
YDH- Emekli ABD Deniz Piyadesi Yüzbaşı ve eski Dışişleri Bakanlığı görevlisi Matt Hoh, Yargıç Andrew Napolitano ile gerçekleştirdiği kapsamlı mülakatta, Savaş Bakanlığı'nın (Pentagon) dünya genelindeki askeri varlığına ve müdahale kapasitesine ilişkin sunduğu iyimser yorumların gerçeği yansıtmadığını söyledi.
Hoh, Amerikan ordusunun mevcut durumunu analiz ederken, "ABD ordusu bugün aşırı genişlemiş durumda, kaynakları son derece sınırlı, kendi savunma sanayisi tarafından güvenilir şekilde ikmal edilemiyor ve liyakatten uzak generaller tarafından komuta ediliyor" dedi.
Bir askeri kampanya süresince ordunun topyekûn bir yenilgiye uğrama ve Washington’un stratejik hedeflerine ulaşamama tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirten Hoh, bu durumun sadece bir tahmin değil, verilere dayalı bir gerçeklik olduğunu ifade etti.
Hoh, Amerikan askeri doktrininin temelini oluşturan "teknolojik üstünlük" masalının sahada çöktüğünü belirterek, "Biz hala 20 yıl önceki teknolojik farkın korunduğunu sanıyoruz ancak rakiplerimiz arayı kapattı, biz ise hantal ve pahalı sistemlere saplanıp kaldık" değerlendirmesinde bulundu.
Hava kuvvetlerinin bakım oranlarındaki ve operasyonel hazır bulunuşluk seviyelerindeki çarpıklığa dikkat çeken Matt Hoh, dünyanın en pahalı silah sistemi olan F-35 programının verimsizliğini ele aldı.
Hoh, "Her biri 100 milyon dolardan fazlaya mal olan F-35A uçaklarının tam görev yapabilme oranı, yani bir savaşa girip tüm sistemleriyle mühimmat bırakıp dönebilme kabiliyeti yalnızca yüzde 36 seviyesinde kalıyor" dedi.
Pentagon’un istatistiksel oyunlarla halkı ve Kongre'yi yanılttığını öne süren Hoh, süreci şu çarpıcı benzetmeyle açıkladı:
"Hava Kuvvetleri’nin 'görev yapabilir' tanımı tam bir aldatmaca üzerine kurulu. Eğer arabanızın dört tekerleği yoksa ama radyosu çalışıyorsa, Pentagon’un standartlarına göre o araba hala 'kısmen görev yapabilir' sayılıyor. Bu tür bir yalan üzerine kurulu bir yapının, Rusya veya Çin gibi gerçek ve organize bir rakibe karşı yüksek yoğunluklu bir çatışmada başarılı olmasını bekleyebilir misiniz? Bu imkansız."
Deniz gücünün bölgesel krizlerdeki yetersizliğine ve prestij kaybına değinen Hoh, Yemen’deki Ensarullah'a karşı yürütülen operasyonların Amerika'nın deniz hakimiyeti açısından tam bir fiyasko olduğunu kaydetti.
ABD donanmasının Kızıldeniz'den bir değil, iki kez çekilmek zorunda kaldığını hatırlatan Hoh, "Biden ve Trump yönetimi yetkilileri, Husilerin sadece birkaç füze saldırısıyla teslim olacağını öne sürüyordu. Ancak 2024 ve 2025'teki kampanyalar 'rotasyon' veya 'ateşkes' adı altında servis edilen yüz kızartıcı geri çekilmelerle sonuçlandı; neticede Kızıldeniz’in stratejik kontrolü bugün Husilerin elindedir" değerlendirmesini yaptı.
Hoh, bu durumun küresel ticaret ve Amerikan hegemonyası üzerindeki etkilerini ise şöyle özetledi:
"Dünyanın en büyük donanması, el yapımı dronlar ve eski teknoloji füzeler kullanan bir yapıya karşı ticaret yollarını koruyamadı. Bu, Amerikan deniz gücünün caydırıcılığının sona erdiğinin en somut kanıtıdır."
