
YDH - Yargıç Andrew Napolitano'nun "Judging Freedom" programına konuk olan Albay Lawrence Wilkerson, güne İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi dinleyerek başladığını belirtti. Napolitano'nun, "Başkan Trump dün gece sizi İran'ı işgal etme kararının hikmetine ikna edebildi mi?" sorusuna Wilkerson, "Hiç de bile. Onu dinlemedim bile. Sabah saat 04.00'te bir arkadaşımdan özet aldım. Sonra Dışişleri Bakanı Arakçi'yi açtım ve yaklaşık 45 dakika boyunca seçkin bir dille Donald Trump'ın neden bir aptal olduğunu açıklamasını dinledim" yanıtını verdi.
Trump'ın savaş gerekçesi oluşturup oluşturamadığı konusundaki soruya ise Wilkerson şu karşılığı verdi:
"Hayır, hiç sanmıyorum. Çaresizce denedi. İran'ı terörün devlet sponsoru ilan etmek dahil dünyadaki her şeyi ona atfetti; ki İran kesinlikle böyle bir devlet değil. Aslında, son yarım yüzyılda bir zamanda terör örgütlerine sponsorluk yapmış devletler arasında İran en altta yer alırdı. Bu arada İsrail listenin en başında, ABD de hemen yanında yer alırdı. Ve bunu yaparken bizzat Bush yönetiminde bizim icat ettiğimiz terörizm tanımını kullanıyorum."
Albay Wilkerson, Trump'ın söylemlerinin etkisizliğine dikkat çekerek, "Söylediği şeylerin çoğunu daha önce de söylemişti. Bunlar eskiden olduğu gibi şimdi de işe yaramaz ifadeler. Pek çok açıdan merak uyandırıcılar çünkü daha önce başka bir yayında da açıkladığım gibi, gerçekleşen ya da gerçekleşmeyen askeri hareketlilikleri biliyoruz" dedi.
Harekâtın askeri boyutunu eleştiren Lawrence Wilkerson, ortada tutarlı bir operasyonel plan olmadığını dile getirdi.
Wilkerson, "Gerald R. Ford uçak gemisinin Norfolk'a geri çekilmesini ve benzeri olayları biliyoruz. Şaşkınız çünkü yürütülen tutarlı bir askeri operasyon görmüyoruz. Gördüğümüz şey kaos" ifadelerini kullandı.
Kaosa örnek olarak Bahreyn'deki durumu gösteren Wilkerson, Marco Rubio ve Pete Hegseth'e yönelik sert eleştirilerde bulundu:
"Bahreyn vurulduğunda ve Fars Körfezi'ndeki önemli devlet güçleri arasından fiilen silindiğinde, insanlarımızı o kadar hızlı tahliye ettik ki yanlarına sadece küçük birer el çantası alabildiler. Yargıç, bu 2 bin kişiden 2 bini de Norfolk'a indi ve onlara donanma değil, Norfolk, Salem ve Chesapeake vatandaşları bakıyor. Çünkü donanmanın onlara ayıracak yeri yok. Onlar için bir yerleri yok. Geri gelmeleri planlanmamıştı. Bu kaosun tüm askeri kompleks boyunca devam ettiğinden şüpheleniyorum ve biz sadece duymuyoruz. Bu insanlar dışarı çıkmak zorundaydı; çıkmasalar öleceklerdi. Çıkmak zorundaydılar ve onlara hiçbir ön uyarı verilmedi."
Yargıç Napolitano, eski Donanma Bakanı James Webb'in oğlu Jimmy Webb'in, dünyanın en büyük ve en pahalı uçak gemisi Gerald R. Ford'un, canına tak eden donanma personeli tarafından sabote edildiğine dair sözlerini hatırlattı.
Wilkerson buna, "Hiç şaşırmadım. Demek istediğim, o kadar büyük bir gemideki denizcileri kızdırmak istemezsiniz ki, eğer birini kaybederseniz onu bulmak için bir hafta aramanız gerekir. Bunu yapmak istemezsiniz" dedi.
