
YDH - Uluslararası ilişkiler disiplininin önde gelen isimlerinden Prof. John Mearsheimer, Yargıç Andrew Napolitano'nun "Judging Freedom" programında yaptığı değerlendirmelerde, ABD'nin İran politikasına ve Başkan Donald Trump'ın son açıklamalarına dair analizlerde bulundu.
Mearsheimer, Trump'ın İran medeniyetini yok etme yönündeki ifadelerini açık bir "soykırım kastı" olarak tanımladı.
Programın başında Yargıç Napolitano, hafta sonu yaşanan askeri gelişmeleri hatırlatarak, hükümetin düşen bir jetin yardımcı pilotunu kurtarmaya yönelik "cesur bir operasyon" gerçekleştirdiğini açıkladığını belirtti.
Ancak Napolitano, askeri kaynaklara dayandırılan iddiaların, jetin aslında İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarını çalmaya yönelik başarısız bir sızma girişiminin parçası olduğu yönünde olduğunu aktardı.
Mearsheimer bu durumu, "Larry Johnson ve Scott Ritter'ın yorumlarını, uranyumu ele geçirmeyi planladıkları şeklinde yorumluyorum" sözleriyle değerlendirdi.
Pilotun, uranyumu ele geçirme faaliyeti henüz tam olarak başlatılamadan düşürüldüğünü belirten Mearsheimer, pilotu geri almak için uranyum operasyonu için hazırlanan varlıkların ve planın bir kısmının kullanıldığını ifade etti.
Mearsheimer, pilotu çıkarmayı başardıklarını ancak uranyumu ele geçirme girişiminin tam olarak hayata geçirilemediğini kaydetti. West Point mezunu ve Hava Kuvvetleri gazisi olan Mearsheimer, bir yarbayın bir teğmenin arkasında silah subayı olarak oturmasının, operasyonun "özel bir görev" olduğuna işaret ettiğini ancak kesin sebebinin bilinemediğini ekledi.
Napolitano, Trump'ın son altı haftada rejim değişikliği, uranyum hırsızlığı, balistik füzelerin etkisizleştirilmesi veya Hürmüz Boğazı'nın açılması gibi hiçbir hedefine ulaşamadığını vurguladı.
Bu değerlendirmeye katılan Mearsheimer, Trump'ın hedeflerine ulaşamadığını ve Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmaya devam ettiğini belirtti.
Mearsheimer, sahadaki askeri hedeflerin tükendiğine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
"İran içinde vurulacak gerçek askeri hedeflerin sayısı sınırlı. Bu hedeflerin tamamını vurduğunuzda, geriye vuracak pek bir şey kalmıyor. Şimdi konuşulan şey, sivil altyapının hedef alınması ve bir cezalandırma faaliyeti yürüterek ülkenin parçalanmasıdır."
Trump'ın Truth Social üzerinden yaptığı son paylaşımlara değinen Mearsheimer, "Bir medeniyetin bu gece öleceği" yönündeki ifadeleri "dehşet verici" olarak nitelendirdi.
Trump'ın bu sözlerini "soykırım kastı" olarak tanımlayan Profesör, "İran medeniyetini yeryüzünden silmekten bahsediyor. ABD Başkanı bunu nasıl söyleyebilir? Bu akılalmaz bir durum. Bu, Donald Trump'tan değil, Adolf Hitler'den bekleyeceğiniz türden bir retorik" dedi.
Mearsheimer, Trump'ın ivedi ve mutlak bir zafer beklediği savaşa girdiğini ancak şu an küresel ekonomi ve ABD için felaket sonuçları olabilecek uzun süreli bir çatışmanın içinde çırpındığını ifade etti.
Mearsheimer, ABD ve İsrail'in halihazırda köprüler, üniversiteler ve hastaneler gibi sivil altyapıları hedef alarak "tırmanma merdivenini" tırmandığını kaydetti.
İran halkını cezalandırmanın bir sonuç vermeyeceğini belirten Profesör, başarısızlığın Trump ve İsrail'i merdivende daha da yukarı çıkmaya zorlayacağı uyarısında bulundu.
