Bahreyn'de savaş bahanesiyle muhalefete işkence kıskacı

03 Nisan 2026

İran'a dayatılan savaşın tetiklediği bölgesel gerilim, Bahreyn’deki iç muhalefete yönelik sistematik baskıların yeni ve daha sert bir aşamaya geçmesine neden oldu.

YDH- Bölgesel çatışmaların gölgesindeki Bahreyn’de, hükümetin muhalif seslere yönelik uyguladığı baskı operasyonları yeni bir boyuta ulaştı.

Associated Press'in raporuna göre, İran ile devam eden savaşın yarattığı istikrarsızlık ortamında, yetkililer muhalif unsurları etkisiz hale getirmek amacıyla sert yöntemlere başvuruyor.

Bu sürecin en somut ve trajik örneği olarak, gözaltına alınan vatandaş Muhammed el-Musavi’nin şüpheli ölümü gösteriliyor.

Geçtiğimiz ay Bahreyn’in İran kaynaklı füze saldırılarına hedef olduğu sırada gözaltına alınan Muhammed el-Musavi’nin ailesi, birkaç gün sonra askeri hastaneye cesedini almak üzere çağrıldı.

Aile üyeleri ve görgü tanıkları, Musavi’nin vücudunda ağır darp izleri, sigara yanıkları ve elektrik verilmesine bağlı olduğu düşünülen ağır yaralar bulunduğunu ifade etti.

Adli tıp uzmanları, fotoğraflara yansıyan bulguların sistematik işkenceyle örtüştüğünü teyit ederken, resmi ölüm belgesinde ölüm nedeni "kalp krizi" olarak kaydedildi.

Ailesi ise 32 yaşındaki Musavi’nin bilinen hiçbir kronik hastalığı olmadığını vurguluyor.

Musavi, ailesi tarafından reddedilen "İran lehine casusluk" suçlamasıyla tutuklanmıştı.

Daha önce "kundakçılık ve terör örgütü üyeliği" gibi suçlamalarla 11 yıl hapis yatan Musavi, 2024 yılında kraliyet affıyla serbest bırakılmıştı.

Yakınları, onun yeniden hayata tutunmaya çalıştığını ve iş kurmak için para biriktirdiğini belirtiyor.

Ancak 19 Mart’ta cami çıkışı ortadan kaybolan Musavi’nin ölümü, ülkedeki güvenlik bürokrasisinin yetki sınırlarını yeniden tartışmaya açtı.

2011'deki reformlarla tutuklama yetkisi elinden alınan Ulusal Güvenlik Ajansı’na, baskıların yoğunlaştığı 2017 yılında bu yetkilerin iade edilmiş olması dikkat çekiyor.

İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a yönelik operasyon başlatması, Bahreyn’deki baskı mekanizmasını hızlandırdı.

Savaşın başından bu yana, aralarında göçmen işçilerin de bulunduğu en az 41 kişi, çatışma görüntüsü paylaşmak veya muhalif semboller kullanmak gerekçesiyle tutuklandı.

Bazı zanlıların, idam cezasına kadar varabilecek "vatana ihanet" suçlamasıyla yargılandığı bildiriliyor.

Özellikle ABD Büyükelçiliği önündeki barışçıl protestolara katılan ve sosyal medyada dini içerikli paylaşımlar yapan gençlerin, sivil polisler tarafından plakasız araçlarla alıkonulması, ülkedeki güvenlik ikliminin sertleştiğini gösteriyor.

İnsan hakları savunucuları, devletin savaş anlatısına aykırı her türlü sesin susturulmak istendiğini ve yargı sürecinin bir cezalandırma aracına dönüştürüldüğünü savunuyor.