Uçak gemisindeki komuta yapısına değinen Wilkerson, geminin bir deniz albayı tarafından komuta edildiğini ancak gemide bir amiralin de bulunduğunu hatırlatarak şunları söyledi:
"Onlar donanmanın en üst tabakasıdır ve bunun dünyadaki en zor işlerden biri olduğunu bilirler. Dolayısıyla o denizcilerin moralini bozan her şey işleri berbat eder. Bu vakada bunu engelleyemediler çünkü durum artık çok ileri gitmişti."
Programda Trump'ın İran'ın balistik füzeleri ve nükleer silahları hakkındaki iddialarını içeren bir klip yayınlandı. Trump görüntüde, İran'ın ABD ve Avrupa'yı vurabilecek menzile ulaştığını ve bu füzeleri imha ettiklerini ileri sürüyordu. Napolitano'nun "İstihbarat direktörünün yalanladığı bu sözlere neden inanılsın?" sorusuna Wilkerson şu yanıtı verdi:
"Güzel bir soru Yargıç. Trump'ın umurunda olduğunu sanmıyorum. Tulsi'nin (Gabbard) ya da istihbarat camiasındaki herhangi birinin ne dediğini umursamadığını daha önce belli etmişti. Ancak bu yalanları bir inceleyelim; bunlar apaçık yalanlar. Örneğin Kore'ye bakalım. Kuzey Kore, Pyongyang; en azından bize söyledikleri 2002'den beri nükleer silahlara sahipler. Savaş başlıkları var, bunları füzelerle eşleştirebilirler ve Kaliforniya'yı kesinlikle vurabilirler. Şimdi Washington DC'yi de muhtemelen vurabileceklerini düşünüyoruz. Kimse onlardan bahsediyor mu? Neden onlar hakkında endişelenmiyoruz? Onların dünyadaki diğer tüm devletlerden daha fazla bir 'suç devleti' olduğunu söylerdim. Neden endişeli değiliz? Çünkü biliyorlar ki bize bir füze fırlatırlarsa Pyongyang ve yarımadanın Kuzey Kore kısmı haritadan silinir. Buna caydırıcılık denir. Yaklaşık 70 yıl boyunca bununla yaşadık. İran'ın bu tür füzelere sahip olduğu doğru olsa bile caydırıcılık neden işe yaramasın? Ve bu arada Donald, eğer hepsini yok ettiysen, nasıl oldu da bir dizi füze az önce İsrail'i vurdu ve İsrail'in canına okudu?"
Napolitano'nun "Çünkü Trump Netanyahu'yu dinliyor, kendi profesyonellerini değil" tespiti üzerine Wilkerson, "Kesinlikle öyle. Ve giderek artan bir şekilde Hegseth'in, 'Sith Lordu'nun Darth Vader'ı olduğunu düşünüyorum" dedi.
Savaş Bakanı Pete Hegseth'in başkalarının ölümü için dua etmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Wilkerson, "Vietnam'dayken askerlerin (dönemin ABD Savaş Bakanı Robert) McNamara hakkında nasıl iğrenç bir dille konuştuklarını duymuştum; bu zaman zaman bir moral sorunuydu. Şimdi Pete hakkında da aynı şekilde konuşuyorlar" değerlendirmesini yaptı.
Wilkerson, Körfez bölgesindeki ABD askeri varlığının tarihsel hatalarına değindi. Saddam Hüseyin devrildikten sonra ABD'nin bölgede bir "dengeleyici" olma rolünü üstlenmesinin hata olduğunu belirten Wilkerson, "Powell da ben de başlangıçta buna şiddetle karşıydık. Eğer İran'ı Körfez'deki çıkarlarımıza aykırı, düşmanca bir güç olarak göreceksek -ki Kongre İran ve Irak'ı Özgürleştirme Yasası'nı geçirmişti- o zaman dengeleyici biz olmalıydık. Bu yüzden bölgeye, 5. Filo için Bahreyn gibi limanlara fiilen kuvvet akıtmaya başladık. Benim nazarımda bu devasa bir hataydı. Bence dengeyi kendi haline bırakmalıydık ve ağırlığımızı koymamız gereken durumlar için kuvvetlerimizi kıyı açıklarında tutmalıydık. Karaya ayak bastığımızda bölgedeki tüm varlığımızı yozlaştırdık. Ve şimdi bunun bedelini ağır bir şekilde ödüyoruz" dedi.
