Ayetullah Seyyid Mücteba Hamenei: “O saldırgan suçluların peşini asla bırakmayacağız”

09 Nisan 2026

❝Ülkemize saldıran o eli kanlı saldırgan suçluların peşini asla bırakmayacağız. Verilen her bir hasarın tazminatını ve şehitlerimizin kan bedelini mutlaka talep edecek; Hürmüz Boğazı’nın yönetimini ise kesinlikle yeni bir safhaya taşıyacağız. Direniş Cephesi’nin tamamını tek bir vücut olarak görüyoruz.❞

YDH- İslam Devrimi'nin Üçüncü Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamenei, bugün yayımlanan mesajında, Hürmüz Boğazı’nın yönetiminde yeni bir aşamaya geçileceğini ilan ederek Şehit Devrim Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamenei’nin şehadetinin bir son olmadığını, İran’ın ve İslam İnkılabı’nın yeniden şahlanacağı yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu vurguladı.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

“Şüphe yok ki biz, sana apaçık bir fetih vermişizdir. Allah, ümmetinin önce yapılan ve sona kalmış olan suçlarını sana bağışlasın ve sana, nimetini tamamlasın ve seni, doğru yola götürsün diye.”

İslam ve İran düşmanlarının en büyük cinayetlerinden birinin, bu aziz milletin tarihindeki en ağır matemlerden birinin üzerinden kırk gün geçiyor. İslam İnkılabı’nın yüce rehberi, İran milletinin babası, İslam ümmetinin lideri ve asrımızın hak arayanlarının önderi; İran’ın ve Direniş Cephesi Şehitlerinin Serdarı Büyük Hamaneî’nin (Kuddise Allahu Nefsehu’z-Zekiye) yürek yakan şehadetinin kırkıncı günündeyiz.

Kırk gündür şehit rehberimizin yüce ruhu, Allah’ın katında; evliyanın, sıddıkların ve şehitlerin ziyafetine konuk olmaktadır. Bu süreçte onunla omuz omuza veya onun izinden giderek pek çok yaren, komutan, İslam mücahidi ve henüz birkaç günlük bebeklerden pirifanilere kadar nice mazlum vatandaşımız da aynı yüce mertebeye erişmiştir.

Kırk gündür Yüce Allah, bu ümmetin önderini kendi huzuruna, "mikat"ına çağırmış bulunuyor. Lakin bu kez Kelimullah devrindekinin aksine; şehit rehberin ashabı ve ümmeti, hakkı ayağa kaldırmak ve batıla galebe çalmak için adeta yeniden "meb'us" olmuş, Samiri ve buzağısına karşı sarsılmaz dağlar gibi kıyam etmiş ve saldırganların, modern firavunların tepesine kor ateşler gibi inmişlerdir.

Kırk gündür dünyanın müstekbirleri, yüzlerindeki o aldatıcı maskeleri atarak; katilliğin, zulmün, saldırganlığın ve yalanın; firavunlaşan bir şirretin, çocuk katliamının, istibdat ve fesadın o çirkin, şeytani yüzünü ayan beyan sergilemektedirler.

Buna mukabil; kırk gündür Büyük Humeyni’nin ve aziz şehit Hamaneî’nin yiğit evlatları ile öz Muhammedî İslam’ın takipçileri, emsalsiz bir azimle meydanlarda, sokaklarda ve cephelerde saf tutmaktadırlar. Düşmanın vahşi saldırılarıyla verdiği tüm hasar ve kayıplara rağmen, İran'a dayatılmış üçüncü "Üçüncü Kutsal Savunma" destanına dönüştürdüler.

Bilinçli ve feraset sahibi İran milleti, şehit önderinin firakıyla kan ağlasa da Hüseyni Aşura’nın doğrudan mirasçısı olduğunu ispatlamış; bu acıdan bir destan, bu mersiyeden bir savaş narası çıkarmıştır. Tüm bunlar, tepeden tırnağa silahlı düşmanı hayret ve çaresizlik içinde bırakırken, dünyanın hür vicdanlarını takdire sevk etmiştir.

