İran ile ateşkes: Taktiksel başarı ve stratejik risk arasında

09 Nisan 2026

❝İran ciddi şekilde zayıflamış olsa da hâlâ hayattadır. Bu ateşkes, rejime bir "can simidi" değil, yeteneklerinin tamamen tasfiye edilmesine giden yolda bir "iskele" işlevi gördüğü sürece meşrudur.❞

YDH- İsrailli jeostrateji uzmanı ve eski başbakan danışmanı Eytan Lasri, Maariv'de yayımlanan köşe yazısında, İran ve İsrail-ABD arasındaki ateşkesi klasik bir barış anlaşması olarak değil, "mağlup edilmiş İran'ın tasfiyesi" süreci olarak görüyor. Lasri'ye göre masaya oturulmasının tek sebebi, İran’ın askeri ve ekonomik olarak "nefes alamayacak" noktaya getirilmiş olması. 

ABD Başkanı Donald Trump’ın Pakistan’ın arabuluculuğu ve Hürmüz Boğazı’nın ticarete açılması şartıyla ilan ettiği iki haftalık ateşkes, Ortadoğu tarihinin en kritik dönemeçlerinden birini teşkil ediyor. ABD yönetimi ve Savunma Bakanı Pete Hegseth, gelinen noktayı "tarihi bir zafer" olarak nitelese de asıl soru geçerliliğini koruyor: Bu süreç, kalıcı bir çözüm için kullanılan bir askeri kaldıraç mı, yoksa güvenilmezliği tescilli bir rejime sağlanan bir "oksijen maskesi" mi?

 

Eşi benzeri görülmemiş bir askeri üstünlük

Mevcut ateşkes bir zayıflık göstergesi değil; aksine, son derece agresif ve cerrahi hassasiyetle yürütülen bir askeri harekatın doğal sonucudur. İsrail ve ABD, yakın geçmişe kadar "erişilemez" görülen hedeflere ulaşmış durumdadır:

Nükleer ve endüstriyel yıkım: Uranyum zenginleştirme tesisleri, santrifüj dizileri ve füze üretim merkezleri ağır hasar alarak felç edildi.

Komuta kontrol kaybı: Rejimin üst düzey askeri ve siyasi liderliği, nokta operasyonlarla tasfiye edilerek yönetim mekanizması etkisizleştirildi.

Askeri çöküş: İran donanması ve hava kuvvetleri büyük oranda imha edilerek rejimin bölgesel hareket kabiliyeti yok edildi.

Ekonomik abluka: Stratejik petrol ve petrokimya tesislerine verilen hasar, İran ekonomisini çöküşün eşiğine getirdi.

Bu tablo, İran’ın müzakere masasına "iyi niyetle" değil, tam bir kırılma noktasında ve hayatta kalma güdüsüyle geldiğini açıkça ortaya koymaktadır.

 

İsrail’in beklentileri ve siyasi meşruiyet

Başbakan Netanyahu liderliğindeki İsrail, Washington ile tam bir eşgüdüm içerisinde hareket ederek bu süreci "taktiksel bir mola" olarak değerlendirmektedir.

Bu yaklaşım, İsrail’in siyasi çözümü öncelediğini dünyaya kanıtlayarak uluslararası meşruiyetini güçlendirmekte; ancak bu diyaloğu yalnızca "en güçlü konumdayken" sürdürmektedir.

Bu süreçte temel amaç, dikkat dağıtıcı unsurlar olmadan Lübnan’da Hizbullah’ın tasfiyesine odaklanmak ve müzakereler sırasında rejime nükleer kapasitesini sökmesi için net ültimatomlar vermektir.

 

'Bal tuzağı' riski ve tarihsel tekerrür

Tarihsel tecrübeler, İran rejiminin müzakereleri birer hayatta kalma ve yeniden silahlanma aracı olarak kullanma konusundaki uzmanlığını göstermektedir. Rejimin kontrol mekanizmalarının hâlâ aktif olması, şu riskleri de beraberinde getirmektedir:

Güvenilirlik Sorunu: İran, askeri bir yaptırım tehdidi hissetmediği hiçbir uzun vadeli anlaşmaya sadık kalmamıştır.

Ekonomik Can Simidi: Hürmüz Boğazı’nın açılması üzerinden rejimin kasasına milyarlarca dolar akıtılması, "ölüm anındaki düşmanı diriltmek" ile eşdeğer bir stratejik hata olabilir.

Müzakere Taktiği: Tahran, yaptırımlardan muafiyet kazanmak için kağıt üzerinde tavizler verirken, nükleer ve füze programı gibi temel meseleleri belirsiz bir geleceğe ertelemeye çalışmaktadır.

 

Stratejik yol haritası: dört temel ilke

Askeri zaferin siyasi bir başarısızlığa dönüşmemesi için İsrail kabinesinin şu dört kırmızı çizgiden ödün vermemesi şarttır:

Savaşa dönüş garantisi: İran’ın müzakereleri çıkmaza sokması durumunda saldırıların derhal yeniden başlayacağına dair ABD ile yazılı bir mutabakat sağlanmalıdır.

Ekonomik denetim: İran’ın uluslararası deniz yolları üzerinde ekonomik kontrol kurmasına izin verecek düzenlemeler engellenmelidir.

Fiili silahsızlanma: Füze sistemlerinin sökülmesi ve nükleer materyallerin ülke dışına çıkarılması talebi pazarlık konusu yapılmamalıdır.

Vekil güçlerle bağın koparılması: Anlaşmanın olmazsa olmaz şartı, İran’ın Hizbullah ve bölgedeki diğer milis gruplarıyla olan lojistik ve ideolojik bağını tamamen kesmesidir.

 

Sonuç: Fırsat ve varoluşsal tehdit arasında

İran ciddi şekilde zayıflamış olsa da hâlâ hayattadır. Bu ateşkes, rejime bir "can simidi" değil, yeteneklerinin tamamen tasfiye edilmesine giden yolda bir "iskele" işlevi gördüğü sürece meşrudur.

Trump ve Netanyahu’nun bu hamlesinin başarısı tek bir kriterle ölçülecektir: Süreç sonunda İran silahsızlandırılmış mı olacak, yoksa bir sonraki nükleer bombaya doğru ilerleyen, cebi parayla dolmuş daha meşru bir rejim mi?

İsrail, tetikteki parmağını gevşetmeden süreci desteklemeli, ancak tetikte kalmaya devam etmelidir.

Çeviri: YDH