
YDH - Judging Freedom programının özel cumartesi yayınında Yargıç Andrew Napolitano'nun sorularını yanıtlayan eski CIA yetkilisi Larry Johnson, küresel askeri dengelerden yerel bir suikast soruşturmasına uzanan çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Mülakatta Johnson, ABD'nin İran hava sahasındaki kayıplarının boyutunu ve siyasi yorumcu Charlie Kirk cinayetindeki karanlık noktaları ele aldı.
Johnson, mülakatın başında ABD hükümetinin ilan edilmemiş savaşlara ve saldırganlık olarak nitelendirdiği "önleyici savaş" konseptine alışılmasının trajik bir durum olduğunu ifade etti.
Jefferson'ın "en az yöneten hükümet en iyisidir" ilkesine atıfta bulunan Johnson, özgürlük mücadelesinin mevcut durumdaki risklerine dikkat çekti.
ABD Başkanı Donald Trump'ın "İran hava sahasının yüzde 100 kontrol altında olduğu" yönündeki açıklamalarını değerlendiren Larry Johnson, sahadaki gerçeklerin bu söylemle uyuşmadığını belirtti.
Johnson, "Hava üstünlüğüne sahip olduğunuzu iddia etmek bir şeydir, ancak bu iddiayı mutlaklaştırmak yanlıştır. Sabit ve döner kanatlı uçakları havaya kaldırma konusunda baskın olabiliriz, fakat İran'ın uçaksavar teçhizatının ve radar sistemlerinin tamamen imha edildiği tezi gerçeği yansıtmıyor" dedi.
Cuma sabahı İran'da bir F-15E savaş uçağının düşürüldüğünü kaydeden Johnson, pilotun kurtarıldığını ancak uçaktaki silah sistem subayının (WSO) hala kayıp olduğunu bildirdi.
Johnson, bu subayın esir düşmüş olabileceği veya kurtarılmayı beklerken kaçış ve kurtulma prosedürlerini uyguluyor olabileceğini ifade etti. Kayıpların bununla sınırlı olmadığını vurgulayan eski CIA yetkilisi, A-10 Thunderbolt (Warthog) tipi bir uçağın düşürülerek Fars Körfezi'ne çakıldığını, iki Pavehawk helikopterinden birinin Irak'a zorunlu iniş yaptığını, diğerinin ise hasarlı olarak üsse döndüğünü aktardı.
Ayrıca bir KC-135 yakıt ikmal uçağının acil durum ilan ederek İsrail'deki üssüne dönmek zorunda kaldığını ekleyen Johnson, "Hava Kuvvetleri için oldukça kötü bir gündü" değerlendirmesini yaptı.
İran'ın savunma kabiliyetlerini hala koruduğunu belirten Johnson, "IR-SA-7" olarak adlandırılan ve havada süzülerek hedef bekleyebilen füzelerin kullanıldığını bildirdi.
Bu füzelerin ABD uçaklarının operasyon irtifasına çıkamasa da uçakların alçalması durumunda hedef haline geldiğini kaydeden Johnson, "İsrail ve ABD'nin İran hava savunmasını tamamen sildiği fikri doğru değildir. Daha fazla ABD pilotunun hayatını kaybetmesi, kaza yapması veya esir alınması potansiyeli mevcuttur. Bu durum, Trump'ın 'her şey kontrol altında' anlatısıyla taban tabana zıttır" ifadelerini kullandı.
Mülakatta ayrıca Savunma Bakanı'nın ordunun genelkurmay başkanını görevden alması konusu da gündeme geldi. Johnson, bu kararın İran operasyonlarına yönelik bir protestodan ziyade, görevden alınan ismin "siyasi partizan" olarak tanınmasıyla ilgili olabileceğini belirtti.
Askeri yapıya siyasetin karıştırılmasının tehlikeli bir karışım olduğunu vurgulayan Johnson, genelkurmay başkanının Fars Körfezi'ndeki taktiksel kararlarda rolü olmadığını, görevinin orduyu modernize etmekle sınırlı olduğunu hatırlattı.