Müstekbirlerin cehaleti, 2026 yılının bu baharını, İran’ın ve İslam İnkılabı’nın yeniden şahlanışına ve güçlenişine vesile kılmıştır. İslamî İran’ın bayrağı artık sadece coğrafi sınırlarımızda değil, dünyanın tüm hak arayanlarının gönül derinliklerinde dalgalanmaktadır.

 

Şehit Rehberin özellikleri ve sanatları

Bu münasebet, o yüce ve şanlı lideri kısaca tanıtmak için kıymetli bir vesiledir. Öyle bir şahsiyetten bahsediyoruz ki; namı ne kadar cihana yayıldıysa, hakikati o nispette meçhul kaldı. Herkesçe malumdur ki şehit liderimiz; zamanın ruhunu okuyan basiretli bir fakih, yorulmak bilmez ve dağlar misali sarsılmaz bir mücahit, ilmiyle amil rabbani bir alimdi. O; zikir, teheccüd ve niyaz ehli olmasının yanı sıra, Ehlibeyt’in (a.s) mukaddes zatlarına mütevessil ve ilahi vaatlere kalbinin derinliklerinden inanan bir mümin idi.

Zat-ı alilerinin diğer vasıfları arasında vatanperverliği ve aziz İran’ın tam bağımsızlığı yolunda sergilediği kesintisiz gayret gelmekteydi; bununla birlikte "kelime birliği" ve milli tesanüd üzerinde hassasiyetle dururdu. Ömrünü İslamî nizamın tesisi, tahkimi ve bekası için vakfetmişti; lakin halkın müdahil olmadığı bir İslam Cumhuriyeti onun nazarında hükümsüzdü. Sahip olduğu kudret ve heybetin yanı sıra, meselelere bakışında ve tefekkür dünyasında muazzam bir incelik barındırırdı. Ülkenin cevherlerine, bilhassa gençlere hususi bir teveccüh gösterirdi. İlme, fenne ve bu sayede elde edilecek terakkiye ehemmiyet verirdi. Aziz şehit ailelerine, gazilere ve fedakârlara payelerin en yücesini biçerdi. Muhtelif sahalarda, bazıları onlarca yıllık birikime dayanan paha biçilemez tecrübelere sahipti.

Bugünlerde bazı mecralarda onun sanatçı kişiliğinden, sanatseverliğinden ve sanata hamiliğinden sıkça dem vuruluyor. Bu vasıf, tek başına bir şahsiyete büyük değer katsa ve aziz liderimizde hakiki manada ve en kâmil seviyede bulunsa da; onun varlığındaki diğer cevherler ve imtiyazlar yanında ancak cüzi bir yer tutar. Ben şahsen kendisinde pek çok "sanat" biliyorum:

Tüm bu sanatlar ve meziyetler, Cenab-ı Hakk’ın hususi inayetlerinden ve Efendimiz (s.a.v) ile onun tertemiz atalarının teveccühlerinden gayrı bir kaynaktan neşet etmemişti. Belki de bu inayetleri o büyük zata celbeden sırrı; onun Hak kelimesini yüceltme yolundaki dur durak bilmez ve halisane mücadelesinde aramak gerekir.

Lakin o, Pehlevi hanedanının hain şebekesine karşı yürüttüğü mücadelenin zorlukları meyanında, halkın pek malumu olmayan özel bir "vazife ifası" fırsatından da büyük güç devşirdi: Takdir-i ilahi öyle tecelli etmişti ki; ilme susamış ve amele talip olan o genç Seyyid, yüce babasının görme yetisini kaybetme tehlikesiyle karşılaştığı o kritik demde, Kum’daki tüm parlak ilmi ikbalini ve geleceğini elinin tersiyle itmiş; Allah’ın feyzine itimat ederek kendini babasına vakfetmişti.

Bu eşsiz fedakârlığın ardından ilahi lütuf öyle bir zuhur etti ki; Seyyid Ali Hamaneî henüz otuzuna varmadan Horasan’dan bir güneş gibi doğdu ve kısa sürede fikir ve mücadele dünyasının köşe taşlarından biri oldu.

