
YDH - Yargıç Andrew Napolitano, "Judging Freedom" programının açılışında, ilan edilmemiş savaşların sıradan hale geldiğini belirterek, hükümetin "saldırganlık" olarak da bilinen "önleyici savaş" uygulamalarına başvurduğunu ifade etti.
Napolitano, Amerikan halkının bu duruma itiraz etmediğini ve toplumun hükümet tarafından gayrimeşru güç kullanımına alışmış olmasının trajik bir durum teşkil ettiğini kaydetti.
Napolitano, özgür bir toplum inşa etmek için güç kullanımını başlatma meselesinin anlaşılması ve reddedilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Ya Jefferson haklıysa? Ya en az yöneten hükümet en iyisiyse? Ya hükümet haksızken haklı olmak tehlikeliyse?" sorularını yöneltti.
9 Nisan tarihli yayına katılan gazeteci Max Blumenthal, bölgedeki son gelişmeleri ve Washington-Tahran hattındaki çatışma dinamiğini değerlendirdi.
Yargıç Napolitano’nun "Şu anda ABD ile İran arasında bir ateşkes var mı?" sorusuna yanıt veren Max Blumenthal, herhangi bir ateşkesin söz konusu olmadığını ifade etti. Son üç yılda yaşananları, örneğin Gazze'deki soykırım sırasında verilen araların İsrail’in yeniden mobilize olması ve silahlanması için nasıl istismar edildiğini gördüğünü belirten Blumenthal, şu anda benzer bir durumun yaşandığını kaydetti.
Blumenthal, ABD deniz piyadelerinin bölgeye sevk edildiği ve İsrail’in hava savunma füzelerinin (önleyicilerin) tükenmek üzere olduğu bir aşamada, İran’ın ivmesini konsolide ettiğini, ABD’nin ise Pakistan üzerinden bir ateşkes izlenimi yaratmaya çalıştığını bildirdi.
Blumenthal, bu sürecin Donald Trump’ın piyasalarla "oynamasına" olanak tanıdığını, Beyrut'taki bazı Beyaz Saray içerisindeki isimlerin Brent petrol fiyatlarının düşeceği üzerine yaklaşık 1 milyar dolarlık bahis oynadığının görüldüğünü dile getirdi.
Trump’ın, İran Ulusal Güvenlik Konseyi’nin 10 maddelik planını müzakereler için bir temel olarak kabul ettiğini duyurmasıyla petrol fiyatlarının düştüğünü hatırlatan Blumenthal, bu sözde ateşkesin daha ifşa edici kısmının ise Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in sosyal medya paylaşımı olduğunu aktardı.
Blumenthal, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın ateşkes çerçevesini Şerif’e bir taslak olarak sunduğunu, Şerif veya ofisinden birinin bu taslağı üzerinde "Şerif için şartlar" (Terms for Sharif) yazan başlığıyla birlikte paylaştığını kaydetti.
Bu şartların açıkça Lübnan’ı da ateşkes kapsamına aldığını belirten Blumenthal, "ABD Lübnan’ı dahil etmeyi kabul etmişti, İran da Pakistan aracılığıyla bunu kabul etmişti. Peki İsrail ne yaptı? Lübnan’da tarihin en kötü katliamlarından birini gerçekleştirdi" dedi.
Lübnan’da 250’den fazla kişinin öldürüldüğünü ve 1200’den fazla kişinin yaralandığını bildiren Blumenthal, İsrail’in sadece Hizbullah’ın ofislerinin bulunduğu güney Beyrut’u (Dahiye) değil, Hizbullah muhaliflerinin yaşadığı şehir merkezindeki bölgeleri de bombaladığını ifade etti.
Saldırılarda ünlü bir Lübnanlı şair ve eşinin yanı sıra ailelerin evlerinde katledildiğini, bir mezarlığın 500 librelik bombayla vurulduğunu aktaran Blumenthal, "Tüm bunların amacı ateşkesi sabote etmek ve İran’ı Lübnan’daki müttefikini savunmaya kışkırtmaktı" değerlendirmesinde bulundu.