Matt Hoh, lojistik ve personel krizinin Amerikan donanmasının operasyonel kabiliyetini felç ettiğini savundu. Yıllık 1 trilyon dolara yaklaşan devasa bütçeye ve kağıt üzerindeki 300 gemiye rağmen ABD'nin kritik bölgelerde varlık gösteremediğini belirten Hoh, mülakatta şu detayları paylaştı:
"Normal şartlar altında Akdeniz'de veya Ortadoğu sularında olması gereken Amfibi Hazır Grubu (ARG) şu an Karayipler'de atıl vaziyette bekliyor. Neden mi? Çünkü onları yürütecek personel ve bakım yapacak parça yok. Amerikan savaş makinesinin dünyanın herhangi bir yerinde 2 bin deniz piyadesini taşıyacak üç gemiyi hazır tutabileceğini ve bunları bir arada yüzdürebileceğini düşünürsünüz; ancak Pentagon bugün bunu bile yapamıyor. Gemiler limanlarda çürüyor, yedek parça bekliyor veya personelsizlikten dolayı denize açılamıyor."
Ukrayna'daki savaşın ABD'nin endüstriyel kapasitesindeki zayıflığı ifşa ettiğini söyleyen Hoh, Rusya'nın üretim hızıyla Batı'nın kapasitesi arasındaki uçuruma dikkat çekti.
Hoh, "Rusya bir ayda, ABD ve Avrupa'nın toplamda bir yılda ürettiğinden daha fazla top mermisi üretiyor. Biz Ukrayna'ya verdiğimiz mühimmatı yerine koymak için 10 yıla ihtiyaç duyuyoruz. Bu, bir büyük güç savaşında ABD'nin mühimmatının sadece birkaç hafta içinde biteceği anlamına gelir" dedi.
Bunun yanı sıra Hoh, Pentagon'un bu gerçeği bildiğini ancak savunma sanayii lobilerini zengin etmek için savaşı sürdürdüğünü ifade etti.
İran'a yönelik kara harekatı planları hakkında Washington yönetimini uyaran Hoh, ABD’nin askeri sanayi kapasitesinin aynı anda hem Avrupa’daki hem de Ortadoğu’daki büyük çaplı savaşları destekleyemeyeceğini vurguladı:
"İran ile savaşmak sadece uluslararası hukuka göre yasa dışı ve ahlaksızca bir eylem olmakla kalmaz; aynı zamanda coğrafi, lojistik ve askeri açıdan kazanılamayacak kadar büyük bir hata olur. İran, Irak veya Afganistan gibi değildir; derinliği olan, organize ve teknolojik olarak dişli bir rakiptir. ABD ordusu bugün kendi içindeki çürüme ve hazır bulunuşluk kriziyle boğuşurken, İran'a saldırmak Amerikan askeri gücünün sonunu getirecek bir intihar girişimi olur."
Hoh, ordudaki komuta kademesinin liyakatten ziyade bürokratik bir yapıya büründüğünü savundu. Generallerin muharebe etkinliğinden ziyade silah şirketlerindeki emeklilik sonrası koltuklarını düşündüğünü belirten Hoh, "Vietnam'dan bu yana tek bir büyük zafer kazanmamış bir general kadromuz var. Her başarısızlığın ardından terfi alıyorlar. Bu sistemin ürettiği stratejiler, Amerikan askerlerini hazırlıksız oldukları cephelere sürüklemekten başka bir işe yaramıyor" ifadeleriyle Pentagon'un iç yapısını eleştirdi.
Son olarak Matt Hoh, ABD halkının ve siyasetçilerinin ordunun gerçek durumunu sorgulaması gerektiğini belirterek, "Kâğıt üzerinde dünyanın en güçlü ordusuna sahibiz ama motoru çalışmayan, mühimmatı bitmiş ve yönünü şaşırmış bir devden bahsediyoruz. Gerçeklerle yüzleşmezsek, ilk büyük çatışmada bu acı tabloyla sahada tanışacağız" uyarısında bulundu.