Savaş, İran'ı küresel güce dönüştürüyor

06 Nisan 2026

"Birleşik Devletler zorlu bir seçimle karşı karşıya: Ya Hürmüz Boğazı üzerinde yeniden denetim kurmak için uzun vadeli bir çabayı göze alacak ya da Birleşik Devletler kontrolünün artık garanti edilmediği yeni bir küresel enerji düzenine rıza gösterecek."

YDH - Dünya düzeninin sacayağını oluşturan ABD, Çin ve Rusya denklemi, gücün salt ekonomik ölçek ve askeri kapasiteden neşet ettiği varsayımına dayanıyordu; ancak İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki "seçici ablukası", bu yerleşik aksiyomu yerle bir ederek dördüncü bir güç merkezini tebarüz ettiriyor. Chicago Üniversitesi'nden siyaset bilimi profesörü Robert A. Pape, New York Times gazetesinde yer bulan makalesinde, modern ekonomilerin can damarı olan enerji sevkiyatının "güvenilirliği" ve "öngörülebilirliğinin", İran’ın asimetrik hamleleriyle bir pazar işlemi olmaktan çıkıp karmaşık bir stratejik rehin alma sürecine dönüşmüş durumda olduğuna dikkat çekiyor. Batı’nın bu düğümü askeri güçle çözme konusundaki acziyeti, bölgesel aktörleri ve enerjiye muhtaç Asya devlerini kaçınılmaz olarak Tahran’ın etki alanına itiyor.

Son yıllarda hüküm süren geleneksel jeopolitik kabul, dünya düzeninin üç ana güç merkezi etrafında şekillendiği yönündeydi: Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya. Bu yaklaşım, kudretin her şeyden önce ekonomik ölçekten ve askeri kapasiteden geldiğini varsayıyordu.

Fakat bu varsayım artık geçerliliğini korumuyor. Küresel gücün dördüncü merkezi, bahsi geçen üç devletle ne ekonomik ne de askeri bakımdan boy ölçüşebilecek durumda olmasa da, süratle tebarüz ediyor: İran. Bu yeni yetme nüfuz, gücünü küresel ekonominin en hayati enerji boğazı[1] olan Hürmüz Boğazı üzerindeki denetiminden alıyor.

Boğaz, öteden beri tüm devletlere ait gemilerin seyrüsefer edebildiği uluslararası bir su yoluydu. Ancak Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in bu yıl İran’a karşı yürütmeye başladığı müşterek askeri harekat, İran’ı boğazda seçici bir askeri abluka[2] kurmaya sevk etti.

Dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz arzının yaklaşık beşte biri bu boğazdan geçiyor. Kısa vadede bu ikmal güzergahlarına gerçek bir alternatif bulunmuyor.

Şahsi kanaatimce olabileceği üzere, Hürmüz üzerindeki İran tahakkümü aylar hatta yıllar boyu sürecek olursa, küresel düzen Amerika Birleşik Devletleri’nin aleyhine olacak şekilde kökten bir dönüşüme uğrayacaktır.

Pek çok analist, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki pençesinin geçici olduğuna inanıyor. Genel beklenti, Birleşik Devletler ve müttefik donanma güçlerinin vaziyeti yakında istikrara kavuşturacağı ve petrol akışının alışıldık mecrasında yeniden başlayacağı yönünde.

Bu beklenti sakat bir mantığa dayanıyor; zira İran’ın boğazı kontrol altında tutması için orayı fiziki olarak kapatması gerektiği varsayılıyor.

Oysa halihazırda müşahede ettiğimiz üzere, boğazı kapatmadan da dizginleri elinizde tutabilirsiniz. Bugün boğaz tanker trafiğine açık kalmaya devam ediyor. Gelgelelim savaş başladığından bu yana trafik yüzde 90’ın üzerinde bir düşüş kaydetti.

Bu düşüş, İran’ın giren her gemiyi batırmasından değil; inandırıcı bir saldırı tehdidi karşısında sigorta şirketlerinin savaş riski teminatını geri çekmesi veya yeniden fiyatlandırmasından kaynaklanıyor. Bir kargo gemisini birkaç günde bir hedef almak, riski kabul edilemez kılmaya fazlasıyla yetti.

Modern ekonomiler sadece petrole ihtiyaç duymazlar; aynı zamanda petrolün vaktinde, gereken ölçekte ve öngörülebilir bir risk dahilinde teslim edilmesine muhtaçtırlar.

Bu güvenilirlik sarsıldığında sigorta piyasaları daralır, navlun bedelleri tırmanışa geçer ve hükümetler enerjiye erişimi basit bir piyasa işlemi olarak değil, karmaşık bir stratejik mesele olarak görmeye başlar.