Öyle ki 70'li yıllarda SAVAK onu "Horasan’ın Humeyni’si" diye yaftalamıştı. Bu batıni ve zahiri tekâmül sürecinin sonraki safhalarda da sürdüğünü bilhassa vurgulamalıyım. Şimdi bu büyük şahsiyetin ahvalinden ders çıkarma vaktidir; birbirimiz için halisane bir hayırhahlık ve muvâsat ahlakını kuşanmamız elzemdir.

Bu haslet ve onunla beraber Allah’ın geniş rahmetinden ümit kesmemek; Hak sancağı altında duranlar ile batılın etrafında halkalananlar arasındaki o keskin farktır. Bu yolun takibi, şüphesiz semanın kapılarını aralayacak; rahmet yağmurlarından düşmana galibiyete, hatta ilmi ve teknolojik zaferlere kadar her türlü ilahi ve gaybi yardımı üzerimize indirecektir.

 

İran ve halkının Dayatılan üçüncü savaştaki zaferi

Vatandaşlarım, kardeşlerim! Bugün, Üçüncü Kutsal Savunma destanının geldiği şu noktada tam bir güven ve cesaretle denilebilir ki; siz kahraman İran milleti, bu meydanın mutlak galibisiniz.

Bugün artık İslam Cumhuriyeti’nin muazzam bir güç olarak şahlanışı ve müstekbirlerin zevale doğru o kaçınılmaz inişi, her gözün görebileceği kadar aşikâr olmuştur.

Şüphesiz bu; şehit liderimizin, al kanlara boyanmış diğer tüm şehitlerimizin, mazlum vatandaşlarımızın ve Minab’daki Şecere-i Tayyibe okulunun o dalından koparılmış çiçeklerinin kanlarının bereketidir.

Bu zafer; milletin her bir ferdinin dergâh-ı ilahiye sunduğu yakarışların, mahalle mahalle, cami cami sergilediği mücahitçe duruşun; Sipah’tan Ordu’ya, emniyet teşkilatından isimsiz neferlere ve sınır boylarındaki muhafızlara kadar tüm serdengeçtilerin karşılıksız, halisane fedakârlıklarının bir meyvesidir. Bu, İran milletine lütfedilmiş ilahi bir nimettir.

Her nimet gibi bu da bekası ve neşvüneması için şükür ister: "Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım." Bu nimetin ameli şükrü ise, "Güçlü İran" hedefine ulaşmak yolunda dur durak bilmeden cehd etmektir.

 

Halkın meydanlarda kalması

Şehit liderimizin bu stratejik hedefine ulaşmak için şu aşamada asıl mesele; aziz halkımızın geride kalan kırk günde olduğu gibi meydanlardaki varlığını diri tutmasıdır. Bu kararlı duruş, güçlü İran’ın bugün ulaştığı konumun en temel direğidir.

Bu sebeple, düşmanla müzakere niyetinin beyan edilmesiyle birlikte artık sokaklara çıkmaya gerek kalmadığı gibi bir yanılgıya düşülmemelidir. Bilakis, askeri cephede geçici bir sessizlik dönemine girilse dahi; meydanları, mahalleleri ve camileri doldurma imkânı olan halkımızın sorumluluğu her zamankinden daha ağırdır.

Şüpheniz olmasın ki meydanlardaki haykırışlarınız, müzakere masasındaki sonuçlar üzerinde doğrudan etkilidir. Nitekim "İran İçin Can Feda" kampanyasına katılan o şaşırtıcı ve milyonları aşan sayı, bu sürecin en etkili unsurlarından biri olmuştur.

Allah’ın izniyle, bu sahiplenme devam ettiği müddetçe İran milletinin önündeki ufuk; görkemli, parlak, izzet ve refah dolu bir dönemi müjdelemektedir.

Şehit liderimiz görevi devraldığında, Cumhuriyet nizamı düşman darbeleriyle yaralanmış ancak dimdik ayakta kalmış bir fidan gibiydi. Fakat yaklaşık 37 yıl sonra aramızdan ayrıldığında; kökü sağlam, dalları ise bölgenin ve dünyanın dört bir yanına huzur veren koca bir çınar, bir "şecere-i tayyibe" bıraktı.

