
YDH- Middle East Eye’da yayımlanan bir analizde, ABD Başkanı Donald Trump’ın “anlaşma yapma sanatına dair dünyaya bir ders verdiği” ifade edilerek, “bir dakika kıyamet tehdidinde bulunup, bir sonraki dakika rakibinin temel taleplerine boyun eğdiği” değerlendirmesi yer aldı. Bunun “diplomasi ders kitaplarına girebilecek bir durum olduğu” belirtildi.
İranlıların “sokaklara çıkıp bayrak sallamak için iyi nedenleri olduğu” belirtilen yazıda, İran’ın iki haftalık müzakere sürecine “önemli stratejik kazanımlarla girdiği” kaydedildi.
Ateşkes maddeleri ve Hürmüz vurgusu
Analize göre, ateşkes planındaki 10 maddenin nasıl tanımlandığından bağımsız olarak, Trump bu maddeleri “işlevsel bir müzakere temeli” olarak nitelendirirken, İran ve Pakistan bunları yalnızca “iki haftalık ateşkes garantisi” olarak tanımladı.
İran’ın bu süreçte uranyum zenginleştirmeye devam edeceği belirtilirken, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu devretmesinin “büyük bir taviz olmadığı”, bunun daha önce Bedr el-Buseydi aracılığıyla yürütülen müzakerelerde de önerildiği aktarıldı.
Ayrıca, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sürdüreceği, sınırlı sayıda geminin geçişine izin verileceği ve geçiş ücretlerinin Umman ile birlikte tahsil edileceği ifade edildi.
Trump’ın, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçhi’nin “geçişlerin İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon yoluyla mümkün olacağı” yönündeki açıklamasını yeniden paylaştığına dikkat çekildi.
Bu durumun, “Washington’un İran’ın boğaz üzerindeki otoritesini fiilen tanıdığı anlamına geldiği” belirtildi.
İran’ın talepleri ve Netanyahu eleştirisi
Analizde, İran ile barışın “bir daha saldırmama taahhüdü, tüm yaptırımların kaldırılması ve savaş zararlarının tazmini” gibi şartlara bağlandığı ifade edildi.
İran’ın ABD güçlerinin bölgeden çekilmesi talebinin ise “en belirsiz madde” olduğu değerlendirilirken, Irak’tan ABD çekilmesinin uzun süredir gündemde olmasına rağmen gerçekleşmediği hatırlatıldı.
Trump’ın, ABD ve İsrail’in yoğun hava saldırıları sürerken süreci durdurmasının, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu açısından “büyük bir otorite kaybı” anlamına geldiği belirtildi.
Netanyahu’nun, 11 Şubat’ta Beyaz Saray’daki toplantıda sunduğu öngörülerin “tamamının yanlış çıktığı” ifade edildi. Bu öngörüler arasında İran’ın füze programının kısa sürede yok edilebileceği, yönetimin zayıflayacağı ve Hürmüz’ü kontrol edemeyeceği gibi iddiaların yer aldığı aktarıldı.
“İran zayıflamadı, saldırılarını sürdürdü”
Analizde belirtildiği üzere İran, altıncı haftaya kadar balistik füze saldırılarını sürdürdü ve bölgedeki ABD hedeflerine Kuveyt, Suudi Arabistan, BAE ve Katar’da “sürekli darbeler indirdi.”
İran içinde yönetime karşı beklenen çözülmenin yaşanmadığı, aksine bombardımanın “Devrim Muhafızları’na desteği artırdığı” ifade edildi.
The New York Times’ın haberine atıfla, Netanyahu’nun sunumunu “Trump’ın kararını önceden bildiği izlenimiyle yaptığı” kaydedildi.
ABD iç siyaseti ve kamuoyu
Analizde, Trump’ın sosyal medya paylaşımlarının Kongre’de azil çağrılarını artırdığı, Cumhuriyetçi tabanın ise yaklaşan seçimler öncesinde temkinli davrandığı belirtildi.
Trump ile Netanyahu’nun siyasi kaderlerinin birbirine bağlandığı, ancak her iki liderin de ABD’deki kamuoyu desteğinin düştüğü ifade edildi.
Pew Research Center verilerine göre, ABD’de İsrail’e yönelik olumsuz görüşlerin yüzde 60’a yükseldiği, Netanyahu’ya güvenin ise azaldığı aktarıldı.
Yeni savaş ihtimali ve bölgesel riskler
Analizde, önceki müzakere deneyimlerine bakıldığında Trump’ın “İran’ın anlaşmaya uymadığını” öne sürerek saldırıları yeniden başlatabileceği belirtildi. Netanyahu’nun da böyle bir senaryoyu zorlayabileceği ifade edildi.
İran’ın ise “Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapatma” ve Bab el-Mendeb Boğazı ile Süveyş Kanalı üzerinde baskı kurma kapasitesine sahip olduğu kaydedildi.
Yemen’deki Ensarullah’ın Kızıldeniz’de gemilere saldırabilecek füze kapasitesine sahip olduğu ve çatışmaya dahil olduğu belirtildi. Yeni bir savaşın petrol ve temel emtia fiyatlarını hızla yükseltebileceği ifade edildi.
Küresel dengeler ve ABD’nin konumu
Analizde, Trump’ın Avrupa desteğinden yoksun olduğu ve NATO kartını kullanma tehdidinde bulunsa da “savaşı sürdürecek güce sahip olmadığı” değerlendirildi.
Önceki Körfez savaşlarıyla karşılaştırma yapılarak, bu sürecin “geçmiş hataların bir tekrarı” olduğu ifade edildi.
ABD’nin küresel gücünün zayıfladığı, Trump’ın söylemlerinin “zayıflık olarak algılandığı” belirtilirken, Çin ve Rusya’nın bu durumu fark ettiği kaydedildi. İki ülkenin, Hürmüz Boğazı’nın açılmasına ilişkin bir kararı veto ettiği aktarıldı.
Çin’in BM Daimi Temsilcisi Fu Cong’un tasarıyı “dengesiz” olarak nitelendirdiği ve “yalnızca İran’ı suçladığını” söylediği ifade edildi.
Ateşkesin kaderi: Hürmüz ve Lübnan
Analizde, ateşkesin geleceğini belirleyecek iki ana unsurun Hürmüz Boğazı’ndaki durum ve Lübnan’daki gelişmeler olduğu belirtildi.
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in ateşkesin Lübnan’ı da kapsaması gerektiğini söylediği, ancak Netanyahu’nun Güney Lübnan’daki operasyonların süreceğini açıkladığı aktarıldı.
Bir Hizbullah yetkilisinin, İsrail saldırılarının devamını kabul etmeyeceklerini, ancak anlaşmayı sağlayan ülkelere “bir şans tanıdıklarını” söylediği ifade edildi.
İsrail’in Lübnan’da kısa sürede 100 hedefi vurduğu saldırıların ateşkesi zorladığı, İran’ın da Suudi Arabistan’daki büyük bir petrol hattını hedef aldığı kaydedildi.
Analizde, “Hürmüz ve Lübnan’daki gelişmelerin savaşın yeni bir aşamaya geçip geçmeyeceğini belirleyeceği” ve Trump ile Netanyahu’nun olası sonuçları “bildiği” ifade edildi.