Guardian: Çin, ABD-İran ateşkesinde garanti rolü üstlendi

09 Nisan 2026

ABD ile İran arasında sağlanan ateşkes sürecinde Çin’in doğrudan devreye girerek anlaşmaya garanti verdiği aktarıldı. Pakistanlı yetkililer, girişimin ağırlıkla Donald Trump’tan geldiğini, ancak Tahran’ın Çin’in güvenceleri olmadan taahhüt vermediğini ifade etti.

YDH - Geleneksel dış politikasında uluslararası çatışmalara taraf olmaktan veya çözüm süreçlerinde doğrudan sorumluluk almaktan kaçınan Çin, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında varılan ateşkes anlaşmasında belirleyici bir rol oynadı.

Kamuoyuna yansıyan süreçte Pakistan arabulucu olarak ön planda görünse de, Pekin yönetiminin müdahalesi olmadan tarafların uzlaşmaya varmasının mümkün olmayacağı değerlendiriliyor.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, çarşamba günü yaptığı açıklamada İran'ın ateşkes için "yalvardığını" iddia etmişti. Ancak Pakistanlı yetkililer, The Guardian gazetesine verdikleri demeçte, her iki tarafın da çatışmaların durdurulması yönünde irade gösterdiğini belirtti.

Yetkililere göre ateşkes girişimi, başlangıçta savaşın "en fazla üç gün süreceğini" öngören ancak çatışmaların içinde "kapana kısılan" Donald Trump'tan geldi.

Tahran ise, Trump'ın ilan ettiği mühletin dolduğu salı akşamına kadar herhangi bir yükümlülük altına girmeyi reddetti. İran tarafı, ABD'nin müzakereleri askeri birliklerini yeniden tertiplemek ve İsrail ile birlikte yeni bir saldırı düzenlemek için kullanacağından endişe duyuyordu.

Çin'in garantörlüğü Tahran'ı ikna etti

Krizin derinleştiği salı günü, Pakistan Dışişleri Bakanı'nın bir hafta önceki Pekin ziyaretinin ardından Çin sürece doğrudan dahil oldu.

The Guardian'a konuşan Pakistanlı bir yetkilisi, kendi rollerinin sadece arabuluculuk olduğunu, asıl garantörlüğü Çin'in üstlendiğini kaydetti.

Yetkili, "Çin başrolü oynadı. Ateşkesin garantörü oldu; ABD'nin anlaşmaya sadık kalacağı ve İslamabad'daki görüşmelerin sorunsuz geçeceği konusunda güvence verdi. İran'a bu anlaşmayı kabul etmesini söylediler" dedi.

Pakistanlı kaynaklara göre Pekin, Tahran'a doğrudan çağrıda bulunarak müzakere süreci boyunca İran'ın güvenliğini sağlama sözü verdi.

Çin'in sunduğu güvenceler arasında, İranlı liderlerin İslamabad'daki görüşmelere gitmeleri durumunda herhangi bir suikast girişimine maruz kalmayacakları taahhüdü de yer aldı. Taraflar arasındaki kritik görüşmenin cuma günü Pakistan'ın başkentinde yapılması planlanıyor.

ABD yönetiminin Çin'in bu müdahalesinden haberdar olduğu ve buna itiraz etmediği belirtiliyor. Başkan Donald Trump da daha sonra yaptığı açıklamada, Çin'in İran'ı müzakere masasına oturma konusunda ikna ettiğine inandığını ifade etti.

Ekonomik kaygılar Pekin'i harekete geçirdi

Çin yönetimi, genellikle küresel krizlerde nüfuzunu kullanma çağrılarına yanıt vermemesiyle tanınıyor. Bunun en somut örneği olan Ukrayna savaşında Pekin, Batı'nın ve Kiev'in tüm baskılarına rağmen Rusya üzerindeki etkisini kullanmamış, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e geri adım attıracak bir girişimde bulunmamıştı.

2023 yılında sunduğu barış önerisi ise büyük ölçüde Moskova'nın talepleriyle örtüşen sembolik bir girişim olarak kalmıştı.

Ancak mevcut İran savaşında Pekin'in tutumunu ekonomik gerekçelerle değiştirdiği gözleniyor. Uluslararası İlişkiler Konseyi (CFR) kıdemli araştırmacısı Zongyuan Zoe Liu, çatışmanın enerji arz güvenliğini tehdit etmesi ve yavaşlayan Çin ekonomisine ek yük getirmesi nedeniyle Pekin'in devreye girdiğini belirtti.

Liu, "Çin harekete geçti çünkü İran'daki savaş, ülkenin ekonomik büyümesi ve iç siyasi istikrarı için hayati önem taşıyan koşulları doğrudan tehdit ediyordu" değerlendirmesini yaptı.

Gelecek hafta açıklanacak verilerin, Çin'in mart ayı sanayi üretimi ve ihracat rakamlarında gerilemeye işaret etmesi bekleniyor.

Çin açısından bu hamlenin bir diğer önemli boyutu ise Trump ile yapılacak zirve öncesinde kazanılan diplomatik prestij.

Mart ayından mayıs ayına ertelenen zirve öncesinde Trump'ın Çin'in başarısını kamuoyu önünde kabul etmesi, Pekin için önemli bir siyasi sermaye olarak görülüyor.

Bloomberg'in analizine göre, Pekin ziyareti öncesinde Trump'ın konumu; ithalat vergilerinin bir kısmının ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilmesi ve Ortadoğu'daki savaş nedeniyle Asya'daki askeri varlığının zayıflaması sonucu sarsılmış durumda.

İran krizinin çözümündeki rolü nedeniyle ABD Başkanı'nın, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'e karşı siyasi bir borç altına girdiği not ediliyor.