Bir savaş aracı olarak diplomasi: İsrail-Lübnan müzakerelerinin perde arkası

10 Nisan 2026

"Meşruiyetini yitirmiş bu hükümetin işlediği Lübnan hukuku ve uluslararası hukuk ihlallerinin hesabını ancak bir harp suçları mahkemesi sorabilecektir."

YDH - İngiltere'deki Cardiff Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler ve siyaset alanında öğretim görevlisi olan Emel Saad, X hesabından paylaştığı analizinde, İsrail ile Lübnan hükümeti arasındaki müzakereleri, Hizbullah’ı zayıflatmayı ve Lübnan’ı iç savaşa sürüklemeyi amaçlayan bir savaş stratejisi olarak nitelendiriyor. Lübnan makamlarının kendi halkına karşı İsrail ile işbirliği içinde olduğunu anımsatan Saad, İran ve Hizbullah’ın direnci sayesinde stratejik dengenin bölgedeki statükoyu aşacak şekilde değişeceğini öngörüyor.

İsrail ile Lübnan hükümeti arasında yapılacağı söylenen bu müzakereler, Lübnan’ın İran ile yürütülen ateşkes sürecinden koparılmasını amaçlayan ve Netanyahu’nun savaşı hem İran hem de Lübnan cephesinde uzatmasına imkan tanıyan, ince bir örtüye büründürülmüş bir savaş aracından ibarettir.

İsrail, Lübnan makamlarının savaş meydanında elde edemedikleri hiçbir hedefi müzakere masasında sunamayacağını gayet iyi biliyor; zira İsrail ordusu bugüne kadar tek bir köyü veya kasabayı dahi işgal edememişken, 3-4 kilometre genişliğinde bir ara bölge kurulması veya Hizbullah’ın silahsızlandırılması gibi çok daha iddialı hedeflerin gerçekleşmesi söz konusu dahi olamaz.

Ancak İsrail’in bu görüşmelerle asıl muradı, savaşı her iki cephede de uzatmanın ötesinde, Lübnan’ı Hizbullah’ı zayıflatacak ve Şii tabanını daha da yoksullaştıracak bir iç çatışmaya sürüklemektir.

Öte yandan, Güney Lübnan’ı İsrail’e teslim etmeye ve Şii toplumunu yerinden edilme ile şiddete maruz bırakmaya (kısacası, kendileri için yük olarak gördükleri bu topraklardan ve halktan kurtulmaya) açıkça hevesli olan Lübnan makamları da İsrail’in bu sonuçları onlar adına sağlayamayacağının farkındadır.

Zira İsrail ordusu komutası "çöküşün" eşiğinde olduğuna dair işaretler vermekte ve Hizbullah’ı silahsızlandırması beklenmemektedir.

Buna rağmen Lübnan hükümeti, savaşı kendi halkı ve toprakları üzerinde uzatmanın Hizbullah’ı önemli ölçüde zayıflatacağı ve örgütün savaş sonrası dönemde kazanabileceği siyasi sermayeyi aşındıracağı üzerine kumar oynamaya devam ediyor.

Resmi bir Lübnan müzakere hattının açılması, Lübnan’ın ismen egemen bir devlet olması hasebiyle İran’ın diplomatik konumunu bir nebze güçleştirse de İran’ın iki süreci birbirine bağlı tutma kararlılığını sarsmayacaktır.

İran, bizzat Lübnan’dan ziyade direniş hattından kopmayı reddettiğini defalarca teyit etti; Hizbullah’a ve Şii toplumuna olan stratejik, ideolojik ve siyasi bağlılığı, müzakerelerin tamamen çökmesi pahasına dahi olsa sürdürmeye hazır olduğu bir taahhüdü temsil ediyor.

Devrim Lideri Mücteba Hamemeni'nin az evvel dile getirdiği "Meşru haklarımızdan hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğiz; bu bakımdan tüm direniş cephesini tek bir bütün olarak görüyoruz" şeklindeki beyanı da bu tezi kuvvetlendiriyor.

Hizbullah ve Şii tabanının bu süreçte hükümeti devirmek üzere harekete geçmeyeceği varsayılırsa, en muhtemel senaryo İsrail’in bu görüşmeleri ateş altında sürdürmesi olacaktır.

Bu süreçte Hizbullah direnişe devam ederken İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki fiili kontrolünü koruyacak ve Lübnan’a yönelik saldırıların sürmesi halinde İsrail’e doğrudan saldırılar da dahil olmak üzere gerilimi daha da tırmandırabilecektir.

Savaş aylar sürse dahi, İran’ın askeri kapasitesi ve toplumsal direnciyle birleşen Hürmüz caydırıcılığı ile Hizbullah’ın askeri imkan ve kabiliyetleri, nihayetinde stratejik dengeyi değiştirecek ve savaşı bölgedeki statükonun basitçe geri getirilmesinin çok ötesine geçen şartlarla sona ermeye zorlayacaktır.

İsrail’in kendi halkına ve topraklarına karşı yürüttüğü savaşta fiilen taraf haline gelen Lübnan hükümetinin kaderi ise, savaş sonrası herhangi bir senaryoda siyasi varlığını yitirmek olacaktır.

Salt analitik ve kavramsal bir bakış açısıyla, Vichy Fransası ile yapılan kıyaslamalar buradaki işbirliğinin boyutlarını tam olarak yansıtmıyor. Vichy, yenilgi ve işgal kesinleştikten sonra bu duruma uyum sağlamış ve konumunu bir oldu bitti olarak gerekçelendirmişti; oysa burada işbirliği, İsrail’in asgari kazanımlar dahi elde edemediği ve bunu haklı çıkarmak için benzeri görülmemiş, müstehcen bir "devlet egemenliği" iddiasına sığındığı süregelen bir savaş sırasında yaşanıyor.

Bu, 2006 yılındaki Sinyora hükümetinde olduğu gibi savaş sonrası bir uzlaşıya dahil edilemeyecek, bambaşka bir işbirliği mertebesidir.

Meşruiyetini yitirmiş bu hükümetin işlediği Lübnan hukuku ve uluslararası hukuk ihlallerinin hesabını ancak bir harp suçları mahkemesi sorabilecektir.

Çeviri: YDH