
YDH - ABD'de Yüksek Mahkeme bu hafta Başkan Trump’ın doğum hakkı vatandaşlığı kısıtlamalarına ilişkin kritik duruşmalara hazırlanırken, yargıçların konunun anayasaya uygun olup olmadığına karar vermeden süreci sonuçlandırması ihtimali bulunuyor.
Çarşamba günkü oturum öncesinde tüm dikkatler Trump’ın hamlesinin 14. Ek Madde’nin anlamıyla tutarlı olup olmadığına odaklanmış durumda.
Buna karşın daha dar bir hukuki yol mevcut: Yargıçlar, Trump’ın emrinin yalnızca 1940 tarihli bir yasayı ihlal ettiğine karar vererek düzenlemeyi iptal edebilir.
Göreve geldiği ilk gün Trump, ebeveynlerinden en az biri vatandaşlık veya kalıcı yasal statü sahibi olmayan çocukların doğum hakkı vatandaşlığını kısıtlayan bir yürütme emri imzaladı.
Hukuki mücadelenin mahkemelerde bir yılı aşkın süredir devam etmesi nedeniyle düzenleme henüz yürürlüğe girmedi. Daha önce alt derece mahkemeleri, Trump’ın talimatının 14. Ek Madde’nin Vatandaşlık Maddesi’ni ihlal ettiği yönünde defalarca karar açıklamıştı. Söz konusu madde, ABD’de doğan ve "tabi olduğu yargı yetkisi altında" bulunan kişilerin vatandaş olduğunu belirtiyor.
Akademisyenler aylardır bu beş kelimelik ifadeyi titizlikle inceliyor. Asıl sınav ise çarşamba günü, ülkenin yargıçların bu istisnayı ne kadar geniş tutacağını beklediği sırada verilecek.
Trump yönetimi, "tabi olduğu yargı yetkisi" ifadesinin yalnızca ABD’ye sadakat bağı olanları kapsadığını, dolayısıyla ülkede yasa dışı bulunanların çocukları için doğum hakkı vatandaşlığı talep edemeyeceğini savunuyor.
Bu argüman, diplomatların ve yabancı işgalcilerin çocukları gibi yalnızca dar istisnalara izin veren 14. Ek Madde’nin geleneksel anlayışını temelden sarsıyor.
Ancak Yüksek Mahkeme’nin bu noktaya kadar gitmesine gerek kalmayabilir.
14. Ek Madde’nin Yeniden Yapılanma döneminde onaylanmasından onlarca yıl sonra Kongre, 1940 yılında vatandaşlığı tanımlayan bir yasayı kabul etti. Bu yasa neredeyse aynı dili içeriyordu. Milletvekilleri bu yasayı 1952’de yeniden düzenledi ve o tarihten beri yürürlükte kalmaya devam etti.
Bu nedenle, Trump’ın emri Anayasa ile uyumlu olsa bile davacılar, düzenlemenin mevcut yasaya aykırı olduğunu savunuyor.
Bu durum, yargıçlara 14. Ek Madde ile ilgili ağır soruyu yanıtlamadan davacıların lehine karar verme imkanı tanıyor. Bu, mahkeme için cazip bir seçenek olabilir.
Başyargıç John Roberts, 2022’de kürtajın anayasal hakkını tamamen ortadan kaldıran çoğunluk görüşüne tam olarak katılmadığı meşhur yazısında, "Bir davayı sonuçlandırmak için daha fazlasına karar vermek gerekmiyorsa, o zaman daha fazlasına karar vermemek gerekir" ifadelerini kullanmıştı.
Roberts bunu yargısal denetimin "temel ilkesi" olarak adlandırmıştı. Yargıçlar ayrıca, muğlak yasaları anayasaya aykırı hale getirecek şekilde yorumlamaktan kaçınma prensibine de sahip bulunuyor.
Kullanılan dilin 14. Ek Madde ile neredeyse aynı olmasına rağmen davacılar, yasanın farklı yorumlanması gerektiğini ileri sürüyor.