Amerika Birleşik Devletleri açısından mesele bir asimetri sorunudur. Hürmüz Boğazı’ndan geçen her bir petrol sevkiyatını olası saldırılara -mayına, dronlara, füze atışlarına- karşı korumak, tam zamanlı bir mesai ve kesintisiz askeri mevcudiyet gerektirir. Oysa İran’ın, dünyadaki petrol sevkiyatının güvenilirliği üzerinde kuşku uyandırması için arada bir bir tankeri vurması kafi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da perşembe günü yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nı güç kullanarak açmanın "gerçekçi olmadığını" ve bunun "ancak İran ile mutabakat içinde yapılabileceğini" beyan ederek aslında durumu ikrar etti. Macron, İran’ın rızası olmaksızın petrol akışının garanti edilemeyeceğini zımnen kabul ediyordu.

On yıllar boyunca Fars Körfezi’nde yalın bir düzen hüküm sürdü: Petrol üreticileri ihraç etti, piyasalar fiyatladı ve Birleşik Devletler güzergahın emniyetini sağladı. Bu sistem, rekabetin istikrarsızlığa yol açmadan sürdürülmesine imkan tanıdı. Şimdiyse bu yapı çatırdıyor.

Körfez ülkeleri, kamu gelirleri noktasında büyük ölçüde enerji ihracatına bağımlı durumdalar. Sigorta oranları fırladığında ve deniz taşımacılığı belirsizleştiğinde, bunun mali tesiri anında hissediliyor. Hükümetler vaziyete göre konum alıyor; kargoların rotası değiştiriliyor ve kontratlar yeniden müzakere ediliyor.

Şayet bu belirsizlik sürerse, Körfez’deki yerleşik düzen kaçınılmaz olarak değişecek ve yerini, bölge devletlerinin kendi ihracatlarının güvenilirliğini en doğrudan etkileyebilecek aktöre giderek daha fazla taviz verdiği[3] farklı bir bölgesel düzene bırakacaktır. O aktör artık İran’dır.

Bu durumun küresel neticeleri en belirgin şekilde Asya’da hissedilecektir. Japonya, Güney Kore ve Hindistan, Körfez enerjisine göbekten bağlıdır.

Çin, her ne kadar kaynaklarını çeşitlendirmiş olsa da, enerji ithalatının büyük bir kısmı için hala bu bölgeye muhtaçtır. Bu bağımlılıklar; rafineriler, nakliye rotaları ve depolama sistemleri gibi süratle dönüştürülemeyecek bir altyapıya eklemlenmiş vaziyettedir.

Enerji arzındaki aksama devam ederse, tesirleri dalga dalga yayılacaktır. Yükselen sigorta ve navlun maliyetleri fiyatları yukarı çekecek, dış ticaret dengeleri bozulacak, para birimleri değer kaybedecek ve enflasyon tırmanacaktır.

Enerji bağımlılığı politikayı şekillendirmeye başlayacak; hükümetler enerjiye erişime öncelik verecek ve diplomatik seçenekler daralacaktır.

Daha fazla istikrarsızlık riski taşıyan adımların sürdürülmesi zorlaşacaktır. Petrol şoklarının yıllarca süren stagflasyona yol açtığı 1970’li yılların dünyası, artık uzak bir hatıra değil, yaklaşan bir hakikat olacaktır[4].

Ve yine, bu tablodan kazançlı çıkan İran olacaktır.

Çin, büyümesini sürdürmek için Körfez enerjisine ihtiyaç duyuyor. Rusya, yükselen ve istikrarsız seyreden enerji fiyatlarından nemalanıyor. İran ise Hürmüz gibi bir boğum noktasındaki konumundan aldığı güçle bir koz elde ediyor.

Bu üç devletin her biri, Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin ekonomik istikrarıyla tezat teşkil eden teşviklere sahip. Bu üç ülkenin resmi bir şekilde eşgüdüm[5] içinde hareket etmesine dahi lüzum yok; sistemin yapısı onları zaten aynı yöne sevk ediyor.

Yeni bir düzen böyle doğar; resmi bir ittifakla değil (en azından başlangıçta), zamanla birbirini tahkim eden örtüşen çıkarlar vasıtasıyla.

Ortaya çıkan bu yeni dünya düzenindeki diğer muhtemel senaryolar ise çok daha karanlık. İran’ın dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’sini, Rusya’nın yaklaşık yüzde 11’ini kontrol ettiği ve Çin’in de bu arzın büyük kısmını soğurduğu bir tabloyu tahayyül edin. Batı’yı dünya petrolünün yüzde 30’undan mahrum bırakacak bir kartel oluşturabilirler.

