
YDH - Eski CIA analisti Larry Johnson, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği mülakatta, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile yaşanan askeri gerilimde bir "çıkış yolu" aradığını ve bu süreci halka bir zafer olarak sunmaya çalıştığını belirtti.
Johnson, Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndaki krizi "bölge ülkelerinin sorunu" olarak tanımlayan açıklamalarının, ABD’nin bölgedeki başarısızlığını örtbas etme çabası olduğunu savundu.
Johnson, ABD ve İsrail’in İran’ın askeri kapasitesini yok ettiklerine dair iddialarının sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini belirterek, Washington’ın retoriğiyle alay etti. Johnson, bu tür açıklamaların aslında derinleşen bir krizin ve insani trajedinin üzerini örtmeye yaradığını ifade etti.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının küresel ekonomi üzerindeki etkilerine değinen Johnson, petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) arzındaki kesintilerin dünyayı açlık ve ekonomik çöküşle karşı karşıya bıraktığını söyledi.
Johnson, "Dünya petrol arzının yüzde 20’si ve LNG arzının yüzde 25’i Basra Körfezi’nden geliyor. Ayrıca Rusya’dan sonra dünyanın en büyük gübre tedarikçisi olan bu bölgeden sevkiyatın durması, kuzey yarımkürede ekim sezonunda büyük bir krize yol açtı" dedi.
Florida’daki akaryakıt fiyatlarından örnek veren Johnson, dizel fiyatlarının sadece birkaç hafta içinde yüzde 25 oranında arttığını ve bu maliyetlerin ekonominin geneline yayılmasının kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
Johnson, Trump’ın Birliğin Durumu konuşmasında düşük benzin fiyatlarıyla övünmesinden sadece dört gün sonra savaşın başladığını ve fiyatların her gün yükselmeye devam ettiğini hatırlattı.
İran’ın ABD saldırılarına verdiği karşılığın beklenenden çok daha etkili olduğunu belirten Johnson, İran’ın ABD’ye ait 10 adet stratejik radar sistemini imha ettiğini dile getirdi.
Bu sistemlerin her birinin maliyetinin 500 milyon ile 1 milyar dolar arasında olduğunu ifade eden Johnson, "Bunlar depodan yenisi alınıp hemen takılacak cihazlar değil. ABD, radar kapsamını sağlamak için AWACS uçaklarını kullanmaya çalışıyor ancak önemli varlıklarını kaybetti" değerlendirmesinde bulundu.
Bahreyn’deki Beşinci Filo üssünün neredeyse tamamen tahrip edildiğini ve Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’ndeki personel ile uçakların güvenlik gerekçesiyle batıya nakledildiğini kaydeden Johnson, savaşın Trump için siyasi bir yüke dönüştüğünü söyledi.
Johnson, Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun, İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesinin ve balistik füze üretim tesislerinin yok edildiği yönündeki açıklamalarının bir "çıkış stratejisi" hazırlığı olduğunu savundu.
Bu durumu geçtiğimiz yıl Kızıldeniz’de Yemen'e karşı yürütülen operasyona benzeten Johnson, "Husilerin teslim olduğunu söyleyip çekilmişlerdi. Ancak İran bu oyuna gelmeyecek. İran, İsrail ve ABD’den bir daha asla saldırıya uğramayacağına dair kaya gibi sağlam bir garanti alana kadar savaşmaya devam edecektir" dedi.
İran’ın ateşkes yerine siyasi bir çözüm istediğini vurgulayan Johnson, bu çözümün ABD ve müttefiklerinin bölgeyi terk etmesini içerdiğini belirtti.
Johnson ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın millileştirilmesi veya İran karasuları içinde özel bir koridor oluşturulması gibi senaryoların, petrodolar sistemini bitirebileceğine ve ABD’nin Orta Doğu’dan tamamen dışlanmasına yol açabileceğine dikkat çekti.
ABD’nin askeri kapasitesinin sınırlarına ulaştığını savunan Johnson, İran gibi 90 milyon nüfuslu ve dağlık bir ülkeyi kontrol altına almak için en az 3 milyon kişilik bir orduya ihtiyaç duyulacağını ancak ABD’nin böyle bir gücü sahaya sürme kabiliyetinin olmadığını söyledi.
Johnson, "İran’ı harap edebilirsiniz ama bu süreçte bir milyon insan kaybedersiniz ve kabul edilemez maliyetler ödersiniz. Amerikan halkının buna tahammülü yok" dedi.
Bölgeye gönderilen ABD Deniz Piyadeleri’nin sayısının çok yetersiz olduğunu belirten Johnson, 100 mil uzunluğundaki Hürmüz Boğazı kıyı şeridinin Normandiya çıkarmasındaki sahil şeridinin iki katı büyüklüğünde olduğunu hatırlattı.
Johnson, "Normandiya’da 165 bin askerle saldırı yapılmıştı. Şu an gönderilen iki birimdeki toplam asker sayısı yaklaşık 5 bin ve bunların sadece yarısı muharip piyade" diyerek bu sevkiyatın askeri bir mantığının olmadığını savundu.
İran’ın stratejik derinliğine ve müttefik desteğine vurgu yapan Johnson, Rusya ve Çin’in İran’a kapsamlı ekonomik ve askeri destek sağladığını ifade etti.
Çin’in, gelişmiş radar ve silah sistemleri için kritik olan galyum gibi minerallerin tedarikini ABD’ye kestiğini belirten Johnson, "ABD, Çin ile bir çatışmaya hazırlanıyor ama Çin akıllı davranarak kendilerine karşı kullanılacak silahların ham maddesini onlara vermiyor" dedi.
Johnson, İran’ın füze üretim tesislerinin yer altında olduğunu ve ABD’nin buralarda ne kadar mühimmat bulunduğuna dair gerçek bir istihbarata sahip olmadığını söyledi.
Diego Garcia üssüne yönelik füze atışlarının, İran’ın menzil kapasitesinin sanılandan çok daha geniş olduğunu gösterdiğini ve Avrupa ülkelerini savaşa dahil olma konusunda yeniden düşünmeye sevk ettiğini belirtti.
Johnson, Trump’ın mevcut durumdan kurtulmak için nükleer anlaşmanın (JCPOA) bir benzerini farklı bir isimle canlandırabileceğini öne sürdü.
Johnson, "Trump, 'Askeri hedeflerimize ulaştık, İran’ı yendik' diyerek zafer ilan edebilir. Kanıt olarak da İran’ın uluslararası denetimleri kabul etmesini gösterip tüm yaptırımları kaldırabilir ve ABD askerlerini Basra Körfezi’nden çekebilir" dedi.
Ancak bu senaryonun hem İran’ın nükleer kapasitesinden vazgeçme ihtimalinin düşüklüğü hem de Siyonist lobinin tepkisi nedeniyle zor olduğunu ifade eden Johnson, Trump’ın "Orta Doğu’da yeni bir savaş başlatmama" vaadini bozmasının başkanlığına indirilen ölümcül bir darbe olduğunu kaydetti.
Johnson, Tucker Carlson, Joe Rogan ve Marjorie Taylor Greene gibi nüfuzlu isimlerin Trump’ı bu savaş nedeniyle sert bir şekilde eleştirdiğini de sözlerine ekledi.