'İran'a karşı kazanılan zafer' hakkında size anlatılmayan gerçekler

09 Nisan 2026

❝İsrail, İran rejimini devirmek için "altın fırsat" olarak gördüğü bu savaşın sonunda en büyük kaybeden taraf olabilir.❞

YDH- İsrailli Emekli Tümgeneral İzak Brik'in İbranice yayın yapan Maariv'deki analizine göre, İsrail-ABD'nin İran’a dayattığı emperyal saldırgan savaş beklenen stratejik sonucu üretmedi; aksine bölgesel güç dengesi Tahran lehine yeniden şekillenirken, İran hem askeri kapasitesini kısa sürede toparladı hem de enerji arterleri üzerindeki jeoekonomik kozlarını devreye sokarak ABD’yi ateşkese zorlayacak bir baskı mekanizması kurmayı başardı.

İran, uzun yıllardır İsrail'i haritadan silmekle tehdit ediyor. İsrail ise buna karşılık İran'ın nükleer ve konvansiyonel kapasitesine darbe indirmek için yıllarca uygun bir operasyonel fırsat bekledi.

Bu fırsat, yaklaşık bir yıl önce gerçekleşen 12 Günlük Savaş ile somutlaştı.

Savaş süresince İsrail Hava Kuvvetleri; İran’ın füze, roket ve İHA altyapısını hedef aldı.

Daha sonra ABD'nin de dahil olmasıyla nükleer tesislere ciddi hasar verildi.

Hem İsrail hem de ABD, İran'ın bu yeteneklerinin uzun yıllar boyunca felç edildiği varsayımıyla, operasyondan büyük bir zafer duygusuyla ayrıldılar.

 

Yanılsamalar

Ancak gerçek tablo tamamen farklı çıktı.

Çin ve Rusya'nın desteğini alan İran, sadece sekiz ay gibi kısa bir sürede konvansiyonel ve nükleer kapasitesini yeniden inşa etmeyi başardı.

Bu durum, İsrail için yeniden varoluşsal bir tehdit anlamına geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın nükleer silahların tasfiye edildiğine dair açıklamalarının aksine, İran'ın hâlâ %60 oranında zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyuma sahip olduğu anlaşıldı.

Bu miktar, birkaç hafta ile bir yıl arasında değişen bir sürede tam 11 adet atom bombası üretmek için yeterli.

İran'ın İsrail'e olan düşmanlığı "Kalavi" savaşından önce de mevcuttu; ancak savaştan sonra intikam arzusu daha da perçinlendi.

Artık hiçbir tereddüt veya engel tanımadan doğrudan nükleer silah üretme yarışına girme motivasyonuna sahipler.

 

Başarısızlıklar

ABD ve İsrail, İran'ın hâlâ ciddi bir tehdit teşkil ettiğini idrak edince, Trump yönetimi bu gücü ne pahasına olursa olsun durdurma kararı aldı.

Talepler oldukça netti: Tüm zenginleştirilmiş uranyumun teslim edilmesi, uzun menzilli füze üretiminin durdurulması ve Orta Doğu'daki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi.

İran bu talepleri reddedince Trump, Ayetullah rejimini devirmeyi ve rejim değişikliği sağlamayı amaçlayan bir savaş başlattı.

Fakat bu strateji sonuç vermedi.

Rejim devrilmek şöyle dursun, Devrim Muhafızları'nın doğrudan yönetime ağırlık koymasıyla daha da radikal bir liderlik yapısı ortaya çıktı.

ABD ve İsrail hava kuvvetlerinin bir aydan fazla süren yoğun bombardımanına rağmen İranlılar teslim olmadı.

Üstelik Trump'ın öngöremediği bir kozu devreye soktular: Hürmüz Boğazı'nı ablukaya aldılar. Bu hamle küresel ekonomiye ağır bir darbe vurdu.

ABD içindeki yoğun baskılara dayanamayan Trump, boğazların trafiğe açılması karşılığında iki haftalık bir ateşkesi kabul etmek zorunda kaldı.

 

Tavizsizlik ve dışlanmışlık

Bu ateşkes süreci İran'a; füzeler, uranyum zenginleştirme veya terörizme destek gibi kritik konularda hiçbir taviz verdiremedi.

Aksine İranlılar; savaş zararlarının tazmin edilmesini, yaptırımların kaldırılmasını ve ABD ordusunun bölgeden tamamen çekilmesini talep ediyor.

Muhtemel bir senaryoda İran, Trump sonrası gelecek yeni bir Amerikan başkanının kamuoyu baskısı nedeniyle yeni bir savaşa girmeyeceği öngörüsüyle hareket edecektir.

Mevcut konuların geçici olarak "askıya alınması" karşılığında yaptırımların kaldırılmasını sağlayıp, ardından anlaşmaları kademeli ve kararlı bir şekilde ihlal etmeye devam edecektir.

