Direniş ve sokak birleşti: İran’da yeni denge

31 Mart 2026

ABD-İsrail saldırıları sürerken İran’da halkın sokaklardaki kitlesel desteği ve seferberliği, iç cepheyi çözme yönündeki hesapların başarısız olduğunu gösteriyor.

YDH- El-Meyadin’deki makale göre, ABD–İsrail’in İran’a yönelik saldırı sürecine ilişkin veriler, önceden yapılan değerlendirmeler ile İran içindeki gerçeklik arasında, özellikle de halkın tutumu konusunda belirgin bir boşluk bulunduğunu ortaya koyuyor.

Makalede, Washington ve “Tel Aviv”in iç cephenin parçalanacağı ve halkın yönetime karşı harekete geçeceği yönünde hesap yaptığı belirtilirken, Tahran ve İran’ın farklı eyaletlerinden gelen görüntülerin sokakta kesintisiz bir halk varlığına işaret ettiği ifade edildi.

İç cephe beklentisi boşa çıktı

El-Meyadin’e göre, kitlesel yürüyüşler aracılığıyla saldırıların kınandığı, halkın devlet, liderlik ve silahlı kuvvetlerin etrafında kenetlendiği görülüyor. Bu durumun, saldırgan tarafların dört aydan kısa sürede ikinci kez iç karışıklık ve kaos beklentisinin başarısız olduğunu gösterdiği kaydediliyor.

Makalede ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump’ın savaşın amacının “İran halkını özgürleştirmek” olduğu yönündeki söylemlerine dikkat çekildi. Ancak sahada hedef alınanların büyük ölçüde sivil altyapı ve halka hizmet eden tesisler olduğu, son olarak enerji santrallerine yönelik tehditlerin de gündeme geldiği aktarıldı.

Sokakta kesintisiz mobilizasyon

El-Meyadin, savaşın ikinci ayına girmesiyle birlikte çatışmanın yalnızca askeri değil, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla birlikte bir “caydırıcılık denklemine” dönüştüğünü ifade etti.

Makelede, İran sokaklarının bu süreçte pasif bir unsur olmadığı, doğrudan “mücadelenin bir parçası” haline geldiği belirtildi.

Tahran başta olmak üzere birçok şehirde binlerce kişinin katıldığı gösterilerde İran bayraklarının taşındığı, ABD–İsrail saldırganlığının kınandığı ve devlet ile orduya destek verildiği aktarıldı. Bu katılımın süreklilik arz ettiği ve sahadaki gelişmelerle eş zamanlı ilerlediği ifade edildi.

Aynı zamanda bu durumun, iç bütünlüğün korunduğuna ve iç cephenin parçalanmasına yönelik girişimlerin başarısız olduğuna işaret ettiği belirtildi.

Toplumsal destek ve ekonomik katkı

Makalede, sosyal medyada yayılan görüntülerin İranlıların altın birikimlerini satarak elde ettikleri gelirleri silahlı kuvvetlere bağışladığını ortaya koyduğu kaydedildi.

El-Meyadin, bu davranışın “sembolik desteğin ötesine geçerek doğrudan askeri çabaya katkı sağladığını” belirtti.

Bu durumun, halkın savaşın maliyetini üstlenmeye hazır olduğunu ve direniş denklemine fiilen dahil olduğunu gösterdiği vurgulandı.

“Ateşkes” tartışmaları ve hazırlık

El-Meyadin’e göre İran halkı, “Trump ateşkesi” olarak adlandırılan süreci bir barış girişiminden çok, yeni bir saldırıya hazırlık olarak değerlendiriyor.

Bu yaklaşımın, iç hazırlıkların güçlendirilmesi ve olası bir kara harekâtı dahil olmak üzere farklı senaryolara karşı farkındalığın artmasıyla sonuçlandığı ifade edildi.

Makalede, halkın bu tür çağrıları reddettiği ve devam eden saldırılar nedeniyle bunları samimi bir çözüm girişimi olarak “görmediği” belirtildi.

Devlet ile halk arasında uyum

El-Meyadin, İran’ın “misliyle karşılık” stratejisini sürdürdüğünü ve müzakereler için saldırıların tamamen sona ermesi ve tekrar etmeyeceğine dair garantiler gerektiğini vurguladığını aktardı.

Makalede, İran’ın baskı altında taviz vermediği ve ABD ile gerçek bir müzakere kanalı bulunmadığını ifade ettiği kaydedildi.

Ayrıca, mevcut temasların yalnızca arabulucular üzerinden mesajlaşma düzeyinde olduğu, Trump’ın iddialarının bu gerçeği yansıtmadığı belirtildi.

Bu yaklaşımın, “göze göz” ilkesine dayanan bir caydırıcılık politikasıyla örtüştüğü ve mevcut savaş koşullarında herhangi bir tavizin söz konusu olmadığı ifade edildi.

Caydırıcılıkta yeni aşama

El-Meyadin’e konuşan bir siyasi kaynağa göre, İran savaşın ikinci ayında yalnızca askeri değil, siyasi ve toplumsal düzeyde de caydırıcılık oluşturma aşamasına geçti.

Kaynak, İran toplumunun daha organize ve etkili bir yapıya dönüştüğünü ve iç bölünme girişimlerini başarısızlığa uğrattığını ifade etti.

Ayrıca, İran’ın savaş sürecinde üç kritik aşamayla karşı karşıya kaldığı; bunların liderlere yönelik saldırılar, sivil alanların hedef alınması ve iç karışıklık girişimleri olduğu belirtildi. Ancak bu gelişmelerin toplumdaki birlikteliği zayıflatmak yerine “güçlendirdiği” ifade edildi.

Sonuç: İç cephe bir güç unsuru

Makalede, İran’da yaşanan gelişmelerin iç cephenin yalnızca destek unsuru olmadığını, doğrudan savaşın belirleyici bir parçası haline geldiğini ortaya koyduğu belirtildi.

El-Meyadin, halkın tutumu ile sahadaki askeri performansın birbirini tamamladığını ve bu bütünlüğün saldırılara karşı güçlü bir caydırıcılık oluşturduğunu aktardı.

Bu tabloyla birlikte, iç cephenin parçalanmasına yönelik beklentilerin zayıfladığı ve toplumsal birliğin İran için ilk savunma hattı haline geldiği ifade edildi.