmasına dair Amerika’dan ya da İsrail’den gelecek en küçük işareti bile bekliyor; onu bu konuma getirenleri memnun etmek adına egemenliğe ilişkin tüm şartlardan peşinen vazgeçmeye hazır davranıyor.

Ülkenin çözüm anahtarlarını elinde tutuyormuş gibi hareket ederken, savaşta şimdiye kadar hayatını kaybeden binden fazla kişinin ailelerine en asgari düzeyde dahi empati göstermiyor; buna karşın yerinden edilenler için yardım malzemesi sağlamakla meşgul olduğunu söylüyor.

Büyük kırılma anları çoğu zaman yalnızca devlet adamlarının niteliğini değil, devletin ne anlama geldiğini de açığa çıkarır. Bugün Lübnan’da yaşanan tam olarak budur.

Aun ve Selam, on beş ay içinde 500’den fazla Lübnanlının öldürülmesine, bunun iki katı kişinin yaralanmasına, binlerce konutun yıkılmasına, toprakların işgal altında kalmasına ve tutukluların Uluslararası Kızılhaç Komitesi ile görüştürülmemesine kayda değer tepki vermiyor. Bu ihlallerle nasıl başa çıkacakları sorulduğunda ise verdikleri yanıt değişmiyor: “İsrail’i buna zorlayacak gücümüz yok, Amerika da yanımızda değil.”

Eğer açıklık gereği toprakları koruyamadıklarını, halkın güvenliğini sağlayamadıklarını, gerçek egemenliği tesis edemediklerini ve ABD dışişleri bakanıyla dahi doğrudan temas kuramadıklarını kabul ediyorlarsa, o zaman direnişin silahsızlandırılması için iç savaş yürütme iddiasını hangi temele dayandırıyorlar?

Yıpranmış, askerlerin maaşlarını ve sağlık giderlerini karşılamakta zorlanan, ülkenin kuzeyinden güneyine sevk maliyetini bile karşılayamayan orduyla mı savaşmayı düşünüyorlar? Yoksa Amerika’ya, İsrail’e ve onlarla birlikte Ahmed eş-Şaraa'ya “Gelin, bu işi siz üstlenin” mi diyorlar?

Artık bu tabloyu örtbas edecek hiçbir gerekçe kalmadı. Dünyanın en yıkıcı askeri gücüne karşı sahada duranların tutumu ortadayken, Lübnan’daki bu akıl dışı ve utanç verici gidişat karşısında susmak mümkün değil.

Aksine, olaylara yalnızca dış dünyanın, özellikle Amerika ve İsrail’in merceğinden bakan her yetkiliye karşı açık biçimde ses yükseltmek gerekiyor; buna Suudi Arabistan da dahil. İktidar yapısının içinde, hiçbir zaman gerçek halk desteği elde etmemiş, konumlarını büyük ölçüde bölgesel ve uluslararası dengeler ya da dışarıdan gelen yönlendirmeler sayesinde koruyan geniş bir kadro bulunuyor.

Nitekim Suriye’nin on beş yıl boyunca izlediği yol buydu; bugün Amerika ve Suudi Arabistan aynı yaklaşımı yeniden sahneye koyuyor.

Çeviri: YDH