Nükleer silah kullanım ihtimaline dair ise şu analizi yaptı:
"Nükleer silah kullanacağımızı sanmıyorum, İran'ı işleyen bir toplum olarak yok etmek için konvansiyonel silahları kullanacaklar. Ancak merdiveni tırmandıkça nükleer silah kullanımı bir seçenek olarak düşünülebilir. Özellikle İsrail'in nükleer silah kullanması daha olasıdır; çünkü kendilerini İran'ın varoluşsal bir tehdit olduğuna ikna ettiler. Eğer İran'ı konvansiyonel silahlarla yenemezlerse, nükleer silaha başvurmalarını uzak bir ihtimal olarak görmüyorum."
Mearsheimer, 13 Amerikalının öldüğü mevcut durumu Okinawa Muharebesi ile kıyaslamanın "gülünç ve absürt" olduğunu vurguladı.
Savaşın "kalpleri ve zihinleri kazanma" boyutunda İran'ın tartışmasız bir üstünlük kurduğunu ifade eden Mearsheimer, "Dünyadaki çoğu insan ABD'nin bir delinin elinde olduğunu, Trump'ın kontrolü kaybettiğini düşünüyor" diye konuştu.
Bu tür bir retoriğin, ABD'nin güvenilmez ve tehlikeli olduğu yönündeki kanaatleri pekiştirdiğini belirten Profesör, ABD'nin gücü sayesinde bu tür hatalardan çok fazla zarar görmediğini ancak Trump'ın başkanlığını esasen yok ettiğini kaydetti.
Yargıç Napolitano'nun Cenevre Sözleşmeleri'nin ve uluslararası hukukun Trump karşısındaki değerine dair sorusuna ise Mearsheimer karamsar bir yanıt verdi:
"Uluslararası hukuku dayatacak daha yüksek bir otorite yok. ABD gibi süper bir güç ya da onun koruması altındaki İsrail, Gazze'de olduğu gibi soykırım faaliyeti yürütmeye karar verdiğinde uluslararası hukukun yapabileceği pek bir şey kalmıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası soykırımı ve toplu katliamları önlemek için tasarlanan bu hukuk yapısı şu an paramparça olmuş durumda."
Mearsheimer, Trump'ın bu eylemleri ABD halkı adına yürüttüğünü ve Kongre ile medyanın bu duruma karşı sessiz kalmasının "gerçekten dikkate değer" olduğunu vurguladı.
Mearsheimer, Başkan Yardımcısı JD Vance'in "İran davranışını değiştirmezse cephaneliğimizdeki tüm araçları kullanırız" yönündeki açıklamasını da değerlendirdi.
"Araçlar" ifadesinin nükleer silahlara bir atıf olabileceğini belirten Profesör, konvansiyonel kuvvetlerin zaten 2025 Haziran'ındaki ve 28 Şubat'ta başlayan mevcut savaştaki tüm unsurlarıyla sahada olduğunu hatırlattı.
Mearsheimer, "Yönetimin nükleer silah tehdidini İran'ı teslim olmaya zorlamak için dolaylı bir araç olarak kullanmaya çalıştığını" ifade etti.
Başkan'ın görevden alınmasını düzenleyen 25. Ek Madde'ninişletilme ihtimalini düşük gören Mearsheimer, kabinenin en üst düzey isimlerinin Trump'ın "deli" olduğuna dair bir kanaat taşımadığını ve Başkan Yardımcısı'nın rızası olmadan bu sürecin başlayamayacağını belirtti.
Son olarak, askeri personelin sivil hastaneleri veya enerji santrallerini bombalama gibi savaş suçu niteliğindeki emirlere nasıl tepki vereceğine dair bir soru üzerine Mearsheimer şu öngörüde bulundu:
"Burada sadece birkaç santralin vurulmasından değil, İran'ın taş devrine kadar bombalanmasından ve bir medeniyetin yok edilmesinden bahsediyoruz. Askeri komutanların buna uyup uymayacağı ucu açık bir soru. Eğer Trump'ın hedefi İran'ı yeryüzünden silmekse ve askeri hazırlıkları buna göre yaparsa, komutanların nasıl tepki vereceğini görmek çok ilginç olacak. Emin olmak zor ama generallerin bir isyanı mümkündür."
Mearsheimer mülakatı, "Bulunduğumuz yer gerçekten korkunç" sözleriyle noktaladı.