İran'ın casusluk faaliyetleri İsrail'i alarma geçirdi

27 Mart 2026

"Son iki yılda ortaya çıkarılan ve sahadaki askerlerden kritik tesislerde çalışan personele kadar uzanan dosyalar, İran’ın sıradan görünebilecek bireylerin sosyal ve ekonomik kırılganlıklarını kullanarak onları güvenlik dokusuna sızma araçlarına dönüştürdüğünü gösteriyor."

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Yahya Debbuk, İran ile İsrail arasındaki mücadelenin askeri alanın ötesine geçerek istihbarat sahasında yoğunlaştığını vurguluyor. İran’ın dijital ortam üzerinden yürüttüğü sistematik casus devşirme faaliyetlerinin arttığı, İsrail’in ise buna karşı hem güvenlik operasyonları hem de kamuoyuna yönelik caydırıcı kampanyalarla karşılık verdiği görülüyor. Casusluk davalarındaki artış ve özellikle güvenlik sisteminin içinden kişilerin hedef alınması, İsrail’de kaygıyı büyütüyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile İran arasındaki karşılaşma yalnızca askeri sahayla sınırlı kalmıyor; bu boyuta eşlik eden ve giderek belirginleşen başka bir eksen daha var: istihbarat mücadelesi. Bu mücadelenin merkezinde, her iki tarafın da gerçekleştirmeye çalıştığı sızma girişimleri yer alıyor.

İslam Cumhuriyeti şu aşamada kaynaklarının tamamını bu tür sızmaları sınırlamaya yöneltmiş görünüyor; ancak aynı olgu İsrail’in içinde de karşılık buluyor. İşgal makamları, güvenlik tablosunun bütününü açıklamaktan kaçınırken, casus devşirme girişimlerine dair söylemi yoğunlaştırıyor; bu da esasen caydırma ve uyarı amacı taşıyan seçici bir anlatıyı besliyor.

İbranice medya organlarında yer alan bilgilere göre İran’ın casus devşirme faaliyetleri artık münferit vakalar olmaktan çıkıp sistemli ve hızlanan bir faaliyete dönüşmüş durumda.

Dijital ortamda gelişen onlarca vaka ortaya çıkarıldı. Bu süreçler, basit görevler karşılığında cazip para teklifleriyle başlıyor; ardından aşamalı biçimde stratejik noktalar ve öne çıkan İsrailli isimlerin hareketleri hakkında hassas bilgi toplamaya evriliyor.

İsrail ise buna karşı ikili bir strateji izliyor: Sert güvenlik soruşturmaları ile casus devşirme girişimlerine karşı caydırıcılık hedefleyen medya kampanyalarını birleştiriyor. Bu çerçevede Başbakanlık Ofisi ile İç Güvenlik Teşkilatı (Şin Bet), “kolay paranın tehlikesi”ne odaklanan doğrudan bir uyarı kampanyası başlattı.

“Beş bin şekel hayatını mahvetmeye değer mi?” başlığını taşıyan bu kampanya, bu tür girişimlere kapılmanın bedelinin uzun yıllar hapis ve bireyin yanı sıra ailesinin geleceğinin yıkımı olabileceği mesajını içeriyor.

Bu bağlamda öne çıkan ilk dosyalardan biri, son dönemde İran bağlantılı taraflarla iletişim kurdukları gerekçesiyle güvenlik suçlamaları yöneltilen İsraillilere karşı başlatılan yasal sürecin başlangıç örneği sayılan İmelah Ştern vakası oldu.

Ştern’in Beyt Şems'te yoğunlaşan dindar “Haredi” topluluğuna mensup olması, casus devşirme faaliyetlerinin belirli toplumsal kesimlerle sınırlı kalmadığını gösteriyor. Ştern vakası, ortaya çıkarılanlarla henüz açığa çıkmayanların birleştiği bir örnek olarak, İsrail’de bu olgunun yarattığı artan kaygıyı ve hukuki düzlemde karşılaşılan zorlukları görünür kılıyor.

Bu kaygı, İsrail “Başsavcılığı”nı da son dönemde harekete geçirdi. Kurum, devşirme girişimlerine karışanlara yönelik cezaların ağırlaştırılması yönünde adım attı.

Hukuki caydırıcılığın genel güvenlik stratejisinin temel bileşenlerinden biri olduğu değerlendirmesiyle, Ştern hakkında verilen yalnızca üç yıllık hapis cezasına itiraz edildi.

Başsavcılık, “cezada gevşekliğin” bu olgunun genişlemesini teşvik edebileceği ve bunun “devlet güvenliğini tehdit ettiği” uyarısında bulundu.

İddianamelerde Ştern’in İranlı bir istihbarat görevlisiyle sürekli temas kurduğu, para karşılığında çeşitli görevler yürüttüğü ve hatta bazı operasyonlara katılmaları için başkalarını da dahil ettiği yer alıyor. Bu tablo, dijital ortamda başlayan casus devşirme süreçlerinin somut bir güvenlik tehdidine nasıl dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Yayımlanan medya ve güvenlik verilerine göre, Mart 2026’ya kadar İran adına casusluk ve işbirliği dosyalarında sürekli artış gözleniyor.

2023’te Gazze’ye yönelik savaşın başlamasından Şubat 2026’ya kadar bu kapsamda 37 dosya mahkemelere taşındı. Başka tahminler aynı dönemde 48’den fazla İsrailliye bu tür suçlamalar yöneltildiğini gösteriyor.

2025 yılı tek başına dikkat çekici bir sıçramaya sahne oldu. Bu alanda başlıca sorumlu kurum olan Şin Bet, vakaların 2024’e kıyasla yüzde 400 arttığını belirtti. Güvenlik değerlendirmeleri, bu artış hızının sürmesi hâlinde 2026’da dosya sayısının yüzü aşabileceğine işaret ediyor.

İşe alım faaliyetleri, İsrail’in güvenlik yapısının merkezindeki unsurları hedef aldığında daha kritik bir boyut kazanıyor. Buna örnek olarak, “Demir Kubbe” sisteminde görev yapan 26 yaşındaki yedek asker Raz Kohen vakası gösteriliyor.

Kohen, hava kuvvetlerine ait üslerin ve hava savunma sistemlerinin konumlarına ilişkin hassas bilgileri para karşılığında aktarmakla suçlanıyor. İddianameler, Kohen’in yalnızca görevinden edindiği bilgileri iletmekle kalmadığını; aynı zamanda başka kişilerin iletişim bilgilerini ve kişisel verilerini de İranlı operatörlere sağladığını ortaya koyuyor. Bu durum, casus ağını genişletmeye dönük bilinçli bir çabayı yansıtıyor.

Tüm bu gelişmeler, İran’ın yöntemlerinde bireysel temaslardan “zincirleme casus devşirme” modeline doğru bir evrime işaret ediyor. Son iki yılda ortaya çıkarılan ve sahadaki askerlerden kritik tesislerde çalışan personele kadar uzanan dosyalar, İran’ın sıradan görünebilecek bireylerin sosyal ve ekonomik kırılganlıklarını kullanarak onları güvenlik dokusuna sızma araçlarına dönüştürdüğünü gösteriyor.

İsrail ise bu olgunun stratejik tehdit seviyesine ulaşmasını engellemek amacıyla hukuki ve medya temelli caydırıcılığa dayalı bir yaklaşım benimsiyor.

Çeviri: YDH