İsrail'de savaşın sonuçlarına dair karamsarlık hakim

09 Nisan 2026

"Yorumcuların ifadesiyle; İsrail savaşa hızlı ve kesin bir zafer beklentisiyle girdi ancak kendi 'milli güvenliğini' ilgilendiren müzakere masasının dışında bırakılarak sonuçlandı."

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Yahya Debbuk, İran ile ABD arasında varılan muhtemel ateşkesin İsrail kamuoyunda yarattığı derin sarsıntıyı ve Benyamin Netanyahu hükümetine yönelik sert tepkileri ele alıyor. Savaşın başlangıcında vaat edilen "İran tehdidini yok etme" ve "yeni bir Ortadoğu kurma" hedeflerinin boşa çıktığını, aksine İran’ın uluslararası meşruiyet ve ekonomik kazanımlar elde ederek krizden güçlenerek çıktığını vurgulayan Debbuk, İsrail medyasının, savaş boyunca uygulanan otosansürü bir kenara bırakarak hükümeti "stratejik felaket" ve "öngörüsüzlükle" suçlamasının, ülkedeki kolektif başarısızlık hissinin bir göstergesi olduğuna dikkat çekiyor.

İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında Pakistan arabuluculuğunda prensipte kararlaştırılan geçici ateşkes, İsrail’in siyasi ve askeri kademeleri ile seçkinleri ve medyası üzerine ağır bir gölge düşürdü.

Söz konusu ilanın ardından gelen yorum ve sızıntıların ortak paydası; hayal kırıklığı, endişe ve bir kırılmışlık hissinin geniş çaplı ifadesi oldu.

Yaşananlar, öngörüsüzlük ile planlama ve uygulama safhalarındaki kötü yönetimin kınanmasından, devletin başına gelen bir "stratejik felaket[1]" nitelemesine kadar uzanırken; karşılıklı suçlamalar ve sorumluluk yüklemeleri de baş gösterdi.

Bu manzara, Netanyahu başta olmak üzere İsrailli yetkililerin savaşın ilk günlerinde propaganda ettikleri ve üzerine bahis oynadıkları "Ortadoğu’yu değiştirme" vaatlerinin ve aşırı beklentilerin tam aksine bir tablo ortaya koydu. Netanyahu, şimdilerde bu kaybı güzelleştirmeye çalışıyor.

İbranice medya, savaş boyunca askeri sansürün talimatlarına bağlı kalarak hasma fayda sağlayacak veya iç cephedeki maneviyatı zayıflatacak yayınlardan kaçınmış, aykırı görüş beyanını dahi sınırlandırmıştı.

Ancak ateşkes ilanının ardından bu bağlılık hızla geriledi. Tahran ve Washington arasında Tel Aviv’den uzakta müzakere edilmek üzere üzerinde anlaşıldığı söylenen ve İsrail medyasında "dehşet verici[2]" olarak nitelenen "maddeler paketi" ışığında, bir anda sert eleştiri dalgası patlak verdi.

Dün İbranice basında yer alan haberler, İsrail kolektif bilincini kuşatan bir başarısızlık hissini yansıtırken; sorulan sorular, İsrail elitlerinin "varoluşsal bir tehditten" kurtulma fırsatı olarak gördükleri savaşın sonuçlarına dair bakış açısını ortaya koydu.

Bu bağlamda Haaretz gazetesi, İsrail’in savaşın başında ilan ettiği hedeflerin gerçekleşip gerçekleşmediğini sorgulayan bir dizi temel soru ortaya attı.

Gazeteye göre İran rejimi hâlâ ayakta; yaklaşık 440 kilogramlık zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti belirsizliğini koruyor ve balistik füze programı etkinliğini sürdürüyor.

Netanyahu’nun geçen Mart ayındaki konuşmasında çizdiği hedeflerden; yani İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi, dünyayı tehdit eden füzeler geliştirmesinin önüne geçilmesi ve rejimi devirecek koşulların hazırlanması gibi maddelerden dişe dokunur hiçbir sonuç elde edilemedi.

Gazete ayrıca, İsrail’in savaş sonrası ABD nezdindeki konumuna da değinerek; Washington’ı hesapsız bir çatışmaya sürüklediği yönündeki suçlamalara dikkat çekti.

