
YDH - Amerika Birleşik Devletleri (ABD) istihbarat camiası ve güvenlik uzmanları, 2005 yılında partiler üstü bir komisyonun Irak'ın kitle imha silahları hakkındaki "İstihbarat topluluğu savaş öncesi yargılarında tamamen yanılmıştı" şeklindeki tespitinin aksine, İran konusundaki mevcut verilerin isabetli olduğunu belirtiyor.
2005 tarihli komisyon raporunda, Saddam Hüseyin'in biyolojik silahlar ve nükleer programa sahip olduğu yönündeki yanıltıcı bilgilerin sekiz yıllık bir işgale zemin hazırladığı kaydedilerek, "Savaş bittiğinde bunların tek bir parçası bile doğrulanamadı; bu büyük bir istihbarat başarısızlığıydı" denilmişti.
Trump'ın ikinci dönemindeki en büyük askeri operasyon olarak nitelendirdiği ve "gezi" (excursion) şeklinde tanımladığı hamle, beraberinde ciddi riskleri de getirdi.
İran'ın şu anda Hürmüz Boğazı'nı kontrol ettiği ve gemilerden geçiş ücreti almayı planladığı biliniyor. Bu durumun üretim için kritik öneme sahip olan petrol, doğalgaz, gübre ve kimyasalların küresel akışını yönetmesine imkan tanıdığı belirtiliyor.
Fakat The Atlantic dergisinde yer alan makalede, Trump'ın değiştirdiğini iddia ettiği yönetimin hala katı çizgide duran isimlerin elinde olduğu ve dünyanın tek süper gücünün gerçekleştirdiği "etkisizleştirme saldırısından" sağ çıktığı kaydediliyor.
Ayrıca geçim kaynakları enerji ihracatına ve güvenli bir ortama bağlı olan Körfez ülkelerinin, yeni silahlar depolayarak ABD ile stratejik ortaklıklarını yeniden değerlendireceği aktarılıyor.
Eski Başkan John F. Kennedy'nin 1961 yılında CIA karargahında dile getirdiği "Başarılarınız duyurulmaz, başarısızlıklarınız ise ilan edilir" sözü, günümüzde istihbarat görevlileri tarafından yaşanan aksaklıklarda sıkça hatırlatılıyor.
Irak Savaşı öncesindeki süreçte analistlerin "noktaları birleştiremediği", görevlilerin yalan söyleyen kaynaklarca ikna edildiği ve siyasetçilerin verileri istedikleri sonuca göre çarpıttığı anlatısı hakimken, "Destansı Öfke Harekatı" (Operation Epic Fury) öncesindeki sürecin bu tabloyu tersine çevirdiği belirtiliyor.
Casusların verileri doğru sunduğu ancak başkanın farklı bir yöne gittiği ifade ediliyor.
Trump müttefiklerinden bazıları, başkanı Bush yönetiminin yaptığı gibi savaşı kamuoyuna açıklamadığı için eleştiriyor. Ancak istihbaratın doğru sunulması halinde, verilerin İran'a saldırmamaya veya en azından diplomatik seçenekler tükenmeden müdahale etmemeye işaret edeceği değerlendiriliyor.
Trump'ın 2 Mart'taki bir madalya töreninde dile getirdiği "Rejimin zaten Avrupa'yı ve üslerimizi vurabilecek füzeleri vardı ve yakında güzel Amerika'mıza ulaşabileceklerdi" sözlerine karşın, Savunma İstihbarat Teşkilatı (DIA), ABD'yi vurabilecek bir füze inşasının İran için 2035 yılını bulacağı ve bunun ancak kararlılık gösterilirse mümkün olacağı sonucuna varmıştı.
Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, Kongre önündeki ifadesinde İran'ın 2035'ten önce askeri açıdan uygulanabilir bir kıtalararası balistik füze geliştirmeye başlamak için kullanabileceği teknolojiye sahip olduğunu bildirdi; ancak bunu yaptığına dair bir bilgi vermedi.
İran'ın nihai silahla ABD'yi vurabilmesi için bu füzelerin üzerine nükleer başlık yerleştirmesi gerektiği, bu zaman çizelgesinin de kritik önem taşıdığı vurgulanıyor.
Trump'ın 16 Mart'ta gazetecilere yaptığı "Ortadoğu'yu ele geçireceklerdi. İsrail'i nükleer silahlarıyla nakavt edeceklerdi" yönündeki açıklamalarının aksine, niyetin kabiliyetle eşdeğer olmadığı belirtiliyor.
