Yenilgi anlatısının çöküşü: Direniş, şuur ve meydan denklemini nasıl yeniden kurguladı?

03 Nisan 2026

"Dengelerin süratle değiştiği bir zamanda yegâne sabit şudur: Kendini sahada kabul ettiren, oyunun kurallarını şuurda da yeniden yazandır."

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Ali Haydar, Lübnan direnişinin İsrail ile olan son mücadelesini sadece askeri bir başarı olarak değil, psikolojik ve ontolojik bir kırılma noktası olarak analiz ediyor. Haydar, direnişin maruz kaldığı "zayıflık" ve "gerileme" anlatılarının bizzat sahada sergilenen performansla çöktüğünü, bu durumun düşmandan müttefike kadar tüm tarafların "direniş algısını" kökten değiştirdiğini vurguluyor.

Bütün savaşlar neticeleri itibarıyla birbirine müsavi değildir. Bazıları çatışma haritalarında sadece mevzi kaymalarla nihayete ererken, bazıları çok daha derin bir unsuru, yani çatışmanın yapısını ve o çatışmanın kavranış biçimini kökten değiştirir.

Direnişin, İsrail-Amerika'nın savaşı karşısında yürüttüğü "el-Asfu’l-Me’kul"1]" muharebesinin aşikâr kıldığı gerçek; basit bir ateş gücü dengesine veya zayiat çetelesine indirgenemez.

Bilakis bu, hem idrak hem de saha düzeyinde gerçekleşen, direniş ile işgalci İsrail arasındaki çatışmaya hükmeden denklemi yeniden kurgulayan çift taraflı bir dönüşümdür.

Savaş, direniş hasımlarının bir önceki harbin aldığı ağır darbeleri istismar ederek mutlak bir doğru gibi dayatmaya çalıştığı bir anlatıyla başladı: Hizbullah geri çekiliyor, sosyal tabanı bitap düşmüş ve inisiyatif alma kabiliyeti aşınmış...

Bu anlatı sadece bir betimlemeden ibaret değildi; bizzat meydandan önce psikolojik bir yenilgi üretmeyi hedefleyen muharebenin bir parçasıydı. Lakin fiiliyatta yaşananlar, bizzat sahanın bu rivayeti çürütmesiyle sonuçlandı. Bu, mukabil bir söylemle değil; tüm tarafları kapsamlı bir yeniden okuma yapmaya icbar eden somut bir performansla gerçekleşti.

Direnişin gerçekleştirdiği bu dönüşüm, sadece “yenilgi” anlatısını yıkmakla kalmamış, aynı zamanda tüm aktörlerin -düşman liderleri, direniş hasımları, müttefikler ve hatta iç kamuoyu- şuuruna ve öngörülerine doğrudan akseden yeni bir saha gerçekliği üretmiştir. Yaşananların ehemmiyeti de buradadır: Artık mesele direnişin “imajı” değil, hesapların yeniden şekillenmesindeki fiili tesiridir.

Düşman cephesinde bu dönüşümün emareleri vazıh bir şekilde belirmeye başladı. Operasyonların kapsamını genişletme taraftarı olan askeri müessese, kendisini ihtiyatı ve yeniden değerlendirmeyi dayatan bir saha gerçekliğinin önünde buldu.

Bu durum, sürdürülebilirlik ve intibak kabiliyetine sahip bir tarafla girilen mücadelenin, seyri kolayca kontrol edilebilecek bir "tur[2]" olmadığı idrakinden kaynaklanıyor. Zira hasım, süratle diz çöktürülemez bir mahiyete büründüğünde, bir hedef olmaktan çıkıp bir muammaya[3] dönüşür.

Bu, direniş için başlı başına stratejik bir başarıdır; çünkü direniş sadece baskılara göğüs germekle yetinmemiş, hâlâ pek çok seçenek ve senaryoya açık bir muharebenin içinde olduğumuzu ihmal etmeksizin, endişe yükünün bir kısmını karşı tarafa nakletmeyi başarmıştır.

Lübnan dâhilindeki direniş hasımları ise daha farklı bir çıkmazla yüzleşti. Partinin artık bir yük haline geldiği ve kudretini yitirdiği üzerine bina edilen anlatı, en inatçı münkirlerin bile reddedemeyeceği vakıalarla çarpıştı. Çatışmanın her geçen günüyle birlikte, halkın müşahede ettikleriyle tenaküze düşmeden bu söylemi sürdürme kabiliyeti zayıfladı.

Burada sessiz fakat derin bir dönüşüm vuku buldu: Direnişin rolünü inkâr etme çabasından, onun artık göz ardı edilemez bir aktör olduğunu zımnen itiraf etme mecburiyetine geçildi.

Buna mukabil, direnişin müttefikleri ve toplumsal tabanı sadece bir metanet mesajı değil, bir muktedirlik mesajı aldı. Zira direnen bir güç ile kendi ritmini dayatan bir güç arasında muazzam bir fark vardır.

Bu mücadele şunu gösterdi: Parti, pasif bir müdafaa konumunda değil, zamanlamayı seçmek, çalışma yöntemini uyarlamak ve birikmiş tecrübelerden istifade etmek de dâhil olmak üzere muharebeyi kendi hesaplarına göre idare etme mevkiindedir. Bu durum, performansın gerçekçi bir okumasına dayanan toplumsal güveni pekiştirmiştir.