Max Blumenthal, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ateşkes şartlarının "yapay zeka tarafından üretilmiş çöp" (AI generated slop) olduğu yönündeki açıklamalarını sert bir dille eleştirdi.
Vance’in ateşkesin Lübnan’ı kapsamadığını iddia etmesini "dişlerinin arasından yalan söylemek" olarak nitelendiren Blumenthal, bu ifadelerin Vance’i başkanlık için "ehliyetsiz" kıldığını vurguladı.
Blumenthal, "Şartlar Başbakan Şerif’in sosyal medya hesabında duruyor ve Lübnan’ı içeriyordu. Lübnan’ın İran’la veya daha geniş çatışmayla hiçbir ilgisi olmadığını söylemek gerçekleri tersyüz etmektir" dedi.
İsrail’in Lübnan’a yönelik kara istilasını, ABD’yi İran’a saldırmak için bir "vekil güç" olarak güvence altına aldıktan sonra başlattığını belirten Blumenthal, JD Vance’in dürüst davranmadığını ve İsrail’in eylemlerini meşrulaştırmaya çalıştığını ifade etti.
Blumenthal, Washington’daki ideolojik Siyonist müzakereciler olarak tanımladığı Witkoff ve Kushner’in İslamabad’a gittiğini, bu isimlerin yanında Vance’in ne kadar hareket alanı olduğunun belirsiz olduğunu kaydetti.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun "İran ile ateşkes Lübnan’ı kapsamaz" yönündeki açıklamalarını ve 10 dakikada 100 komuta merkezini vurdukları yönündeki övünçlerini değerlendiren Blumenthal, bu iddiaların gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.
Hedef alınan yerlerin cenaze evleri, parklar, alışveriş merkezleri ve yerleşim alanları olduğunu belirten Blumenthal, İsrail’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ı öldürmeye çalıştığını ancak başarısız olup sivil binaları havaya uçurduğunu kaydetti.
İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinde başarılı olamadığını, kara istilasının durma noktasına geldiğini ve Litani Nehri’ne kadar olan bölgeyi işgal etme hedeflerinden geri adım attıklarını bildiren Blumenthal, "İsrail ordusu esasen çökmüş durumda ve yedek askerler göreve gelmiyor. Bu artık askerlerin ancak para ödenirse savaşa geldiği bir paralı asker ordusudur" dedi.
Blumenthal, İsrail’in helikopterler kaybettiğini, kayıplarını gizlediğini ve tarihinde ilk kez Merkava tanklarının FPV dronlar tarafından vurulduğunu aktardı.
İsrail’in askeri olarak sahada zayıf olduğunu, ancak ABD’nin ateş gücüne dayanan bir "suikast ve katliam makinesi" olarak işlev gördüğünü belirten Blumenthal, "Yaptıkları tek şey, ateşkesi havaya uçurmak için bu performansçı katliamları gerçekleştirmek ve bu sırada Donald Trump’ı avuçlarının içinde tutmaya devam etmektir" ifadelerini kullandı.
İran füzeleri ve dronlarının İsrail’e verdiği hasar konusundaki sansüre değinen Blumenthal, İsrail’in bu konuda çok katı davrandığını, The Gray Zone muhabiri Jeremy Loffredo’nun sadece Nevatim Hava Üssü yakınındaki bir füze çukurunun fotoğrafını çektiği için "casusluk" ve "vatana ihanet" suçlamalarıyla yargılanmak istendiğini hatırlattı.
Nevatim Üssü’ne yönelik saldırıların detaylarının bilinmediğini ancak ABD’nin Suudi Arabistan’daki el-Udeyd gibi üslerinde milyar dolarlık radar sistemlerini ve uçaklarını kaybettiğini ifade eden Blumenthal, Planet Labs gibi uydu görüntüleme şirketlerinin de Pentagon ile yaptıkları sözleşmeler gereği bölgeden görüntü paylaşmayı reddederek kayıpları gizlediklerini dile getirdi.