Sahadaki hazırlıksızlığa tekrar vurgu yapan Wilkerson, askerlerin Virginia'da vatandaşların yardımına muhtaç kalmasını sert bir dille eleştirdi:
"Donanmanın, gemilerde veya denizaşırı ülkelerde olması gereken birlikleri karada barındıracak tesisleri yok. Bu yüzden bu insanlara Virginia'daki vatandaşlar bakıyor."
Wilkerson, İran'ın stratejik zekasını ise şu sözlerle övüp Trump'ı eleştirdi:
"Şu an olup bitenlerde tutarlı bir plan göremiyorum. Emekli askeri camiada bunu çok konuşuyoruz. Bunların hepsi 'şaşırtma hamlesi' (feinting) gibi görünüyor. Üstelik gerçekten yeteneksizce bir şaşırtma hamlesi; çünkü İranlılar aptal olmadıklarını defalarca kanıtladılar. Oldukça zekiler, hatta bazı durumlarda çok zekiler. Trump'ın özel temsilcisi Witkoff'un tek bir İranlıyla bile konuşmadığını biliyorum; aracılarla, bazen üçüncü dördüncü seviye aracılarla konuşuyor ve Trump'a Amerikan halkının önünde saçma sapan bir kabine brifingi veriyor. Arakçi, İran'ın bu çatışmayı, özellikle de İsrail'e karşı durdurması için gereken şartlar konusunda çok netti. Ve dünyada bu şartların ne Tel Aviv ne de Washington'daki mevcut rejimler tarafından karşılanmasının imkanı yok. Bu da bir iç çatışmamız olduğu anlamına geliyor."
Ekonomik risklere de değinen Wilkerson, "Neye bakıyoruz? WTI ve Brent ham petrol için varil başına 200 dolara bakıyoruz. Tamamen istikrarsızlaşmış bir dünya ekonomisine bakıyoruz. Ve Trump, kendi petrolümüz olduğu için Hürmüz Boğazı'nın bizim için önemli olmadığından bahsediyor. Size bir haberim var Sayın Başkan: Hürmüz Boğazı dünyanın yüzde 60'ı için çok önemlidir ve o yüzde 60'a ne kadar bağımlı olduğunuzu yakında anlayacaksınız. Devam edin bakalım" dedi.
Program sırasında İran'ın Bahreyn'deki Amazon veri merkezini vurduğuna dair bir haberin düşmesi üzerine Wilkerson, bunun İran'ın "ikinci kademe" hedef listesinde yer aldığını açıkladı.
"Bu gerçekten kötü bir haber" diyen Wilkerson durumu şöyle detaylandırdı:
"Açıklayayım; yıkıcı bir doğrulukla vurulan birinci kademe hedef listesi, İranlıların seçtiği ve temelde ABD hedefleri olan yerlerdi. Suudi Arabistan'da olabilirlerdi ve oradaki tesislere ikincil hasarlar vermiş olabilirlerdi. Bahreyn'deydiler, örneğin Körfez'deki en büyük rafineriyi yok ettiler ama aslında 5. Filo karargahını vuruyorlardı ve bunu yapmaları gerektiğini biliyorlardı. Bu, son derece iyi yaptıkları birinci kademe. İkinci kademe ise ekonomik hedeflerdir; bunlar Suudilere, Emirliklere ve diğerlerine ait bölgesel hedeflerdir. Eğer diğerlerini vurdukları hassasiyetle bunları da vururlarsa yıkıcı olur, çünkü dünyayı küresel bir depresyona sürüklerler."
Wilkerson, Profesör John Mearsheimer'ın, Trump ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun bir gün savaş suçlarından asılabileceğine dair görüşlerine katıldığını belirtti.
