
YDH - İslamabad görüşmeleri, ABD tarafında Başkan Yardımcısı Vance’in katılımıyla, siyasi çıkar ve stratejik risklerin zorladığı bir zeminde başlıyor. Washington, askeri seçeneklerin riskleri nedeniyle süreci korumaya çalışırken; Tahran, ekonomik rahatlama ihtiyacına rağmen rejim sütunlarından taviz vermeme kararlılığını sürdürüyor. Güvenlik ve istihbarat uzmanı Danny Citrinowicz, X hesabından paylaştığı analizde ABD'nin, İran'ın müzakere çerçevesine dönük tutumuna dikkat çekerek, asıl ivmenin Washington’ın hızlı sonuç alma arzusundan kaynaklandığını belirtiyor.
A. Müzakere süreci zorlu geçecek. Ancak bu kez yönetimin, gerilimin yeniden tırmanmasını önleme konusunda açık bir siyasi çıkarı bulunan Başkan Yardımcısı Vance’i sürece dahil ettiğini not etmek gerekiyor. Washington, iç siyasi mülahazaların ötesinde, sürecin çökmesinin doğuracağı sonuçların da bilincinde: Küresel enerji piyasalarında yaşanacak büyük bir şokun yanı sıra, sivil altyapıya yönelik saldırılardan kara harekâtı riskine kadar uzanan ve son derece sorunlu görünen askeri seçenekler kapıda bekliyor. Başka bir deyişle, hem siyasi teşvikler hem de stratejik riskler, ABD'yi görüşmelerin çökmesinden kaçınmaya zorluyor.
B. Taraflar arasındaki uçurum varlığını koruyor. İran liderliğinin füze programı konusunda taviz vermesi pek olası görünmediği gibi, uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmesi ise söz konusu dahi olamaz. Yaptırımların tamamen kaldırılmasını içeren herhangi bir senaryoda, yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 440 kilogramlık uranyum stoku meselesinin, müzakerelerin ana düğümü haline gelmesi bekleniyor.
C. Hürmüz Boğazı meselesi büyük ölçüde geride kaldı. ABD, İran’ın boğaz üzerindeki kontrolünü fiilen tanıyarak bu gerçekliğin pekişmesine yardımcı oldu. Tahran, bunun getirdiği ekonomik kazanımları toplamaya başlayabilir. Buna mukabil, Washington’da Tahran’ın askeri yığınak veya stratejik kabiliyetler konusunda taviz vereceğine dair her türlü beklenti, muhtemelen yerini bulmayacak bir yanılgıdan ibaret.
D. Mevcut ateşkes geçici nitelikte olsa da savaşın maliyeti ve daha da önemlisi Washington'da rejim değişikliğinin mümkün olmadığına, zenginleştirilmiş uranyumun ise askeri yollarla tasfiye edilemeyeceğine dair artan kavrayış, ABD'nin müzakere pozisyonunu yumuşatabilir. Önceki turların (örneğin Cenevre) aksine, yönetimin inandırıcı bir savaş tehdidi savurma kapasitesi zayıfladı. Tahran açısından ise en kötü dönem zaten geride kalmış durumda.
E. İran’ın ekonomik tablosu vahim ve savaş öncesinden bile daha kötü seyrediyor. Bu nedenle ekonomik rahatlama, Tahran için hayati bir öncelik. Ne var ki İran’ın, rejimin temel sütunlarını ekonomik tavizler karşılığında pazarlık konusu yapması şüpheli görünüyor.
F. İran’ın en önemli başarılarından biri -özellikle de uranyum zenginleştirme hakkının ABD tarafından tanınmasına veya ateşkesin uzatılmasına dair gizli bir mutabakat olmadığı varsayılırsa kalıcı ateşkes ısrarından geri adım atmasıyla birlikte- ABD’nin müzakereleri İran’ın 10 maddelik çerçevesi üzerinden yürütmeye yönelik bariz istekliliğidir.
G. İran’ın 10 maddesi ile yönetimin 15 maddelik çerçevesi arasındaki uçurumun derinliğini koruması, bu durumu daha da dikkat çekici kılıyor. Temel soru, Washington’ın özellikle uranyum zenginleştirme ve füze kabiliyetleri konusunda Tahran’ın pozisyonuna yaklaşmaya hazır olup olmadığı. Bu hususlar yalnızca müzakerelerin seyrini değil, çatışmanın yeniden başlayıp başlamayacağını da tayin edecek.
H. Anlaşmayı gerçekten isteyen kim?
Müzakere baskısının Washington kaynaklı olduğunu saptamak önem taşıyor. Uygulamada, Pakistan aracılığıyla iletilen iki haftalık ateşkes teklifini şekillendiren, hatta dikte eden Trump yönetimi oldu. Bu durum, yönetimin görüşmelere hızlıca bir anlaşmaya varma arzusuyla girdiğine işaret etmesi bakımından önem arz ediyor.
I. Bu, İran’ın sürece ilgisiz olduğu anlamına gelmiyor; aksine ekonomik durumu göz önüne alındığında Tahran da bir çözüm arayışında. Ancak aciliyet hissi, ABD tarafında daha belirgin hissediliyor.
İşin özü; mevcut müzakereler bir iyimserlik dalgasıyla değil, zafer kazanmaktan ziyade daha fazla kayıp vermekten kaçınmaya yönelik ortak bir çıkar anlayışıyla ilerliyor.
Çeviri: YDH