"Her zamankinden daha güçlü bir İran" hedefi, liderimizin de defalarca vurguladığı gibi ancak toplumun tüm kesimlerinin birleşmesiyle mümkündür. Bu birliğin en somut örneğine bu kırk günde şahitlik ettik: Kalpler birbirine yaklaştı, farklı görüşler arasındaki buzlar erimeye başladı, herkes vatan bayrağı altında birleşti; bu birlikteliğin hem sayısı hem de niteliği her geçen gün artıyor.

Bugün fiziksel olarak meydanlarda olamayan pek çok kardeşimizin de kalben bu kalabalıklarla tek yürek olduğunu biliyoruz.

 

Güney Komşular, tazminat ve şehitlerin kan bedeli

Bu vesileyle İran’ın güney komşularına sesleniyorum: Sizler şu an bir mucizeye şahitlik ediyorsunuz.

Öyleyse bu hakikati doğru görün, doğru kavrayın, doğru yerde durun ve şeytanların yalan vaatlerine asla tamah etmeyin.

Biz hâlâ sizden, size kardeşliğimizi ve samimiyetimizi gösterebilmemiz için uygun bir adım bekliyoruz. Bu da ancak, sizi aşağılamaktan ve sömürmekten başka gayesi olmayan müstekbirlerden yüz çevirmenizle mümkündür.

Şunu herkes bilmelidir ki; Allah’ın izniyle, ülkemize saldıran o eli kanlı suçlu azgınların peşini asla bırakmayacağız.

Verilen her bir hasarın tazminatını, şehitlerimizin kan bedelini ve gazilerimizin hakkını mutlaka talep edecek; Hürmüz Boğazı’nın yönetimini ise kesinlikle yeni bir safhaya taşıyacağız.

Biz savaş isteyen taraf olmadık, olmayız; ancak meşru haklarımızdan da asla geri adım atmayız. Bu yolda Direniş Cephesi’nin tamamını tek bir vücut olarak görüyoruz.

 

Milletin her bir ferdine tavsiyeler

Bize ait olanın tecelli edeceği vakte kadar,

1. Milletin tüm fertleri birbirini kollamaya gayret etsin ki, her savaşın doğal etkisi olan eksikliklerden kaynaklanan baskı, farklı kesimler üzerinde daha az hissedilsin. Elbette bazen karşı tarafta çok daha fazla olan bu eksiklikler; hükümetteki ve diğer kurumlardaki kardeşlerinizin çabalarıyla önemli ölçüde yönetilmiştir.

2. Beynimizin ve kalbimizin penceresi olan kulaklarımızı, düşman destekli veya onlarla aynı çizgideki medyaya karşı korumak bir gerekliliktir. Şüphesiz o medya kuruluşları İran’ın ve milletin iyiliğini istemiyorlar ve bu defalarca ispatlanmıştır. Bu nedenle ya onlarla karşılaşmayı tamamen bırakalım ya da en azından sundukları her şeye büyük bir şüpheyle yaklaşalım.

3. Aziz milletimiz, yüce liderinin resmi yas süresinin bitmesiyle yas elbiselerini çıkarsa da; onun ve ikinci ile üçüncü dayatma savaşlarının tüm şehitlerinin temiz kanının intikamını alma konusundaki kesin azmini ruhunda ve kalbinde diri tutacak ve sürekli bunun gerçekleşmesini gözleyecektir.

4. Efendimiz İmam Mehdi'ye (atf) arz ederim ki: Bizler Yüce Allah’a iman ederek, Masum İmamlara (a.s) tevessül ederek ve şehit rehberimize uyarak, sizin sancağınız altında; küfür ve istikbar cephesinin karşısında dikilmiş durumdayız. Bu yolda ülkenin izzeti ve bağımsızlığı, İslam’ın ve İslam İnkılabı’nın yücelmesi uğruna her tabakadan değerli şehitler verdik ve başka zararlara da uğradık. Şimdi tüm varlığımızla, gerek müzakere masasında gerekse savaş meydanında düşmana karşı kesin galibiyet için sizin özel duanıza gönül bağladık ve umuyoruz ki en kısa sürede hem biz hem de düşmanlarımız bunun mucizevi etkisini müşahede ederiz, inşallah.

Vesselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu...

Çeviri: YDH