New York Times’ta yayımlanan ve Trump’ın İran’a saldırı kararının perde arkasını anlatan habere de değinen Blumenthal, bu haberin The Gray Zone’un geçen yıl yayımladığı bilgileri doğruladığını kaydetti. 11 Şubat’ta Washington’da gerçekleşen görüşmede Netanyahu’nun bir durum odası brifinginde masanın başında oturduğunu, Trump’ın ise yan tarafta kaldığını belirten Blumenthal, Netanyahu’nun Trump’a "İran nükleer silaha bir hafta uzaklıkta, liderini öldürürsek rejim bir gecede çöker" diyerek yanlış bilgi verdiğini ifade etti.
Blumenthal, bu yanlış bilgilere John Ratcliffe, Marco Rubio ve JD Vance gibi isimlerin hiçbirinin itiraz etmediğini, Trump’ın savaşa onay verdiğini ancak altı hafta sonunda ABD’nin savaşı kaybettiğini vurguladı.
Blumenthal, "Trump’ın bu altı haftalık yıkım ve katliamdan elinde ne kaldı? Rejim değişikliği yok, nükleer malzeme imhası yok, balistik füzelerin etkisiz hale getirilmesi yok. Hürmüz Boğazı tamamen İran’ın kontrolünde" dedi. İran’ın altyapısına yönelik saldırılara rağmen egemen bir güç olarak daha da güçlendiğini belirten Blumenthal, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticaretten kripto para ile vergi almaya başladığını aktardı.
Trump’ın bu vergi sistemine kendi kripto para girişimleri olan "World Liberty Financial" üzerinden dahil olmaya çalıştığını ifade eden Blumenthal, "Trump sadece kendi cebini doldurmanın peşinde. İran’ın gücünü konsolide etmesini ve uluslararası toplumda meşru, güçlü bir ülke olarak tanınmasını umursamıyor" şeklinde konuştu.
Blumenthal, Demokrat Parti’nin ve ABD’deki savaş karşıtı hareketin durumunu da analiz etti. Demokratların savaşın başında gizlice bu süreci desteklediklerini, ancak işler kötü gidince Trump’a "İran’a yeterince zarar vermediği" gerekçesiyle sağdan saldırdıklarını belirtti.
Chris Murphy gibi isimlerin Trump’ı "teslim olmakla" suçladığını kaydeden Blumenthal, Demokrat Parti tabanının ise ezici bir çoğunlukla savaşa ve İsrail’e karşı olduğunu, ancak bağışçı sınıfının Siyonist rejimin çıkarları temsil ettiğini ifade etti.
Son olarak Melania Trump’ın "çocukları kurtarmak için savaş" söylemine değinen Blumenthal, bu retoriğin Samantha Power tarafından pazarlanan "Koruma Sorumluluğu" (R2P) doktrininin bir devamı olduğunu ancak artık maskesinin düştüğünü söyledi.
Blumenthal, "Donald Trump yeni bir savaş suçu retoriği üretmiyor; sadece her zaman bir suç imparatorluğu olan yapının maskesini kaldırıyor. Özgürlük ve demokrasi yayma bahanesinin koca bir yalan olduğunu, geriye sadece ham güç ve medeniyetleri yok etme tehditlerinin kaldığını ifşa ediyor" dedi.
İran’ın diplomatik izolasyondan çıktığını, İspanya’nın Tahran’da büyükelçilik açtığını ve Fransa’nın Lübnan’ı da kapsayan diplomatik kanallar kurmaya çalıştığını belirten Blumenthal, Trump’ın bu süreçte NATO’yu tamamen yok ettiğini ve ittifakın artık geri dönemeyeceğini vurguladı.
Blumenthal, İsrail’in Trump’ın başkanlığını yok ettiğini belirterek, "Netanyahu, Joe Biden ve Kamala Harris’i de yok etmişti; çünkü hiçbiri kendilerini İsrail ile olan bu yağmacı ilişkiden çekip çıkaramadı" diyerek sözlerini tamamladı.