Mülakatın odak noktası, siyasi figür Charlie Kirk'ün Utah eyaletinde uğradığı suikast ve bu süreçte federal hükümetin takındığı tutum oldu.
Cinayetin bir eyalet suçu olduğunu hatırlatan Johnson, FBI'ın olay anından itibaren sürece dahil olmasını "anormal" olarak nitelendirdi.
Kirk'ün hastaneye kaldırıldığı ilk saatlerde iki FBI ajanının ameliyathane kapısında bekleyerek müdahale eden doktora engel olduklarına dair raporlar olduğunu söyleyen Johnson, "Bu durum 22 Kasım 1963'teki Parkland Hastanesi'ni hatırlatıyor. Kirk bir federal görevli değildi, bu olay sıradan bir cinayet gibi değerlendirilmeliydi. FBI'ın bir saat içinde olay yerinde olması, bir şeyleri bildiklerini gösteriyor" dedi.
Direktör Kash Patel'in olaydan hemen sonra "Katili yakaladık" deyip ardından "Yanlış kişiymiş" şeklinde düzeltme yapmasını da eleştiren Johnson, yerel polisin yardım talebi olmadan federal birimlerin devreye girmesinin büyük bir "kırmızı bayrak" olduğunu vurguladı.
Johnson, mülakatta 30-06 kalibre bir mermiyi göstererek teknik detaylar paylaştı. Silahların namlu içindeki yiv ve setlerin her tüfek için parmak izi kadar özgün olduğunu belirten Johnson, Alkol, Tütün, Ateşli Silahlar ve Patlayıcılar Bürosu'nun (ATF) son bulgularına dikkat çekti:
"ATF, ele geçirilen mermi çekirdeği ile olay yerinde bulunan tüfeği eşleştiremedi. Mermi üzerindeki izler silahla uyuşmuyor. Bu, zanlının o atışı yaptığını kanıtlamayı imkansız kılıyor."
Resmi anlatıda yer alan 140 yardalık (yaklaşık 128 metre) atışın eski model bir tüfek ve ucuz bir dürbünle yapılmasının profesyonel açıdan şüpheli olduğunu belirten Johnson, "Bu büyüklükteki bir mermi yumuşak bir doku olan boyuna isabet etseydi, kurbanın başını gövdesinden ayıracak bir güç üretirdi. Merminin kurbanın vücudunda fragmana ayrılması fiziksel olarak mantıksızdır" dedi.
Ayrıca zanlı Tyler Robinson'ın olay yerindeki binaya daha önce hiç gitmediğinin rapor edildiğini hatırlatan Johnson, keşif ve planlama yapılmadan böyle bir atışın gerçekleştirilemeyeceğini, olayın arkasında profesyonel bir elin olduğunu düşündüğünü ifade etti.
Cinayetin ardındaki olası siyasi nedenlere değinen Johnson, Charlie Kirk'ün son aylarda Turning Point USA (TPUSA) kuruluşunu İsrail'e verilen "şartsız" destekten ayırma kararı aldığını belirtti.
Johnson, "Kirk, Trump'ı 12 günlük savaş sırasında geri adım atmaya ikna etmede kritik rol oynamıştı. Cinayetten iki gün önce Long Island'da önde gelen Siyonist milyarderlerin katıldığı bir toplantı yapılmıştı. Kirk'ün, kuruluşunun bir propaganda aygıtı haline getirilmesi karşılığında teklif edilen büyük paraları reddettiği bildiriliyor" dedi.
Johnson, Joe Kent'in bu süreçteki rolüne de dikkat çekerek, Kent'in FBI tarafından engellendiğini ve delillere erişiminin kısıtlandığını ifade etti.
Kent'in savunma tanığı olarak ifade vermeye hazır olduğunu belirten Johnson, "FBI'ın o gün orada olması hala cevaplanmamış bir sorudur. Bu olay profesyonel bir suikasttır ve Tyler Robinson'ın bu işi tek başına yaptığı hikayesi gerçeklerle bağdaşmıyor" diyerek sözlerini tamamladı.