Haziran ayı sonlarında ABD bombardıman uçaklarının İran'daki nükleer tesisleri vurduğu, Gabbard'ın Kongre'ye sunduğu yazılı beyana göre o tarihten bu yana İran'ın zenginleştirme kabiliyetini yeniden inşa etmek için "hiçbir çaba göstermediği" kaydediliyor. Gabbard, "Bombalanan yeraltı tesislerinin girişleri gömüldü ve çimento ile kapatıldı" bilgisini paylaştı.
Trump'ın ayrıca Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve Körfez'deki komşulara yönelik dron ve füze saldırıları karşısında şaşkınlığını dile getirdiği ancak danışmanlarının bu olasılığı kendisine ilettiği bildiriliyor.
Pentagon'un bu tür manevraları savaş planlarına dahil ettiği, ancak Trump'ın askeri danışmanlarının uyarılarını dikkate almadığı ve "İran'ın boğazı kapatmadan önce teslim olacağı" ya da "ordunun bunu halledebileceği" yönünde görüş bildirdiği kaydediliyor.
The Wall Street Journal'ın haberine göre Trump, serbest geçiş sağlanmazsa İran'ı bombalama tehdidinde bulunmuştu ancak şimdi su yolunu açma yükünün diğer uluslara ait olduğunu savunuyor.
Trump 16 Mart'taki açıklamasında, "Ortadoğu'daki diğer tüm bu ülkelerin peşine düşmemeleri gerekiyordu. Kimse bunu beklemiyordu. Şok olduk" ifadelerini kullanmıştı.
Oysa 2025 yılında ABD istihbarat topluluğu, İran'ın büyük konvansiyonel kuvvetlerinin saldırganlara önemli hasarlar verebileceğini ve Hürmüz Boğazı üzerinden enerji kaynakları dahil nakliyatı aksatabileceğini kamuoyuna bildirmişti.
Savaş Bakanı Pete Hegseth de 10 Mart'taki basın toplantısında, "Tam olarak nasıl tepki vereceklerini öngördüğümüzü söyleyemem ama bunun bir olasılık olduğunu biliyorduk" diyerek bölgesel misillemenin sürpriz olmadığını kabul etti.
Katar hükümet yetkilileri, şubat ayında ABD savaş gemileri mevzilenirken İran'ın misilleme yapma olasılığının öncelikli gündemleri olduğunu belirtti.
Bir yetkili, savaşın Katar'ın ekonomisinin temeli olan sıvılaştırılmış doğalgaz üretimini ve sevkiyatını imkansız hale getirebileceğine dikkat çekmişti.
Ayrıca ABD'nin Avrupa'daki en yakın istihbarat ortaklarından birinin de yaptığı savaş oyunları sonucunda, büyük bir Amerikan saldırısının İran'ı Körfez ülkelerini vurmaya ve boğazı kapatmaya zorlayacağını belirlediği ve bu sonuçların Amerikalılar tarafından bilindiği kaydedildi.
Senato İstihbarat Komisyonu üyeleri, Gabbard'ın geçen ayki oturumundaki ifadeleri karşısında tepki gösterdi. Senatör Angus King, "İstihbarat topluluğunun yıllardır bildirdikleri ile başkanın bu eylemi açısından söyledikleri arasında bir tutarsızlık var gibi görünüyor. Sorum şu; ona söylediniz mi?" dedi.
Gabbard, kurumlarının operasyona ilişkin istihbaratı Trump'a devam eden bir süreçte sağladığını belirtti. CIA Direktörü John Ratcliffe ise başkanla onlarca brifinge katıldığını ve İran'ın bölgedeki enerji sahalarındaki ABD çıkarlarını vurmak için özel planları olduğunu vurguladı.
Gabbard'ın yardımcılarından Joe Kent'in, savaş kararı nedeniyle görevinden istifa ettiği bildirildi. Kent, istifa mektubunda "İran ulusumuza yönelik yakın bir tehdit oluşturmuyordu" ifadesine yer verdi.
Senatör Jon Ossoff'un, istihbarat topluluğunun tehdidi "yakın" (imminent) olarak değerlendirip değerlendirmediği yönündeki sorusuna ise Gabbard, "Yakın bir tehdidin ne olup olmadığını belirleyebilecek tek kişi başkandır; bu istihbarat topluluğunun işi değildir" yanıtını vererek doğrudan cevap vermekten kaçındı.
ABD istihbarat caimasının, "itki, duygu ve kendi hisleriyle hareket eden bir başkanı dizginlemek" üzere tasarlanmadığı, sadece bilgi sağlamakla yükümlü olduğu vurgulanıyor.
Başkanın kendisine söylenenleri dikkate almaması veya çarpıtması durumunda bu başarısızlığın sadece kendisine ait olduğu ifade ediliyor.