Burada hayati bir nokta tebarüz ediyor: Direnişin hakiki başarısı sadece hayatta kalma becerisiyle değil, başkalarının ona karşı tutum ve davranışlarını değiştirme kudretiyle ölçülür.

Düşman, varsayımlarının tam zıddı bir gerçeklikle karşılaştı; rasyonel okuma yetisinden mahrum hasımları bir kenara bırakırsak, müttefiklerin itimadı arttı ve halkın, saha baskılarının ve psikolojik yıldırma operasyonlarının en yoğun olduğu demlerde bile vazgeçmediği tercihlerine olan inancı perçinlendi.

İşte derin dönüşüm budur: Direnişin “tartışma konusu” olmaktan çıkıp, her türlü siyasi ve askeri öngörüde "sabit bir veri[4]" haline gelmesi.

Bu tahavvül[5] bir boşluktan doğmamış, aksine öğrenme ve intibak kabiliyetini bir kez daha ispat eden birikimli bir yapının neticesi olarak tezahür etmiştir.

Direniş bu savaşa kendisinin bir kopyası olarak girmemiş; tecrübe biriktiren, gedikleri kapatan ve baskıyı performansı yeniden organize etmek için bir fırsata dönüştüren bir güç olarak girmiştir.

Karmaşık şartlar altında, bütünlüğünü veya karar netliğini kaybetmeden faaliyet gösterebilme kabiliyetinin izahı da budur.

Buna paralel olarak savaş, diplomatik unsurlar güç unsurlarından tecrit edildiğinde Lübnan diplomasisine bel bağlamanın sınırlarını da ifşa etti. Somut başarılar elde edemeyen diplomasi adeta bir boşlukta hareket ederken, saha “mümkün olanın” sınırlarını yeniden çiziyordu.

Burada açık bir paradoks ortaya çıktı: Mücerret siyasi seçeneğin tesiri azaldıkça, direnişin bir slogan olarak değil, ulusal bir rol olarak varlığı arttı.

Bu çatışmada yaşananlar, bu tür mücadelelerin temel bir hakikatini hatırlatıyor: Güç, sadece sahip olduklarınız değil, başkalarının şuuruna dayattıklarınızdır. Bir taraf hem hasımlarının hem de müttefiklerinin düşünme biçimini değiştirmeyi başardığında, doğrudan sahanın sınırlarını aşan bir başarı elde etmiş demektir.

Netice itibarıyla bu harp, sadece direnişin kabiliyetleri için bir imtihan değil, denklemi yeniden şekillendirme kudretinin bir testiydi.

Vakıalar gösterdi ki dönüşüm sadece idrakte değil, idraki de yeniden kurgulayan sahadadır. Bu iki seviye arasında şu hakikat perçinlenmiştir: Direniş, çatışma denkleminde merkezi bir oyuncu olmaya devam etmektedir ve Lübnan ile bölgenin geleceğine dair hiçbir okuma onu es geçemez.

Dengelerin süratle değiştiği bir zamanda yegâne sabit şudur: Kendini sahada kabul ettiren, oyunun kurallarını şuurda da yeniden yazandır.


[1] El-Asfu’l-Me’kul: Orijinal: العصف المأكول: Kökü ‘-s-f (sert rüzgâr, sap, saman) ve e-k-l (yemek) olan bu tamlama, Kuran-ı Kerim'in Fil Suresi 5. ayetinde geçer. "Yenilmiş ekin yaprağı/sapı" anlamına gelir. Ebrehe’nin fil ordusunun Ebabil kuşları tarafından nasıl helak edildiğini anlatan bu ifade, İslam askeri literatüründe "mutlak imha ve koruma" sembolüdür. Direnişin bu ismi operasyona vermesi, düşmanın teknolojik üstünlüğüne karşı ilahi bir yardıma ve mutlak bir dağıtmaya atıftır. (ç.n.)

[2] Tur (Cevle): Orijinal: جولة: c-v-l kökünden gelir; dolaşmak, dönmek anlamındadır. Askeri terminolojide sınırlı süreli çatışma, raund veya perde demektir. Arap siyasi analizlerinde "Cevletu'l-baatıl" (Batılın bir anlık üstünlüğü) gibi kalıplarda sıkça rastlanır. (ç.n)

[3] Muamma (Ma’dile): Orijinal: معضلة (Mu’dile): ‘-d-l kökünden türetilmiştir. Çözümü zor, içinden çıkılmaz güçlük, dilemna anlamındadır. (ç.n.)

[4] Sabit Veri (Ma’ta Sâbit): Orijinal: معطى ثابت: ‘a-t-y (vermek) kökünden "verilen/veri" anlamındaki ma’tâ ile s-b-t (yerinde durmak) kökünden sâbit kelimelerinin terkibidir. Bu ifade, direnişin artık bir "değişken" değil, siyaset ve savaş matematiğinde hesaba katılması zorunlu bir "aksiyom" haline geldiğini anlatır. (ç.n.)

[5] Tahavvül (Dönüşüm): Orijinal: التحول: h-v-l kökünden tefa’ul babında. Bir halden başka bir hale köklü geçişi ifade eder. (ç.n.)

Çeviri: YDH