
YDH- Euro-Med İnsan Hakları İzleme Örgütü, İsrail makamlarının Kudüs’te ibadet özgürlüğüne yönelik uygulamalarını “sadece dini özgürlük ve uluslararası hukukun ağır ihlali olmadığını” ve bu uygulamaların “yerleşimci sömürgeciliği ve apartheid yapısı çerçevesinde sistematik baskının bir parçası” olduğunu belirtti.
Örgüt, bu önlemlerin Filistinlileri kontrol altına almak ve şehrin demografisini “ayrımcı dini ve etnik çizgiler” doğrultusunda yeniden şekillendirmek amacıyla kullanıldığını kaydetti.
Aksa’ya erişim tamamen engellendi
Euro-Med’in raporuna göre, İsrail’in Aksa Camii’ni 28 Ocak 2026’dan bu yana süren kapatma uygulaması, “geçici güvenlik önlemlerinin ötesinde” bir aşamayı işaret ediyor.
ABD-İsrail savaşının başlaması ve Olağanüstü Hal talimatları gerekçe gösterilerek cami, “zorlayıcı gerçeklikler dayatmak” amacıyla tamamen kapatıldı.
28 Şubat 2026’dan itibaren 37 gün boyunca camiye ibadet için giriş tamamen engellendi, caminin yaklaşık 4.000 kişilik kapasiteye sahip Mervan mescidi de dahil olmak üzere iç mekan ibadetleri de kısıtlandı.
Euro-Med, bu kısıtlamaların “güvenlik ihtiyacı veya acil durum gerekçesiyle” yapıldığı iddialarını geçersiz kıldığına dikkat çekti.
Ramazan ve Ramazan Bayramı gibi önemli dini dönemlerde Müslümanların camiye girişi engellenirken, İsrail polisi on binlerce yerleşimciye ağır güvenlik desteği sağlayarak onların avlularda toplu ibadet yapmasına, dini malzemeler getirmesine ve Talmud ritüellerini yerine getirmesine izin veriyor.
Örgüt, bu uygulamaların “ayrımcı kısıtlamaların açık bir örneği” olduğunu vurguladı.
Yerleşimci grupların tehditleri
Rapor, Aksa’ya yönelik baskının sadece kısıtlamalarla sınırlı kalmadığını, aşırı sağcı gruplar ve sözde “Tapınak grupları” tarafından teşvik edilen uygulamalarla şiddetlendiğini belirtti.
Bu gruplar, Aksa’ya yönelik mekânsal ve zamansal bölünmeyi dayatma ve Kubbetü’s-Sahra’yı yıkarak “Üçüncü Tapınak” inşa etme hedeflerini açıkça ilan ediyor.
Yerleşimciler osyal medyada, caminin Müslümanlara kapatılmasını “savaş ilanı” ve “Yahudi egemenliği zaferi” olarak nitelendiriyor.
Sistematik strateji ve apartheid
Euro-Med, İsrail’in uygulamalarını “Kudüs’te yeni bir gerçeği dayatma stratejisi” olarak tanımladı.
Aksa’yı kontrol eden İslami Vakıf’ın yetkisi azaltılırken, Filistinlilerin şehirdeki varlığı giderek kısıtlanıyor.
Örgüt, İsrail’in Filistinli varlığı hedef almasının, “Filistinli ulusal, dini ve siyasi kimliğe doğrudan saldırı” anlamına geldiğini belirtti.
Sadece Aksa ile sınırlı kalmayan kısıtlamalar, aynı dönemde Kutsal Kabir Kilisesi’ni de etkiledi. 29 Mart 2026’da İsrail polisi, Kudüs Latin Patrikası Kardinal Pierbattista Pizzaballa ve Kutsal Topraklar Custosu Francesco Ielpo’nun Palm Sunday Ayini için kiliseye girişini engelledi.
Ayrımcı uygulamalar ve hak ihlalleri
Rapor, uygulamaların “seçici veya orantısız kısıtlamalardan öte” olduğunu vurguladı ve İsrail’in “bir ırkın diğerini sistematik olarak egemenliği altına aldığı, Filistinlileri ayrımcı bir kontrolle baskılayan apartheid sisteminin göstergesi” olduğunu belirtti.
Müslüman ve Hristiyan Filistinliler ibadet hakkından mahrum bırakılırken, Yahudi yerleşimcilere ayrıcalık tanınması bu sistemin somut bir örneği olarak gösterildi.
Euro-Med, Aksa Camii’nin kapatılmasının ve Kudüs’te Filistinlilere uygulanan kısıtlamaların, “sadece güvenlik gerekçesi değil, Filistinli varlığını dönüştürme ve şehirdeki dini, ulusal ve tarihsel kimliği değiştirme aracı” olarak kullanıldığını kaydetti. 2026 başından itibaren 250’den fazla uzaklaştırma ve yasaklama kararı, bu politikaların sürekliliğini doğruluyor.
Uluslararası topluma çağrı
Örgüt, uluslararası toplumdan “İsrail’in Kudüs’te ibadet özgürlüğüne ve kutsal mekanlara erişim hakkını ihlal eden uygulamalarını durdurmak için acil ve ciddi önlemler” almasını istedi.
Birleşmiş Milletler, özellikle Genel Sekreter, İnsan Hakları Yüksek Komiseri ve ilgili özel raportörlerin, uygulamaları kamuoyu önünde kınaması ve belgelenmesini sağlaması gerektiği vurgulandı.
Euro-Med, ayrıca, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne taraf ülkelerin, İsrail’in Doğu Kudüs’teki ihlallerini sona erdirmek için diplomatik, hukuki ve siyasi baskı uygulaması çağrısında bulundu.
Bağımsız uluslararası gözlem mekanizmaları ve saha incelemeleri ile ibadet özgürlüğü ve kutsal mekanlara erişimin güvence altına alınması önerildi.
Örgüt, tüm İsrail uygulamalarının, Aksa Camii ve Kutsal Kabir Kilisesi’ne erişim kısıtlamaları, yerleşimci müdahaleleri ve dini-ulusal figürlerin tacizi de dahil olmak üzere durdurulması gerektiğini belirtti ve bu uygulamaların “Filistinlileri dışlayan ve varlıklarını marjinalleştiren daha geniş bir projenin parçası” olduğunu vurguladı.
Euro-Med, “Kudüs’te ibadet özgürlüğünü korumak, Filistinlilerin şehirdeki varlığını korumakla ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır” diyerek uluslararası toplumdan ihlalleri “geçici idari önlemler değil, temel hak ihlalleri” olarak ele almasını ve sorumluların hesap vermesini sağlamak üzere somut adımlar atmasını istedi.