
YDH - Lübnan içindeki siyasi tartışmalardan bağımsız olarak, sahadaki gelişmeler bölgedeki güvenlik ve siyasi tablonun geleceğini belirleyecek temel unsur olarak öne çıkıyor.
Lübnan cephesinde çatışmaların başlamasından üç hafta sonra İsrail, sınır boyunca "sürdürülebilir istikrar" hedefi doğrultusunda seçeneklerini gözden geçiriyor. Bu çerçevede, sınır hattı boyunca en az on kilometre derinliğinde güvenlik bölgesi oluşturulması ihtimali değerlendiriliyor.
Hizbullah ise savaşa katılım kararını siyasi ve askeri koşullar çerçevesinde aldığını belirterek, İsrail ile askeri dengeyi yeniden kurmayı hedefliyor.
El-Ahbar gazetesinin değerlendirmesinde, bu yaklaşımın, saldırıların durdurulması, işgal altındaki topraklardan çekilme, esirlerin serbest bırakılması, yerinden edilen sivillerin geri dönüşü ve yeniden inşa sürecinin başlatılması gibi hedefleri içerdiği ifade ediliyor.
İsrail, ana askeri odağın İran olduğunu değerlendiriyor. Bu durum, hava kuvvetlerinin bir bölümünün İran üzerinde yürütülen faaliyetlere yönlendirilmesi ve siyasi ile askeri kurumların İran dosyasına yoğunlaşması nedeniyle sahadaki gelişmeleri etkiliyor.
Bununla birlikte Hizbullah’ın saldırı yoğunluğunu artırması, İsrail’in Lübnan içinde askeri varlığını genişletme niyetini açıklamasına yol açtı. Siyasi ve askeri açıklamalarda, Lübnan’a yönelik daha güçlü operasyonların gündemde olduğu ifade ediliyor.
Lübnan cephesinin açılmasından bir hafta sonra İsrail, sınır hattına önemli sayıda askeri birlik sevk etti ve özel kuvvetlere Lübnan topraklarında operasyon yetkisi verdi.
Bu operasyonların yalnızca silahlı unsurlarla çatışmayı değil, aynı zamanda konutlar, kurumlar, yollar ve altyapı dahil olmak üzere geniş kapsamlı tahribat faaliyetlerini de içerdiği belirtiliyor. Ancak sahadaki gelişmeler, 2024 yılında görülen istihbarat üstünlüğünün aynı düzeyde sürmediğini ortaya koyuyor.
Son üç haftada ortaya çıkan gelişmeler, Hizbullah’ın mevcut çatışma sürecindeki performansında önceki dönemlere kıyasla değişiklikler olduğunu gösteriyor.
İlk olarak, İsrail’in mühimmat sıkıntısı yaşamadığı yönündeki açıklamaların sahadaki verilerle örtüşmediği belirtiliyor. Hava savunma sistemlerinin kullanım biçimi, stok seviyelerinde düşüş olduğunu ortaya koyuyor. Bu çerçevede bazı bölgelerde savunma kapasitesinin azaltıldığı ve sistemlerin daha kritik alanlara kaydırıldığı ifade ediliyor.
İkinci olarak, İsrail ordusunun sınır hattındaki yerleşimlerin tamamına eşit düzeyde koruma sağlamadığı görülüyor. Hükümetin geniş çaplı tahliyeden kaçınma yaklaşımına rağmen, yeterli güvenlik önlemlerinin sağlanamadığı belirtiliyor.
Hava savunma sistemlerinin sınırlı sayıda konuşlandırılması ve on binlerce askerin bölgede bulunması, sivil yaşamı doğrudan etkiliyor. Askerlerin bazı durumlarda sivil araçları kullanarak hareket ettiği aktarılıyor.
Üçüncü olarak, yerleşim yöneticilerine sahadaki gelişmeler hakkında kamuoyuna açıklama yapmamaları yönünde talimat verildiği belirtiliyor.
Medya ile temasın sınırlandırıldığı ve hükümetin geniş çaplı tahliye talebini önlemek amacıyla bu yaklaşımı benimsediği ifade ediliyor.
Hükümetin yaklaşık 45 milyon dolarlık mali destek sağladığı, bazı yerel yöneticilerin bu adımı "sessizlik karşılığı destek" olarak nitelendirdiği aktarılıyor.
Bölgede kalan yerleşim sakinlerinin, askeri ve güvenlik birimlerinden gelen açıklamaların sahadaki durumla örtüşmediğini dile getirdiği belirtiliyor. Hizbullah’ın, "tahliye" kategorisine aldığı yerleşimlere yönelik saldırılarını artırdığı ve bunun güney Lübnan’dan yerinden edilen sivillere karşılık olarak değerlendirildiği ifade ediliyor.
Özellikle Kiryat Şimona’da yoğunlaşan saldırıların, kentin önceki çatışmalardan kaynaklanan ekonomik ve demografik zorluklarını derinleştirdiği belirtiliyor. Kentte nüfusun tamamının geri dönmediği ve ekonomik faaliyetlerin kısmen azaldığı ifade ediliyor.
Yerleşim konseyi başkanının yaptığı açıklamada, "yerleşimcilerin derhal tahliye edilmesi gerektiği" belirtilerek mevcut politikanın sürdürülmesinin ciddi riskler içerdiği ifade edildi.
İsrail ordusunun son 72 saat içinde sınır boyunca kara operasyonlarını artırdığı belirtiliyor. Buna karşılık Hizbullah’ın, hızlı saldırılar ve pusu taktikleri ile birlikte farklı silah sistemleriyle bombardıman faaliyetlerini sürdürdüğü ifade ediliyor.
İsrail’in belirli tepelere yönelik ilerleme çabası, bu bölgelerin saldırıların yönlendirilmesinde kullanıldığı değerlendirmesine dayanıyor.
Öte yandan Hizbullah’a ait insansız hava araçlarının uzun süre hava sahasında kalabildiği ve bu araçların tespit edilmesine rağmen etkisiz hale getirilemediği aktarılıyor. Bu faaliyetlerin ardından belirli askeri noktalara yönelik yoğun saldırılar düzenlendiği belirtiliyor.
Ayrıca Golan Tepeleri’nde bulunan yerleşimlerde de benzer bir güvenlik endişesinin ortaya çıktığı ve bölgedeki askeri hedeflerin farklı silahlarla vurulduğu ifade ediliyor.