Bu çerçevede, New York Times’ta yayımlanan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın yakın çevresinden sızan bilgilere dayanan bir araştırmaya atıf yapıldı.

Araştırmaya göre üst düzey Amerikalı yetkililer, İsrail’in İran rejimini değiştirme önerilerini "mantıksız" ve "saçmalık" olarak nitelendirdi. Bu durum, İsrail’in ABD’deki güvenilirliğine, kırk yıl önceki casus Jonathan Pollard vakasından bu yana indirilen en ağır darbe olarak değerlendirildi.

Öne çıkan bir diğer husus ise savaşın doğurduğu ters tepkiler oldu; zira İsrail’in tek hamlede kökünü kazımaya çalıştığı tehdit, aksine daha da güçlendi.

Gazeteye göre, ABD’nin İran’ı resmen müzakere ortağı olarak tanıması ve ona uluslararası meşruiyet bahşetmesi, Tahran’ın ekonomik ve askeri kabiliyetlerini güçlendirmesinin kapısını aralıyor. Bu durum, İran’ın krizden daha sağlam çıktığı ve yeteneklerini yeni bir uluslararası şemsiye altında yeniden inşa edebileceği anlamına geliyor.

Ayrıca, yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması, tazminat ödenmesi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı kararlarının iptali gibi maddeler tartışılırken; Tahran’ın elde edeceği devasa mali akışın yaratacağı ekonomik kazanımlar da tartışma konusu oldu.

Aynı doğrultuda Haaretz ve diğer mecralar, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden alacağı geçiş ücretlerinden elde edebileceği "istisnai gelire" odaklandı.

Gemi başına iki milyon dolara kadar çıkabileceği belirtilen bu ücretlerin, petrol ve gaz gelirlerini aşabileceği ve Netanyahu’nun bu başarısız savaşı ateşlemesinden önce İran rejimi için sadece bir hayal olan yeni bir stratejik kaldıraç oluşturacağı vurgulandı. Bu durum, İran’ın konumunu sadece bölgesel düzeyde değil, küresel siyaset ve stratejileri etkileyen bir aktör seviyesine çıkarabilir.

İbranice medya, İran ve İsrail arasındaki caydırıcılık dengesine dair soruları da es geçmedi. Haberlere göre, İran’ın caydırıcılık seviyesi artmış durumda ve daha da büyümesi bekleniyor.

Buna mukabil, İsrail’in caydırıcılığı, hasmın hem İsrail’in hem de onunla birlikte savaşa katılan süper güç ABD’nin imkânlarına karşı gösterdiği direnç karşısında aşınmış durumda.

Yorumcuların ifadesiyle; İsrail savaşa hızlı ve kesin bir zafer beklentisiyle girdi ancak kendi "milli güvenliğini" ilgilendiren müzakere masasının dışında bırakılarak sonuçlandı. Bu durum, çatışmanın en bariz olumsuz yansımalarından biri olarak kayıtlara geçti.

Yediot Ahronot’tan Maariv’e, Israel Hayom’dan Walla sitesine kadar pek çok İbranice medya organının ve analistin tutumu bu değerlendirmede birleşti.

Bu durum, İsrail içinde savaşın akıbetine dair duyulan şokun derinliğini ve sonuçlarına ilişkin büyüyen kaygıyı yansıtan, nadir görülen bir sert otokritik manzarasını gözler önüne serdi.


[1] Stratejik Felaket: Orijinal: كارثة استراتيجية (Kârise istirâtîciyye): Metinde İsrail’in içine düştüğü durumu tarif eden en ağır ifadedir. "Kârise" kelimesi, Arapçada kök olarak "kör" (krş) köküne dayanmasa da, insanın belini büken, telafisi güç yıkım anlamını taşır. Stratejik sıfatıyla birleşince, sadece askeri bir kayıp değil, devletin uzun vadeli güvenliğinin ve bölgesel planlarının iflası kastedilir. (ç.n.)

[2] "Dehşet Verici" İfadesi: Orijinal: المرعبة (el-Mur'ibe): "R-'-b" (رعب) kökünden türetilen ism-i faildir. Korkutan, dehşete düşüren, tüyleri diken diken eden demektir. İsrail medyasının anlaşma maddelerini tanımlarken kullandığı bu kelime, sadece bir "endişeyi" değil, psikolojik bir yıkımı ve çaresizliği ifade eder. (ç.n.)

Çeviri: YDH