Avrupalılar Trump’ın çizgisine girmiyor

25 Mart 2026

"Bu süreçte bazı Avrupa ülkeleri ara formüller arıyor. NATO ya da AB komutasına doğrudan bağlı olmayan çok uluslu deniz girişimlerine katılma eğilimi artıyor."

YDH - ABD ile Avrupa arasında İran meselesi üzerinden derin görüş ayrılıkları ortaya çıktı ve bu durum NATO içinde ciddi çatlaklar yarattı. El-Ahbar gazetesi yazarı Said Muhammed'in değerlendirmesine göre Washington askeri baskıyı artırırken, Avrupa ülkeleri savaşa dahil olmaktan kaçınıyor ve önceliği Ukrayna’ya veriyor. Karşılıklı güvensizlik, ittifakın geleceğine dair soru işaretlerini büyütüyor.

Atlantik ötesi ilişkiler, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının dördüncü haftaya girmesiyle birlikte, on yıllardır görülmeyen ölçüde gerilim yaşıyor.

Başkan Donald Trump yönetimi İran’a karşı genişletilmiş askeri operasyonun arkasına tüm askeri ağırlığını koyarken, Avrupa başkentlerinin büyük bölümü temkinli çizgiyi koruyor; “planlamadıkları ve talep etmedikleri bir savaşa” sürüklenmeyi reddediyor.

Bu ayrışma, NATO içindeki derin fay hatlarını açığa çıkarıyor ve ittifakın gerçek bir birlik sınavı karşısında dayanıklılığına dair soruları artırıyor.

Washington, Avrupa’nın bu tutumundan duyduğu rahatsızlığı gizlemiyor. Trump, art arda yaptığı açıklamalarda Avrupalı müttefikleri “korkak” olarak niteledi; Avrupa ülkeleri Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak için harekete geçmezse ittifakın geleceğinin tehlikeye gireceği uyarısında bulundu.

Dünya petrol ve doğalgaz arzının önemli bölümü bu kritik su yolundan geçiyor. Trump, Truth Social platformunda şu ifadeleri kullandı:

“ABD olmadan NATO kâğıttan kaplan. Nükleer silahlanmış İran’ı durdurmak için mücadeleye katılmak istemediler. Şimdi askeri açıdan mesele büyük ölçüde sonuçlanmışken ve kendileri için risk düşükken, petrol fiyatlarından şikayet ediyorlar ve Hürmüz Boğazı’nı açmak için katkı sunmak istemiyorlar.”

Bu görüş ayrılığı, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin CBS’e verdiği demeçte de yansıdı. Rutte, bir yandan ABD’ye destek gereğini vurgularken, diğer yandan tereddütlü Avrupa başkentlerinin pozisyonunu anlamaya çalıştı.

“Bildigim kadarıyla biz her zaman birlikte hareket ederiz” diyen Rutte, Avrupa ülkelerinin tutum belirlemek için zamana ihtiyaç duyduğunu, bunun da kısmen askeri operasyonun ilk planlama aşamasından dışlanmalarından kaynaklandığını söyledi.

Rutte, “ABD haftalar boyunca ‘Epik Öfke’ operasyonunu planladı. Güvenlik gerekçeleriyle Avrupalı müttefiklere bilgi verilmedi. Başkan Trump’ın hayal kırıklığını anlıyorum, ancak bu ülkelerin detaylarını bilmedikleri bir duruma hazırlanmak için zamana ihtiyaç duyduğunu da dikkate almak gerekir” ifadelerini kullandı.

Rutte ayrıca, ABD’nin iddialarıyla paralel biçimde, İran’a karşı adımların amacının “dünyayı daha güvenli kılmak” olduğunu söyledi ve Kuzey Kore örneğine atıf yaparak uzun müzakerelerin Tahran’ın nükleer silah edinmesine yol açabileceği uyarısında bulundu.

Avrupa tarafında ise daha temkinli bir ton öne çıkıyor. Berlin’de Savunma Bakanı Boris Pistorius, “Bu bizim savaşımız değil, biz başlatmadık” dedi. Başbakan Friedrich Merz de aynı çizgiyi sürdürerek NATO’nun savunma ittifakı olarak kurulduğunu ve İran’a yönelik müdahalenin bu kapsamda yer almadığını vurguladı.

Almanya hükümeti Hürmüz Boğazı’nda askeri operasyona katılmayı reddetti, yalnızca boğazın güvenliği için diplomatik destekle yetindi.

Londra’da Başbakan Keir Starmer, diğer aktörlere kıyasla daha esnek bir tutum sergiledi. ABD taleplerini değerlendirmeye açık olduğunu belirtti ve daha sonra Amerikan ordusunun İngiltere’deki ve denizaşırı bölgelerdeki hava üslerini kullanmasına izin verdi.