Davacılar, bugünkü Yüksek Mahkeme maddeyi Trump gibi yorumlasa dahi, Kongre’nin 1940’ta bu dili yasaya dönüştürdüğü dönemde hakim anlayışın bu olmadığını savunuyor. Davacılara göre asıl geçerli olması gereken de o dönemdeki anlayış.
Davacılar mahkeme kayıtlarında, "O dönemde Kongre, hükümetin de kabul ettiği üzere, 'yargı yetkisi' dilinin İngiliz ortak hukuk kurallarını ve istisnalarını, yalnızca Yerli Amerikalı kabile üyeleri ek istisnasıyla birlikte kapsadığını anlıyordu" ifadelerine yer verdi.
Trump yönetimi ise bu iddiaya Jim Crow yasalarını örnek göstererek karşı çıkıyor.
Adli Müşavir D. John Sauer, mahkeme kayıtlarında yargıçlardan "yasaların eşit korunmasını" garanti eden yüz yıllık bir yasayı hayal etmelerini istedi.
Sauer, bu yasayı çıkaran milletvekillerinin "ayrı ama eşit" tesislere izin vermeyi amaçlamış olabileceğini, ancak bugünkü mahkemelerin bunu bu şekilde okumayacağını ve ayrımcılığı yasaklayacak şekilde yorumlayacağını belirtti.
Sauer, aynı mantığın 1940 vatandaşlık yasası için de geçerli olması gerektiğini savunuyor.
Sauer mahkeme belgelerinde, "Bu yasa Vatandaşlık Maddesi’nin dilini yinelediği için, maddenin sonradan ortaya çıkan yanlış bir yorumunu değil, nesnel anlamını yasalaştırdığı şeklinde en iyi biçimde anlaşılır" diye yazdı.
Yüksek Mahkeme’deki davacılar, yüksek mahkemenin Trump’ın politikasının federal yasayı ihlal ettiğine karar vermesiyle tatmin olacaklarını, zira bunun Trump’ın yürütme emrinin yürürlüğe girmeyeceği anlamına geleceğini belirtiyor.
Ancak bu durum, Kongre’nin devreye girip 1940 yasasını yürürlükten kaldırması için kapıyı açık bırakacak.
Şu ana kadar milletvekilleri, uzun süreli çabalara rağmen bu yönde bir adım atmadı.
Eski Milletvekili Steve King gibi Cumhuriyetçiler, doğum hakkı vatandaşlığını kısıtlamak için Trump’ın ilk başkanlığı döneminde de dahil olmak üzere yıllar öncesine dayanan teklifler sundu. Bu teklifler hiçbir zaman ivme kazanamadı.
Mevcut çabaya ise konunun bir başka uzun süreli savunucusu olan Temsilci Brian Babin liderlik ediyor.
Trump’ın konuyu sahiplenmesiyle birlikte destek artıyor. Babin’in mevzuatının 2021 versiyonu 31 ortak sponsora sahipti. Bir sonraki Kongre’de bu sayı 37’ye yükseldi.
Şu an Babin’in tasarısının 82 destekçisi bulunuyor. Çarşamba günkü duruşma yaklaştıkça bu sayı geçtiğimiz haftalarda daha da arttı. Cory Mills, Matt Van Epps ve Scott Perry gibi Cumhuriyetçi temsilciler yeni imzacı olanlar arasında yer alıyor.
Yine de teklif henüz komisyondan geçebilmiş değil ve ilerleyip ilerlemeyeceği belirsizliğini koruyor.
Geçen yıl doğum hakkı vatandaşlığı davasının Trump’ın politikasının yasallığını henüz içermeyen bir aşamasındaki sözlü savunmalar sırasında Yargıç Brett Kavanaugh, yasa çıkarma kabiliyetinin genel olarak azalmasından yakındı.
Kavanaugh, bu durumun her iki partiden başkanları, yeni mevzuat için savunuculuk yapmak yerine "iyi niyetle" mevcut yetkilerini yürütme eylemleri yoluyla "zorlamaya" ittiğini savundu.
Kavanaugh, "Bence sebebin bu olması muhtemel" dedi.