Trump, daha önce Gazze'de Hamas'a ve Yemen'de Husilere karşı izlediği taktiğin aynısını uygulayarak İsrail'i bu denklemden çıkardı.

Ateşkesin ilan edilmesinden sadece birkaç saat sonra sistemin çökmek üzere olduğu zaten aşikâr hale geldi.

Ancak ateşkes sürsün ya da sürmesin, bir kez daha hayati bir ders aldık: Trump, İsrail'in değil, yalnızca kendi çıkarları ve ABD'nin menfaatleri doğrultusunda hareket ediyor.

Geçmişte olduğu gibi, uygun gördüğü ilk anda İsrail'i kaderine terk edebilir.

Bu nedenle, İsrail kamuoyunun bir kısmının umduğu gibi İran'a yönelik operasyonlar devam etse bile, Trump'ın her an bize sırtını dönebileceği gerçeğini kabul etmeliyiz.

Özetle İsrail, İran rejimini devirmek için "altın fırsat" olarak gördüğü bu savaşın sonunda en büyük kaybeden taraf olabilir.

 

Ağır sonuçlar

Eğer ateşkes kalıcı bir anlaşmaya dönüşürse, İsrail bir "Pirus zaferi" (yıkıcı bir bedelle gelen sahte zafer) ile karşı karşıya kalacaktır. Bu durumun sonuçları son derece ağırdır:

• Aşırılıkçı ve acımasız rejim: Karşımızda, Trump'ın baskısı hafiflediği an her türlü anlaşmayı yırtıp atacak bir Devrim Muhafızları yönetimi var.

• Benzeri görülmemiş çok yönlü Tehdit: Binlerce füzeye sahip nükleer bir İran; nükleer güç Pakistan ile ittifak kuran ve giderek güçlenen bir Türkiye; ve İsrail'e sırtını dönmüş, olası bir savaş senaryosu için devasa bir ordu hazırlayan Mısır...

• Vekil güçler ve iç tehdit: Hizbullah, Irak'taki milisler, Husiler, Hamas ve İsrail içindeki on binlerce radikal unsur tehdit oluşturmaya devam edecektir.

Şayet ateşkes bozulur ve ABD savaşa döner ya da yaptırımları artırırsa, İsrail yine de Trump'ın kendi çıkarlarını ittifakın önüne koyarak süreci yarıda kesebileceğini hesaba katmalıdır. Bu durum İsrail'e kalıcı bir güvenlik sağlamayacaktır.

 

Geleceğe hazırlanmak

1- İttifakların yeniden inşası: Trump sonrası dönemde yalnız kalmamak için ABD'de iki partili desteği (Cumhuriyetçiler ve Demokratlar) yeniden tesis etmeli ve Demokrat Parti ile ilişkileri onarmalıyız.

2- Bölgesel işbirlikleri: Suudi Arabistan ve İran'ın yayılmacılığından rahatsız olan Arap ülkeleriyle bağlar güçlendirilmelidir.

3- Uluslararası diplomasi: Avrupa, Asya ve Latin Amerika ile olan ilişkiler acilen iyileştirilmelidir.

4- Ulusal direnç: Yaklaşan fırtınaya karşı ekonomik, sosyal ve güvenlik alanlarında topyekûn bir hazırlık başlatılmalıdır.

5- Yeni şer ekseni (Çin, Rusya, İran): İran'ın sekiz ay içinde hızla toparlanması tesadüf değildir. Bu durum; İran'ın enerji ve İHA teknolojisi sağladığı, karşılığında ise BM Güvenlik Konseyi'nde siyasi koruma, S-400 gibi gelişmiş hava savunma sistemleri ve füze teknolojisi yardımı aldığı stratejik bir ittifakın sonucudur.

6- Teknolojik caydırıcılığın sınırları: Savaş, teknolojik üstünlüğün ve hava gücünün, büyük yıkımları göze alan ideolojik bir rejimi dize getirmeye yetmediğini kanıtladı. İsrail, "çatışma yönetimi" ve nokta operasyon yaklaşımından, güçlü kara birlikleri ve çok katmanlı savunma stratejisine geçmelidir. Bu strateji; Arrow, Davud'un Sapanı ve Tamir gibi sistemlerden binlerce kat daha düşük maliyetli olan ve balistik füzelere karşı mükemmel yanıt verebilecek güçlü lazer teknolojisini içermelidir.

7- Bir silah olarak ekonomi: Hürmüz Boğazı ablukası, Batı dünyasının (özellikle ABD'nin) Orta Doğu güvenliğinden ziyade petrol fiyatlarına duyarlı olduğunu göstermiştir. İsrail, küresel ekonomik dengeler sarsıldığında savaşta yalnız bırakılabileceği gerçeğini planlarına dahil etmelidir.

8. İç cephe: "İsrail içindeki on binlerce aşırılıkçı" meselesi kritiktir. Bir sonraki bölgesel savaşta iç cephenin güvenliği, hayati bir önem taşıyacaktır.

Çeviri: YDH