Mearsheimer'ın videosunu yorumlayan Wilkerson, "John kesinlikle haklı. Daha fazla zamanı olsaydı bu doğrultuda çok daha fazla kanıt sunabilirdi. Evet, adaylar. Bu hiç gerçekleşecek mi? Mao Zedong'un dediği gibi, uluslararası hukuk silahın namlusundan çıkar. Bizim bir silahımız var. Artık en büyüğü değil gerçi ama endişelenmeliyiz. Endişelenmeliyiz çünkü şüpheleniyorum ki bir gün dünyanın adalet barosunun önüne çıkarılacağız; bu Trump mı olur, Hegseth mi olur yoksa buradaki ekip mi olur bilemem. İnsan onların olmasını umuyor. Ancak yolun sonunda bir hesap verebilirlik olmalı. Aksi takdirde tamamen kaotik bir dünyaya doğru yarışıyoruz demektir" dedi.
Napolitano'nun İsrail Başbakanı'nın tehlikeliliği üzerine sorusu üzerine Wilkerson, Netanyahu'nun çaresiz kaldığında çok tehlikeli olacağını vurguladı.
Knesset'te sadece Filistinliler için idam cezasını öngören yasa oylamasından sonra şampanya kadehleri kaldırıldığını belirten Wilkerson, Bakan Ben Gvir için de şunları söyledi:
"O adam (Ben Gvir), her şeyden önce mahkeme önüne çıkarılması gereken adamdır. İsrail mahkemeleri tarafından terörizmden ve suçlu olmaktan mahkum edilmiş, hapse girecekken hatta belki yatmış -hatırlamıyorum- bir adamdı. Netanyahu onu kurtardı, yukarı çıkardı ve güvenlik şefi yaptı. Bu inanılmaz bir şey."
Wilkerson, Netanyahu'nun kayıpları sakladığını da söyledi:
"İki gün önce füze ateşinden hastaneye yatanların istatistiklerine baktım: 5 bin 917. Sonra Haaretz'de bu rakamı doğrulayan bir pasaj buldum. Netanyahu hemen 'Sadece 117 kişi hastanede kaldı, gerisi eve gitti' diye tepki verdi. Sormak istedim; kolsuz bacaksız mı eve gittiler yoksa neyle? Çünkü bombardıman nedeniyle hastanelerde çok sayıda İsrailli var. Ve unutmayın ki zamanın yüzde 99'unu yeraltındaki çok sağlam sığınaklarda geçiriyorlar."
ABD'nin kendi askeri kayıplarına ilişkin verileri de gizlediğini belirten Lawrence Wilkerson, "McGregor haklıydı. Donanma subayları tek bir savaşta 78 bin kayıp verdiklerini söylemeyi sevmezler. Sanırım şu an sayıları gizliyoruz; muhtemelen birkaç yüz, belki 400 civarı bir rakamdayız. Bunların ne kadarı gerçekten ciddi, ne kadarı altı hafta içinde savaş alanına dönecek durumda bilmiyorum" ifadesini kullandı.
Wilkerson, Almanya'daki Landstuhl Hastanesi'nin sivil girişlere kapatıldığını ve büyük bir zayiat akışı beklendiğini belirterek, "Zayiat sayımı artacak. Prince Sultan Üssü'nde vurulan AWACS uçaklarının görüntülerini izlerken patlama topunun içinde kalan birkaç kişi gördüm. Bunlar Suudi bakım mürettebatı da olabilir ama şüpheleniyorum ki zarar gören Amerikalılar var ve biz sadece bunu bilmiyoruz, saklıyorlar" diye ekledi.
Programın sonunda Trump'ın İran'daki büyük bir sivil köprünün yıkılmasıyla övündüğü paylaşımı eleştirildi. Wilkerson, Trump'a doğrudan hitap ederek, "Donald, o köprüyü sen yeniden inşa edeceksin. Bu beladan mantıklı ve sağlam bir şekilde çıkmanın tek yolu savaş tazminatı ödemektir. Ve eminim o köprü, İranlılar için taşıdığı anlam ve mühendislik başarısı bir yana, tamamen sivil trafik içindi. Hiçbir askeri önemi yoktu. O köprüyü ve her şeyi yeniden inşa edeceksin" diye ekledi.