Ancak Starmer, Birleşik Krallık’ın “daha geniş bir savaşa sürüklenmeyeceğini” vurgulamayı sürdürdü ve askeri katılımın açık hukuki temele dayanması gerektiğini kaydetti.

Bu yaklaşım, Washington’daki bazı muhafazakâr çevrelerin tepkisini çekti; kimi isimler İngiliz tutumunu “zayıf” olarak niteledi ve Starmer’ın beklenen liderlik profilini yansıtmadığını ifade etti.

Paris’te Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha sert bir çizgi benimsedi. Macron, ABD’nin İran’a yönelik hava saldırılarını “uluslararası hukukun dışında” olarak tanımladı ve Fransa’nın bu savaşın tarafı olmadığını, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz operasyonlarına katılmayacağını açıkladı.

İspanya da benzer şekilde, ABD’nin İran’a karşı saldırılar için ortak askeri üslerini kullanmasına izin vermeyi reddetti ve savaşı “hukuka aykırı” olarak niteledi.

Avrupa’nın Trump yönetimine duyduğu güven, ikinci başkanlık döneminin erken safhalarında sarsılmıştı. ABD’nin Ukrayna meselesine dair müzakerelerden Avrupalı müttefikleri dışlaması, ardından Avrupa ihracatına keyfi gümrük tarifeleri getirmesi ve Grönland’ı satın alma yönündeki çıkışları bu güvensizliği derinleştirdi.

Trump’ın, NATO’nun Avrupa için sağladığı güvenlik şemsiyesinin öneminin farkında olduğu ve bu hassasiyeti müzakere aracı olarak kullandığı görülüyor.

Bu ayrışmanın sürmesi Avrupa'nın güvenliği açısından ciddi riskler barındırıyor ve tarafların öncelik farklılıklarını da açığa çıkarıyor. ABD, İsrail’in de etkisiyle İran’a karşı doğrudan askeri karşılaşmaya odaklanırken, Avrupa ülkeleri için temel güvenlik meselesi Ukrayna olmaya devam ediyor.

Avrupa başkentleri, Rusya’nın Batı’nın Ortadoğu’ya odaklanmasından yararlanarak Doğu Avrupa’da askeri avantaj elde etmesinden kaygı duyuyor. Ayrıca İran’a yönelik savaşın Avrupa kamuoyunda geniş destek bulmaması ve enflasyon ile yaşam maliyetine olası etkileri de belirleyici unsurlar arasında yer alıyor.

Bu tabloya, Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia askeri üssüne yönelik saldırı iddiaları da yeni bir belirsizlik ekledi. ABD ve İsrail medyası İran’ın üsse iki balistik füze fırlattığını bildirdi.

Ancak Rutte, NATO’nun bu bilgiyi doğrulayamadığını ve incelemenin sürdüğünü söyledi. İngiltere’de bakan Steve Reed, Londra’nın değerlendirmesinin İran’ın üssü hedef aldığı yönünde olduğunu ifade etti.

Rutte ise temkinli bir dil kullanarak, iddiaların doğrulanması halinde bunun İran’ın füze ve nükleer kabiliyetlerinin zayıflatılmasının önemini bir kez daha göstereceğini dile getirdi. Olay, savaşın yayılabileceğine dair Avrupa’daki kaygıları artırdı; İsrail’den gelen açıklamalar İran füzelerinin Avrupa başkentlerine ulaşabileceğine işaret ediyor.

Temmuz ayında Ankara’da yapılması planlanan NATO zirvesi yaklaşırken, ittifakın bu krizden çıkıp çıkamayacağı sorusu öne çıkıyor. Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı zirvenin, özellikle Kıbrıs meselesi başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleriyle yaşanan gerilimler nedeniyle sert diplomatik tartışmalara sahne olabileceği değerlendiriliyor.

ABD ile Avrupa arasında NATO’nun rolü ve anlamı konusunda ortak zemin bulmak kısa vadede zor görünüyor. Bu durum, Avrupa’yı ya kendi güvenliğini üstlenmek gibi maliyeti yüksek bir yola yöneltecek ya da giderek ayrışan bir ittifak içinde ikincil konumu kabullenmeye zorlayacak.

Bu süreçte bazı Avrupa ülkeleri ara formüller arıyor. NATO ya da AB komutasına doğrudan bağlı olmayan çok uluslu deniz girişimlerine katılma eğilimi artıyor.

Ancak bu yaklaşım, mevcut ittifak yapısını zayıflatma ve Washington’un Avrupa içinde seçici ortaklıklara yönelmesi riskini de beraberinde getiriyor.

Çeviri: YDH