Bu durumun yaratacağı felaketi kavramak için sofistike analizlere hacet yok: Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’nın gücünde önlenemez bir gerileyiş ve küresel dengelerin Çin, Rusya ve İran eksenine kayışı.

Birleşik Devletler zorlu bir seçimle karşı karşıya: Ya Hürmüz Boğazı üzerinde yeniden denetim kurmak için uzun vadeli bir çabayı göze alacak ya da Birleşik Devletler kontrolünün artık garanti edilmediği yeni bir küresel enerji düzenine rıza gösterecek.

Eğer rıza yolunu seçerse netice bellidir: Uluslararası sistem, İran’ın dördüncü küresel güç merkezi olduğu bir yapıda yeniden organize olacaktır.

Ancak Birleşik Devletler askeri kontrolü yeniden tesis etmeyi seçerse, onu kaybedebileceği uzun bir cenk beklemektedir.

İran savaşı, Birleşik Devletlerin öylece çekilebileceği ve her şeyin eski haline döneceği bir askeri çatışma değildir. İran, Birleşik Devletler ile varılacak yeni bir mutabakat için kuşkusuz ağır bir bedel talep edecektir; fakat bu bedel, alternatif geleceğin maliyetinden kesinlikle daha az olacaktır.

Bu, dönüştürücü bir savaştır ve şayet bu değişimler birkaç yıl daha sürecek olursa, küresel düzen geri dönülemez biçimde değişecektir[6].


[1] Enerji boğazı: Orijinal: Energy choke point: Dar geçit, tıkanma noktası veya boğum noktası. Jeopolitik literatürde, stratejik öneme sahip ve geçişin kısıtlanması durumunda büyük aksamalara yol açabilecek su yollarını ifade eder. "Choke" (boğmak/tıkanmak) fiilinden türetilen bu terim, sistemin nefes borusuna yapılan bir müdahaleyi ima eder. Metinde İran'ın gücünün "ekonomik hacim" değil, "stratejik konum" kaynaklı olduğunu vurgulamak için kullanılmıştır. (ç.n.)

[2] Seçici Askeri Abluka: Orijinal: Selective military blockade: Bir bölgeyi tamamen kapatmak yerine, sadece belirli hedefleri veya aktörleri dışarıda bırakan, stratejik bir süzgeç işlevi gören engelleme. Klasik "blockade" (abluka) kavramı topyekûn bir kuşatmayı andırırken, "selective" sıfatı burada cerrahi bir müdahaleyi ve siyasi bir mesaj kaygısını imler. İran, mutlak bir savaş ilanı yerine, "cezalandırıcı" bir gümrük memuru gibi davranarak küresel sistemin sinir uçlarıyla oynamaktadır. Napolyon'un Kıta Ablukası'ndan (Continental System) bu yana, ekonomik engelleme bir savaş aracıdır; ancak "seçicilik", hibrit savaş (hybrid warfare) döneminin sofistike bir buluşudur. (ç.n.)

[3] Taviz verdiği / Uyum sağladığı: Orijinal: Accommodate: Uzlaşmak, yer açmak, uyum sağlamak veya başkasının taleplerine göre konum almak. Uluslararası ilişkilerde "accommodation", bir gücün yükselişini kabul edip ona göre yeni bir denge kurmayı ifade eder. (ç.n.)

[4] Stagflasyon / 1970’li Yıllar: Ekonomik durgunluk (stagnation) ile yüksek enflasyonun (inflation) aynı anda yaşandığı kriz hali. Batı hafızasında 1973 Petrol Krizi, refah toplumunun ilk büyük çatlağıdır. Yazar burada "stagflasyon" diyerek sadece bir iktisadi terim kullanmıyor; Vietnam sonrası özgüvenini yitirmiş, benzin kuyruklarında bekleyen ve jeopolitik kontrolü kaybetmiş bir Amerika imgesini (malaise) çağırıyor. (ç.n.)

[5] Eşgüdüm / Coordinate: Orijinal: Coordinate in a formal way: Devletlerin resmi bir ittifak (alliance) kurmadan, yapısal zorunluluklar gereği aynı doğrultuda hareket etmesi. Adam Smith'in Görünmez El (Invisible Hand) teorisinin jeopolitik bir versiyonu gibidir; ancak burada el, piyasayı değil nizamı yıkmaktadır. Aktörlerin niyeti değil, sistemin itkisi (systemic pressure) esastır. (ç.n.)

[6] Geri Dönülemez Biçimde / İrrevocably: Latince irrevocabilis kökünden gelir; "geri çağrılamaz", "iptal edilemez". Metnin final cümlesinde yer alan bu zarf, yazarın analizine teolojik bir kesinlik katar. Bu bir temenni değil, bir hükümdür. (ç.n.)

Çeviri: YDH